Kırk yıl önce İstanbul Gezi yazıları: Kendi gitmiş adı kalmış

04:004/02/2026, Çarşamba
G: 4/02/2026, Çarşamba
Mustafa Kutlu

Yağmur ince ince yağıyor... Çemberlitaş baharatçılarının önünde durup karşıya, Atik Ali Paşa Medresesi’ne bakıyorum. Giriş kapısının üzerinde birkaç tabela: “Anıtlar Derneği-İstanbul Şubesi”. Sağ yanda “Milliyetçiler Derneği”, sol yanda “Türkiye Muallimler Birliği”. Milliyetçiler Derneği’nin mermer tabelası oldukça küçük. Yazıların siyahı silinmiş, yağmurdan yaştan yıpranmış. Yağmur Yayınları sahibi İsmail Dayı’nın -şimdilerde Balıkesir ANAP Milletvekili- sözleri çınlıyor kulaklarımda. Bir vakitler

Yağmur ince ince yağıyor...

Çemberlitaş baharatçılarının önünde durup karşıya, Atik Ali Paşa Medresesi’ne bakıyorum.

Giriş kapısının üzerinde birkaç tabela: “Anıtlar Derneği-İstanbul Şubesi”. Sağ yanda “Milliyetçiler Derneği”, sol yanda “Türkiye Muallimler Birliği”.

Milliyetçiler Derneği’nin mermer tabelası oldukça küçük. Yazıların siyahı silinmiş, yağmurdan yaştan yıpranmış.

Milliyetçiler Derneği’nin musıkî faaliyetlerinden biri. Fatih Şehir Tiyatroları’nda Mevlevi âyini (1974).

Yağmur Yayınları sahibi İsmail Dayı’nın -şimdilerde Balıkesir ANAP Milletvekili- sözleri çınlıyor kulaklarımda. Bir vakitler dernekten el ayak çekilince, kim yapmışsa yapmış, tabelayı indirmiş oradan. Ercüment Konukman -ANAP İstanbul Milletvekili şimdi, Prof.- ile birlikte bir gece tutup eski yerine çakmışlar. Gençlik günlerinin heyecanını birlikte yaşadıkları bu derneğin yok olmasına, kapısını açan olmasa da tabelasının indirilmesine gönülleri razı gelmemiş anlaşılan.

Tabela onların çaktığı yerde duruyor. Ya dernek... O her cumartesi heyecanla koşulan irfan yuvası... O nerede şimdi? Kendi gitmiş adı kalmış.


Muallimler Birliği’nin yukarı odasında bir pencere açık kalmış. Rüzgârda ağır gıcırtılar ile sallanıyor. Kuşlar girip çıkıyor içeriye. Medresenin ağır ve açılmaz kapısını aralıyorum.

Aman Allah’ım... Bütün bir yakın tarih gömülü duruyor burada... Odaların her birinin kapısında bir tabela... Siyah zemin üzerine sarı yaldız ile yazılı...

Türkiye Harsî ve İçtimaî Araştırmalar Derneği. Türk Folklor-Halk Bilgisi Derneği. I. Kuruluş 1927. İkinci Kuruluş 1946. -Türkiye Muallimler Birliği Terbiye ve Meslek Rehberliği Merkezi.- Bilgi Mecmuası.


Odalardan birinin kapısı üzerinde “Musiki çalışmaları” diye yazıyor. Demek ki büsbütün hâli değil bu hücreler. Birileri yine bilinmeyen zamanlarda gelip burada tamburlarının, utlarının üzerine eğiliyorlar.

Şöyle ilerleyip tozlu camlardan içeriyi görmeye çalışıyorum. Büyük, kasvetli, karmakarışık eşyaların üst üste yığıldığı bir oda. Masalardan birinin üzerinde bir ut yüzüstü kapanmış yatıyor. Kenarda köşede kitaplar, dağınık mecmualar, eski koltuklar, kırık sandalyeler. O sırada Anıtlar Derneği’nin -ki en bakımlı yer orası- tek müstahdemi yanaşıyor.

— Kimse yok mu burada, diyorum.

Yaşlı bir emekli öğretmenin kaldığını söylüyor. Kimsesiz bir öğretmen. Anlaşılan bir türbedar gibi bekliyor burasını. O da göçüp gidecek günün birinde. Zaten artık yıllardan beri açılmayan kapılar büsbütün kilitli kalacak.


Otoparkın kalabalığı içinden başımı kaldırıp Çemberlitaş’ın son durumuna şöyle bir bakayım diyorum. Darüşşafaka’nın malı olan Şafak ve İpek sinemalarının bulunduğu iş hanının en üst katında bir fosforlu tabela gözlerimi alıyor. Kırmızı yazıyla bir baştan bir başa bütün hanın gövdesini kaplayan tabela şu: FEM Dersanesi. Fosforunun kırmızısını öyle bir parlatmış ki, orada, Çemberlitaş’ın bulunduğu açıklıkta hiçbir görsel malzeme kalmamış. Hepsini ezip geçmiş mübarek. Böylesine bir tarihî mekâna, böylesine bir tabelayı asan ticaret erbabına pes vallahi.

Az ileride İpek ve Şafak sinemalarının olduğu pasaj var. Bu sinemalar da yakında kapanır herhâlde. Zaten televizyonun ve videonun baskısına dayanamayan pek çok salon yıkılıp pasaj yapıldı. Bunların da sonu yakındır. İş yapmadıklarını biliyorum. Soğuk, bakımsız, alabildiğine kasvetli salonları var. Neredeyse beş bin kişilik sinema, kırk elli kişilik seyirci ile yaşamaz ki. Bunları yeniden eski günlerine kavuşturmak neredeyse muhal geliyor bana. Belki belediyeler el atabilir. Kaliteli filmler getirir, konuşmalar, toplantılar düzenler, kültür haftaları yapar. Müsteciri zora sokmaz, kontrolü elinde tutar, açıkçası devlet desteği verir. Yoksa sinemamızın garip bir şekilde yükseliş kaydettiği bir dönemde kapanan salonlar karanlık bir tablo çizmeye devam edecek.


Köprülü Medresesi’nin karşısında eski Eminönü Kaymakamlığı binasının restore edilen parlak silüeti yükseliyor. İnşaatın önündeki tabeladan buranın artık “Basın Müzesi” olduğunu anlıyoruz. Ne güzel! Onca çabalamadan sonra “basın” nihayet bir müzeye kavuşuyor.

Ancak şunu merak ediyorum.

Acaba bu müzeye “lotarya” için sarf edilen unsurlar da girecek mi? Basının çok uzun bir zamandan beri simgesi durumuna gelmiş olan lotarya birkaç örneği ile bu müzede yer almazsa, yazık olacak. Şu günlerde bile inşaatın önünde dikilip duran tahta perdelerde bunun güzel örnekleri var. “Kara Şimşek”ler falan. Sanıyorum müzenin yüzünü ağartacak en kıymetli parçalar bu unsurlar içinden çıkacaktır.


#Kırk yıl önce İstanbul
#Gezi yazıları
#Atik Ali Paşa Medresesi