
İran’a yönelik muhtemel ABD/İsrail saldırısının ‘neden ve nasıl’ına ilişkin tartışmalardan çıkan sonuçlar kimseyi tatmin etmiyor…
Herkes, enerji kaynaklarından ülke içi dinamiklere kadar bir düzine sebep sıralıyor ama İran’ı vurmak için bunların biri veya birkaçını dahi “kesin, ikna edici sebep” saymıyor…
‘Nasıl’ı ise zaten büyük askeri faraziyeler/fantezilerle anlatılıyor, envanter dökümleri yapılıyor. Bunun dışında bir yol da akıllarına gelmiyor! Ama burada da mutabakat var; “vurabilirler ama şiddeti ne olursa olsun, Tahran kolay kolay ringden yuvarlanmaz”…
İş bir yandan da, “ha vurdular ha vuracaklar” istiminden reyting çıkarmaya bağlandığından, kazana bol bol coşku atılıyor…
Kimse de çıkıp demiyor ki, “İran düşerse bu bizim için iyi mi olur, kötü mü”?..
***
Önce “düşmeyi” tarif edelim…
İki türlü olabilir; İran ya parçalanır ya dönüşür…
Parçalanırsa felaket. Aynı zamanda ‘iç savaş’ demektir. Kan dökülür. Bölgeye istikrarsızlık ihraç eder. Nerelere, hangi kollarla sıçrayacağı, büyük oyuncuların nasıl roller üstleneceği, komşu ülkelere binbir etkisi bilinemez, bilinse bile boyutları kestirilemez. Ekonomi, Ortadoğu, Irak, Suriye, göç, enerji fiyatları, etnik, dini çatışmalar, vs…
Türkiye’nin bundan memnun olması mümkün mü? Tam da -iyidir kötüdür, olur olmaz ayrı mesele- Ortadoğu’nun belli bir sisteme, yani düzene, sonuçta istikrara kavuşabileceğine ilişkin beklentilerin yükseldiği, sacayaklarının çakıldığı bir dönemde?
İkincisi rejimin dönüşmesi…
Dönüşmeyi de tarif edelim; Tahran rejiminin “daha ılımlı”, “Batı’yla didişmeyen” bir yapıya evrilmesi…
Bu Türkiye’yi memnun eder mi?..
Başına “eğer” koymak şartıyla, bu senaryoyu da konuşmalıyız…
***
İran’ın Batı’yla sıcak ilişkiler geliştirdiği bir süreç, Ortadoğu’daki tüm dinamiklerden daha hızlı ilerler. Çünkü müktesebatı münasiptir. Aslına bakarsanız, donanımı da müsaittir…
Prof. Süleyman S. Öğün -mealen- şöyle anlatıyor; ‘Petrol ve doğalgaz kaynakları ile jeopolitik bağlamdaki yeri Batı nezdinde önemlidir. Beğeniriz beğenmeyiz, kendine özgü diplomatik sitili vardır. Kültürlü bir ülkedir. Batı desteği açıldığı an hızla kalkınabilir ve bunun ordusuna da etkisi olur.’…
Şu anki haliyle İran, Türkiye’nin hayli gerisindedir…
Spekülasyon yapıyoruz; İran’ın rejim değişikliği Batı’ya eğilimli hale gelirse, Batı’nın İran’a eğilimi Türkiye’den fazlı mı olur az mı olur?
(Not düşeyim; spekülasyonu “Batı’ya endekslemekten” rahatsızım ama atağı geliştiren, yani “eylem” onların. Haliyle çıktıları da onlara göre olacaktır, reel-politik bu maalesef.)
Tekrar dönelim sorumuzu yanıtlamaya; ılımlı rejimin politikaları iki şekilde tezahür edebilir; bir, Türkiye’ye rakip olarak. İki, Türkiye ile uyumlu olarak…
***
İran dış politikasının sinsi kabullerinden biri Türkiye ile rekabettir. Doğasında bu var. Batı’yla ilişkilerinin toparlandığı bir dönüşümde bunun getirilerini kullanmak istemeyeceklerine kefil olamayız. Bu noktada, İngiltere’nin, ABD’nin, Almanya’nın, Rusya’nın hatta İsrail’in (!) nasıl davranacağını ve konuşlanacağını da kestiremeyiz. Açık yazalım; Türkiye’nin tüm bölgede açık biçimde yükselen gücü ve bu güce dünyadan gösterilen ilgi/dikkat bölünebilir…
İkinci ihtimal saydığımız, “Türkiye ile uyumlu olabilir mi” sorusu ise genel jeopolitik bağlama yaslanıyor; ilk ihtimal değerlendirme kriterlerini siyasi tarih ve konvansiyonel birikimlerden alıyordu. Bu olasılık ise Trump ABD’si ile bedenlenen, çok kutuplu dünya düzeni dinamiklerini kendine göre oturtmaya çalışan politikalara bakıyor…
***
Şu an bölgede tek sorunlu alan -belki kısa süre sonra Irak’ta eklenebilir ama- İran görünüyor. Çünkü İran, Çin ve Rusya’nın politik uzantısı olarak Ortadoğu’da bir sınır oluşturuyor…
Trump yönetimi bölgenin geri kalanında Doğu’yu geriletmeyi başardı. Suriye ve Irak’tan atılan, Yemen’de ve vekil güçleri eliyle varlık gösterdiği diğer alanlardan itilen sadece İran değildi. Çin ve Rusya da ötelendi…
Yeni dünya ile uyumlu yeni Ortadoğu’da Türkiye’nin özgün bir rol yürütmeye çalıştığını da izliyoruz. Batı’yla ilişkileri düzelmiş İran bu role katılır mı? Zor sorular bunlar. Çünkü sadece Tahran’dan bahsetmiyoruz; Hazar, Karadeniz’den Yemen’e Ortadoğu, Kuzey Afrika hatta Doğu Afrika, Basra, Pakistan-Afganistan, vs…
Devasa alanda Batı etkisinin, Trump ABD’sinin, sorun çıkarmayan bir düzen, “pax-Trumpa” arzusu Ankara ve Tahran’ı yakın tutabilir mi? Belki. Ama komplikasyonlara açık olduğu ortadadır…
Türkiye, ihtimaller ve kestirilemeyen sonuçları ile uğraşmaktansa, İran’ı kendi doğal dinamiklerine bırakmayı tercih edebilir…
Dün İran Dışişleri Bakanı’nı ağırlarken Sayın Hakan Fidan’ın kurduğu, “İran’ın iç meselelerinin dış müdahale olmaksızın İran halkı tarafından barışçıl şekilde çözülmesini temenni ediyoruz. İran’a yönelik bir askeri müdahaleye karşı olduğumuzu her fırsatta muhataplarımıza aktarıyoruz” cümleleri odur…
***
İhtimali az veya çok hiç fark etmez, aklımızda tutmamız gereken bir risk daha var; İran’ın ve müttefiklerinin geriletilmesi planı içinden Türkiye-İran geriliminin ortaya çıkarılması!
Geçtiğimiz Perşembe ‘Akıl Odası’nda Prof. Hasan Köni İran anlatırken, 79 devriminin sonuçlarından birinin Sovyetler’e yönelik bir siyaset ihracını da içerdiğini, bu yüzden Sovyetler’in Afganistan’a girmek zorunda kaldığını anlattı. Şimdi İran için rejim değişikliği isteyen herhangi girişim Çin’i de hedefe kattığından, hangi ülkenin koç başı olarak kullanılmak istenebileceği herhalde tartılmalı…
Ya da her akşam yaptığımız gibi, Amerikan uçak gemisinin boyu kaç metre, İran’ın elinde kaç füze var, değneklerle gösterir, savaş bahisleri oynayabiliriz…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.