Bilmediğini bilmek

04:006/01/2026, Salı
G: 6/01/2026, Salı
Ömer Lekesiz

Sözlükte “ulaşma; varma; yetişme; kavuşma; anlama yeteneği; akıl erdirme; anlayış; algı”… anlamları verilen idrak, Kelam terimi olarak “bir şeyi tam mânasıyla ihata etmek, bir nesnenin sûretinin akılda hâsıl olması, bir şeyin hakikatine ait imaj ve fikirlerin zihinde şekillenmesi’ demektir. Bu yetenek ve melekeye de müdrike denilir.” (Çağbayır Sözlüğü; Topaloğlu – Çelebi, Kelâm Terimleri Sözlüğü) İdrake “Yönlendirilmiş düşünme” diyen ve onu düşünme, hissetme, duyum ve algı esasında dört temel psikolojik

Sözlükte “ulaşma; varma; yetişme; kavuşma; anlama yeteneği; akıl erdirme; anlayış; algı”… anlamları verilen idrak, Kelam terimi olarak “bir şeyi tam mânasıyla ihata etmek, bir nesnenin sûretinin akılda hâsıl olması, bir şeyin hakikatine ait imaj ve fikirlerin zihinde şekillenmesi’ demektir. Bu yetenek ve melekeye de müdrike denilir.” (Çağbayır Sözlüğü; Topaloğlu – Çelebi, Kelâm Terimleri Sözlüğü)

İdrake “Yönlendirilmiş düşünme” diyen ve onu düşünme, hissetme, duyum ve algı esasında dört temel psikolojik işlevden biri olarak gören Carl Gustav Yung, bu dört işlevi seçmesinin a priori yani evveli nedeni belirtemediğine “sadece bu anlayışın uzun yılların tecrübesi sonucunda ortaya çıktığına” işaret eder. (Analitik Psikoloji Sözlüğü)

Onun bu işareti aynı zamanda idrakin felsefeden kelama, tasavvuftan psikolojiye… insanı tanıma ve tanımlama faaliyetindeki kesintisizliğe de bir işarettir. Günümüzde fenomenolojinin temel konularından biri olarak işlenen idrak, onu ilk düşünenden son düşünene “idrakinin mümkün olup olmadığı” tartışmasıyla yine hep önde gelmektedir.

Ancak bu önde geliş, entelektüel düzeyde böyledir. Genel yaşayış anlamında halk düzeyinde durum böyle değildir. Zira hepimiz “bilmek” kelimesini gündelik iletişim içinde artık çok rahat kullanıyoruz. Her konuda fikrimiz var, her meseleye dair bir cümlemiz daima hazır yani “bilmek” ayakkabımız, ceketimiz gibi, sosyal medyada, ekranlarda, sohbetlerde… “konuşmak” suretiyle hep elimizin altında. Bu nedenle saçmalayan birine “düşünerek mi konuşuyorsun” sorusu sorul(a)mamakta, bilakis çok konuşanın çok şey bildiğine inanılmaktadır. Böylece konuşma düşünme onu dışa aktarma araçlarından biri olmaktan çıkmış bizzat düşünmenin yerine geçmiş gibidir.

Bu manada idraki unutmak başta kendi haddimiz olmak üzere bizi biz yapan önemli hasletleri de unutmak olarak ciddi bir tehlikeyle yüzyüze olduğumuzu göstermektedir. Örneğin bilgimiz arttıkça tevazuumuzun artması gerekirken, tam tersi olmakta, bildiğimizi sanarak sözümüzü sertleştirmekte, anlaşılmama durumunda sözümüzü değil, sesimizi yükseltmekte, tanımladıkça kesinleşip kesinleştikçe de başkalarına karşı tahakküm kurmaktayız. Bu fiili durumda Miguel de Unamo’nun “Hakikati aramak gerekir, yoksa şeylerin nedenini değil; hakikat ise tevazuyla aranır” sözü, manasına yeniden ihtiyaç duyulduğunda ona tekrar ulaşılmayacak bir uzaklığa itilmiştir.

Sözün geldiği bu noktada “yakınma” bir hakikate işaret etmekten daha kolay olmasına rağmen, zikrettiğimiz mecralarda idrakin hatırlatılmasına mahsus olarak yapılan uyarıların görülmesine mani değildir. Ancak bu uyarıların, yukarıda vurguladığımız şekliyle konuşmanın başatlığında, farklı ifadelerle iletilmesi halinde etkilerinin artırıldığı vehmine kurban edilen değerli vecizelerle yapılması da yeni sorunlara gebedir. Hz. Ebû Bekir’in idrakle ilgili sözünün “İdrak, idrakin idrak edilemezliğini idrak etmektir” ya da “İdrak, idrakin imkansızlığını idraktir” vb. ifadelerle iletilmesindeki gibi…

Semîn el-Halebî’nin, Misalli Ansiklopedik Kur’an Sözlüğü’ndeki (Ketebe) kaydına göre Hz. Ebû Bekir’in o sözünün aslı ve tercümesi şöyledir:

“Yâ men gâyehu mağrifetihil gusûru an mağrifetihi: Ey bilinmesinde son nokta bilinememesi olan.”

Bunu, İbnü’l-Arabî (k.s) ise Fütuhât-ı Mekiyye’sinde (Lİtera) kendi tanımına esas olarak şöyle zikretmiştir:

“Bilgi, idrak edilen şeyin kendiliğinde bulunduğu hale göre idrakidir. (...) İdraki imkansız olanı bilmek ise onu idrak edememeyi bilmek demektir. Nitekim Hz. Ebubekir, idraki idrakten acizlik idraktir, demiştir.”

Bu nakil, İbnü’l-Arabî’nin -fass, fasıl ya da sifr olarak işlediği konuların daha iyi anlaşılması bakımından- şer’i delillerini o konulara has olarak manaca çeşitlendirdiğini bilenler için normaldir ancak konunun ehli olmayanların ondan cesaret alarak manada aşırılığa savrulmaları durumuna göre de bir tuzaktır.

Öte yandan Hz. Ebû Bekir’in sözünü, cehalete övgü olarak almak, “bilmiyorum” deme tembelliğine alet etmek de mümkündür.

Gerçekte ise o söz, idrakin idraki yolunda kat edilmiş uzun bir mesafeye işaret eden kendinde bir kemal menzilidir. Bu menzil idrakin -idraksizliği nedeniyle- sonu değildir bilakis idrake dair idrakin olgunlaştığı yerdir.

Özellikle, Hz. Ebû Bekir’in de kastettiği manada konu Allah bilgisi olduğunda, söz konusu hal daha da belirginleşir. Zira Allah Teâlâ bir bilgi nesnesi değildir. O, ölçülebilecek, tanımlanabilecek, çerçevelenebilecek bir varlık da değildir. Bu yüzden O’nu “tam olarak bildiğini” iddia eden bir dil, aslında kendi sınırlarını unutmuş, dolayısıyla kendi haddini aşmış bir dildir.

Nasipse buradan devam edelim inşallah.

#aktüel
#hayat
#Ömer Lekesiz