
Fârâbî ile birlikte İslam düşüncesinde sistemli bir varlık hiyerarisi kurulmaya başlanır. Fârâbî’ye göre bütün varlıklar, en mükemmel ve en basit olan “ilk sebep”ten aşağı doğru derecelenir. Bu ilk sebep ise zorunlu varlıktır: Var olmak için hiçbir sebebe ihtiyaç duymayan mutlak hakikat!
Fârâbî’nin ontolojisinde varlık yalnızca “mevcut olmak” anlamına gelmez; aynı zamanda bir yetkinlik derecesini ifade eder. Bu yüzden varlık arttıkça kemal de artar; kemal arttıkça güzellik de artar. Böylece güzel, biçimsel bir hoşluk olmaktan çıkar; varlığın yetkinlik derecesine dönüşür. Burada metafizik bakış hakimdir, çünkü güzel artık yalnız biçimsel uyum değildir; ontolojik kemaldir.
Fârâbî’nin Tanrı’yı nitelerken kullandığı sıfatlar da bu bakımdan dikkat çekicidir.
O, Tanrı’yı yalnızca “ilk sebep” olarak değil; aynı zamanda “sırf iyi”, “akıl”, “âkil”, “ma‘kûl”, “âşık”, “ma‘şûk”, “hakîm” ve “hay” olarak da niteler. Bu sıfatların her biri aslında mutlak kemalin farklı görünüşleridir. Dolayısıyla güzellik, iyilik ve hakikat birbirinden ayrılmaz hâle gelir.
Burada antik Yunan düşüncesiyle kurulan ilişkiyi de gözden kaçırmamak gerekir. Çünkü İslam filozoflarının estetik anlayışı, büyük ölçüde Yeni-Platoncu metafiziğin etkilerini taşır. Özellikle Plotinos çizgisinden gelen sudûr düşüncesi, varlığı bir taşma ve tecelli düzeni olarak yorumlar. Buna göre bütün varlık, ilk ve mutlak olandan taşarak çoğalır. Varlık mertebeleri arttıkça yetkinlik azalır. Bu yüzden mutlak birlik en yüksek güzelliktir.
Taşkent’in dikkat çektiği önemli noktalardan biri de budur: İslam filozoflarının estetik düşüncelerini anlamak için onları yalnızca “İslam düşünürü” olarak değil, aynı zamanda antik ve ortaçağ düşünce ikliminin içinde değerlendirmek gerekir. Nitekim Puerta, Bruyne ve Gonzalez gibi isimler de ortaçağdaki İslam, Hristiyan ve Yahudi düşüncelerinin estetik bakımından ortak bir metafizik zemini paylaştığını ifade ederler.
Gerçekten de ortaçağ düşüncesinde güzel, bağımsız bir sanat problemi değil; ontolojik ve teolojik bir hakikattir. Bu nedenle modern anlamdaki estetiğin doğuşundan önce “güzel” üzerine yapılan tartışmalar, büyük ölçüde metafizik bağlam içinde gerçekleşmiştir.
İbn Sînâ’ya geldiğimizde bu ontolojik çerçevenin daha da derinleştiğini görürüz. Onun meşhur varlık-mahiyet ayrımı yalnız metafiziğin değil, estetik düşüncenin de temel anahtarlarından biridir. İbn Sînâ’ya göre Tanrı’da mahiyet ile varlık arasında hiçbir ayrım yoktur. O salt varlıktır. Diğer bütün varlıklar ise mümkün varlıklardır; yani var olmak için başka bir sebebe ihtiyaç duyarlar.
Bu düşüncenin estetik bakımından son derece önemli sonuçları vardır. Çünkü eğer yalnız Tanrı mutlak varlıksa, yalnız O mutlak güzeldir. Diğer bütün güzellikler ise ödünçtür. Hiçbir şey güzelliği kendinden taşımaz. Güzel olan her şey, güzelliğini ilk ve mutlak güzellikten alır.
Dolayısıyla bütün bu metafizik ve ontolojik çerçeve, yalnız tasavvufî düşüncede değil; Meşşâî filozoflarda da farklı biçimlerde mevcuttur. Aralarındaki fark daha çok yöntem farkıdır.
İbn Rüşd ise meseleye daha Aristocu bir çizgiden yaklaşır. O da varlığı zorunlu ve mümkün şeklinde tasnif eder; ancak İbn Sînâ’nın “başkasıyla zorunlu” şeklindeki ara kategorisini kabul etmez.
İbn Rüşd’ün estetik anlayışında dikkat çeken hususlardan biri, düzen ve akıl vurgusudur. Ona göre âlem rastgele değil; son derece düzenli bir varlık yapısıdır. Bu düzen, ilahî hikmetin göstergesidir. Dolayısıyla güzellik de büyük ölçüde düzen, oran ve amaçlılıkla ilişkilidir.
Burada İslam tasavvurundaki estetik tefekkürün önemli bir özelliği ortaya çıkar: Güzel, kozmiktir. Başka bir ifadeyle güzellik, nizama bağlıdır. Bu yüzden İslam sanatında ölçü, oran, ritm ve tekrar son derece önemlidir. Çünkü bunlar yalnız teknik unsurlar değil; kozmik düzenin biçimsel karşılıklarıdır.
Bu nedenle İslam düşüncesindeki estetik tefekkür, modern anlamdaki sanat psikolojisine pek benzemez. Burada mesele bireysel duygu üretmek değildir. Tam tersine insanı kendi merkezinden çıkarıp varlığın daha büyük düzenine dahil etmektir.
Bugün modern sanat anlayışında sıkça karşılaştığımız parçalanmışlık, rastlantısallık, kaos estetiği yahut bilinçli çirkinlik üretimi, klasik estetik anlayış açısından oldukça problemli görünürdü. Çünkü klasik dünyada estetik, ontolojik düzenle ilişkilidir. Hakikatten uzaklaşan şey, güzellikten de uzaklaşır.
Sonuç olarak Taşkent’in çalışmaları bize şu imkân sunar: İslam filozoflarının estetik düşüncesini modern kategorilere yamamaksızın anlamak! Böylece “güzel” kavramının klasik dünyadaki metafizik ağırlığı yeniden görünür hâle gelir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.