‘Nâbî Merhûmunkini Tahmisen Yazılan Naat-ı Şerif-i Nebevî’

04:0012/02/2026, Perşembe
G: 12/02/2026, Perşembe
Ömer Lekesiz

“Nâbî Merhûmunki” denildiğinde neden söz edildiği bellidir. Çünkü Nâbî’nin, Medine yolunda yazdığı ve Ravza-i Mutahhara’nın minarelerini gördüğünde oradan okunduğunu işittiği naat, onun Peygamberimiz Aleyhisselam’ın rağbetine bizzat tanık oluşuna dair çeşitli rivayetler eşliğinde hac ve umre rehberleri tarafından ziyaretçilere iletilmiş, bilenlerince de zaten o “yoldaki yolcunun hâl ve dil beyanında” mutlaka okunmuştur. Biz bu yazımızda Nabi’nin naatını da kendi içe çekerek yazılmış ve dolayısıyla

“Nâbî Merhûmunki” denildiğinde neden söz edildiği bellidir. Çünkü Nâbî’nin, Medine yolunda yazdığı ve Ravza-i Mutahhara’nın minarelerini gördüğünde oradan okunduğunu işittiği naat, onun Peygamberimiz Aleyhisselam’ın rağbetine bizzat tanık oluşuna dair çeşitli rivayetler eşliğinde hac ve umre rehberleri tarafından ziyaretçilere iletilmiş, bilenlerince de zaten o “yoldaki yolcunun hâl ve dil beyanında” mutlaka okunmuştur.

Biz bu yazımızda Nabi’nin naatını da kendi içe çekerek yazılmış ve dolayısıyla iki şairin kelimeleriyle yani iki dille, iki gönülle zenginleştirilmiş bir naatı daha, yaklaşan şu “Ramazan mübarek” vesilesiyle umre yapmakta olan dostlarımıza hatırlatmak istiyoruz:

Yozgatlı Mehmed Sait Fennî Efendi’nin “Nâbî Merhûmunkini Tahmisen Yazılan Naat-ı Şerif-i Nebevî”si!

“Tahmis” kelimesini (“taştir” dahil) açıklamanın, Yeni Şafak’ın münevver okurları için zaid olacağını düşünerek, sadece şu küçücük bilgiyi -salt hatırlatma babında- iletmekle yetineceğim:

Tahmis, Divan Şiir’inde bir şairin başka bir şairin şiirine nazire gibi yaklaşarak, onu kendinden eklediği üç mısra ile birlikte yeniden kurmasıdır. Böylece bir beyt beş mısraya çıkartılmış olunur.

Hatırlatmak istediğimiz naat, Ali Şakir Ergin Hocamızın hazırladığı Fennî Divanı’nda (Yozgat Belediyesi, Ankara 2021) şöyledir:


Medâr-ı gavs-i vuslat hayyiz-i ‘arş-ı i’tilâdır bu

Makâm-ı fevz ü rahmet mahfel-i feyz ü rızadır bu

Ne rütbe ‘arz-ı ta’zimâta sa’y etsen sezâdır bu

Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hudâ’dır bu

Nazargâh-ı İlâhi›dir makâm-ı Mustafa’dır bu


Melekler serteser bu hıttanın ferrâş-ı hâkidir

Bütün kerrûbiyânın tûtiyâsı hâk-i pâkidir

Şu mihr-i ‹âlem-ârâ zerresinin tâb-nâkidir

Felekte mâh-ı nev Bâbü’s-selâm’ın sine-çâkidir

Anın kandilidir hûr matla-‘ı nûr-ı zıyâdır bu


Vücûdu olmasaydı ger şühûd iklimine vâsıl

Olurdu hilkat-ı eşyâya târik-i ‘adem hâ’il

Vücûd-ı kâinâta ba’is-i feyz oldu ve’l-hâsıl

Bu hâkin pertevinden oldu deycûr-ı ‘adem zâil

‘İmâdın açtı mevcûdât çeşmin tûtiyâdır bu 


Adil olmaz bu hâke misk ezfer kadr ü kıymette

Serâser nûr ile tahmîr edilmiş dest-i fıtratta

Tecâvüz etti kat kat atlas-ı çarhı sa’âdette 

Habib-i Kibrıyânın hâb-gâhıdır fazilette

Tefavvuk-kerde-i arş-ı Cenâb-ı Kibriyâdır bu


Makardır FENNİYÂ bu ‘arz-ı akdes bir şehinşâha

Değişmem bir avuç toprağını hurşîd ile mâha

Muhakkak feyz alır kim yüz sürerse bu feyzgâha

Mürâ’ât-ı edeb şartıyla gel NÂBÎ bu dergâha

Metâf-ı kudsiyândır büsegâh-ı enbiyâdır bu 


Fennî Efendi’nin bu naatını bugünkü dille şöyle de iletebiliriz:


Vuslat erlerinin dayanağıdır; yüce arşın çevresidir bu (burası)

Kurtuluşun ve rahmetin makamı; feyzin ve rızanın meclisidir bu

Ne kadar saygı sunmaya çalışsan, yine de azdır, buna layıktır bu

Sakın edebi terk etme; Allah’ın Sevgilisi’nin diyarıdır bu

İlahî nazarın yöneldiği yerdir; Mustafa’nın makamıdır bu


Melekler bu beldenin baştan başa hizmetkârıdır, toprağını süpürür

Yüce meleklerin göz sürme(leme)si bile onun tertemiz toprağıdır

Bu toprağın bir zerresi, âlemi süsleyen güneş gibi parlaktır

Gökteki yeni ayın bile Selam Kapısı’nın aşkıyla sinesi yırtılmıştır

Hûrilerin kandili dahi buradan doğan nurun ışığıdır bu


Eğer o olmasaydı, bu görünen varlık âlemine yol bulunmazdı

Eşyânın yaratılışının önünde yokluğun karanlığı engel olurdu

Kâinatın varlığına sebep olan feyiz onunla geldi; işin özü budur

Bu toprağın parıltısıyla yokluğun koyu karanlığı silinip gitti

Varlıkların gözünü açan dayanak, bu toprağın sürme(lenme)si gibidir bu


En değerli misk bile bu toprağa kıymet bakımından denk değildir

Yaratılış eli onu baştan başa nurla yoğurmuş, tertemiz kılmıştır

Saadet bakımından göklerin atlasını/feleğini kat kat aşmıştır

Çünkü burası Allah’ın sevgilisinin istirahat ettiği yerdir

Yücelikte arşı bile aşmış, üstün gelmiş bir makamdır bu


Ey Fenni! Bu en kutsal toprak, o yüce sultanın makamıdır

Bir avuç toprağını ne güneşle ne de ayla değiştirmem

Kim buraya yüz sürerse elbette feyz alır, nasiplenir

Edebe riayet şartıyla gel ey Nâbî bu dergâha,

Kutsiyetlerin tavaf ettiği, peygamberlerin öptüğü yerdir bu (burası)


Medine-i Münevvere yolunda Nâbî’ninkine Fennî’nin tahmisen yazdığı naatı da okuyacak ve iki naatın birliğinde yepyeni manalara erişecek olanlara ne mutlu!

Peygamber Aleyhisselam’ın Ravza-i Mutahhara’sına ve huzuruna varırken bu naatları kendi edebinin teyidine ve tahkimine vesile bilerek mırıldanacak olan ziyaretçilere ne mutlu!

Bedenen değilse de zihnen orada bulunanların, umreden evlerine döndükleri halde hâlâ Mekke’den ve Medine’den ayrılamayanların nasiplerini de unutmayalım elbette. Çünkü söz konusu çift katlılık özleme de kendiliğinden dahildir.

#aktüel
#hayat
#Ömer Lekesiz