
Biraz halktan biraz haktan biraz da senden yana yazıyorum bugün. Uzunca süredir ekonomik gelişmeleri fiyatlar üzerinden okuduğumuz gözünü sevdiğimin dünyasında mesele artık fiyat meselesinin çok ötesinde bir varlık meselesine dönüşmüş durumda. Yani artık pahalı hayat kavramı out, varlığı ile yokluğu arasındaki ince çizgide seyreden bir hayat in. Hayat pahalılığı, fiyat oynaklığı, madem hayat pahalı bu kafeler bu restoranlar neden çakılı nidaları arasında adım adım bir yokluk krizine doğru gidiyoruz ellam.
Bugün küresel ekonominin içine girdiği kırılganlık, ‘nereden baksan tutarsızlık, nereden baksan ahmakça’ dedirten o meşhur şarkı sözüne işaret ediyor. Hürmüz Boğazı’nda tırmanan gerilim, dışarıdan bakınca sadece dev tankerlerin birbirine yol vermeme kavgası ya da klasik bir enerji krizi gibi görünse de; modern üretim sisteminin en hassas damarlarına, yani can damarımıza çalışan çok katmanlı bir arz şokuna dönüşmüş durumda. Mesele artık sadece ‘benzin kaç lira oldu?’ sığlığının çok ötesinde. Düşünün Hürmüz’de bir gemi yan yatsa, biz burada ‘plastik leğen neden lüks tüketim vergisine girdi?’ diye birbirimize bakakalıyoruz. Anlayacağınız, küresel jeopolitik gerilimler artık sadece diplomasilerin değil, ay sonunu getirmeye çalışan hepimizin meselesi; çünkü Hürmüz’de hapşırılsa, bizim mutfakta tencere devriliyor.
Gelişmeleri sadece petrol fiyatları üzerinden okumak, koca ekonomiyi basit bir yakıt deposundan ibaret sanmak ile eş değer aslında. Oysa asıl kırılganlık; görünmeyen ama her şeyi bir arada tutan o meşhur petrokimya ve gübre zincirlerinde saklı. Bugün gübre akışındaki bir kesinti sadece maliyet artışı demek olabilir. Ancak birkaç ay sonra gıda arzını daralttığında, sorun ‘pahalı yemekten’ çıkıp doğrudan ‘yemeğin kendisine’ dönüşeceğe benziyor. Dolayısıyla bugünün arz şoku, yarının ‘yokluk’ krizi olarak karşımıza çıkmaya aday. Benzer şekilde petrokimya zincirindeki bir kopuş, enerjiden çok daha derin bir sarsıntı yaratacak gibi duruyor. Plastik yok, ambalaj yok, lojistik zaten Allah’a emanet... Rafların o ıssız halini gördüğümüzde ise kimse sormasın ‘nedir bu durgunluğumuz’ diye.
Türkiye açısından bu tablo, çok daha hassas ve tabiri caizse bıçak sırtı bir dengede duruyor. Enerji ve ara malı bağımlılığı kronikleşmiş olan üretim yapımız, bu tür küresel şokları sadece etiketlerdeki fiyat artışı üzerinden olsa iyi aynı zamanda üretim kapasitesi üzerinden de hissediyor. Hammadde akışı kesildiğinde mesele artık bir ‘maliyet artışı’ veya kâr marjı hesabı olmaktan çıkacak; doğrudan üretimin devam edip edemeyeceği sorusuna, yani bir hayatta kalma mücadelesine dönüşecek. Bu da beraberinde kapasite daralmasını, ihracat pazarlarındaki kan kaybını ve en nihayetinde istihdam riskini getirecek. Üretimin o hiç durmaması gereken bantlarında çarkların yavaşlamasına neden olacak krizi yakından izlemiş olacağız. Biraz bayramlık ağzımız açılmış olsa da vaziyet alalım bir cisim yaklaşıyor.
Bugün yaşanan şok, yarının yokluğudur. Gübre akışı kesildiğinde etkisi hemen görülmez; ancak bir sonraki hasat döneminde verim düşer. Sonuç mu?
•6–9 ay sonra arz daralması
•“Pahalı ürün” -- “bulunamayan ürün”
Bugün yokluğu görünmez,
yarın inkâr edilemez
Üretim bantları yavaşlar ama tamamen durmaz. Fiyatlar yüksek kalır, talep düşer. Ortaya çıkan yapı tanıdık ama dayanılmazın da dayanılmazı…
•Yüksek enflasyon
•Düşük büyüme
•Görünmeyen işsizlik
Her şey var gibi, ama hiçbir şey eskisi gibi değil.
Yoksulluk gelirle ilgili, yoksunluk ise erişimle. Yeni dönem
•Parası olanın bile ürüne ulaşamadığı bir piyasa
•Orta sınıfın ilk kez “erişim krizi” yaşaması
•Tüketimin zorunlu sadeleşmesi
Paran var diye her şey senin değil artık.
Gübre ve tarım girdileri stratejik silaha dönüşür. Beklenen gelişmeler;
•İhracat kısıtları
•Ulusal stok politikaları
•Gıda ticaretinde siyasi bloklaşma
Toprağa sahip olan, sofraya hükmeder.
Enerji maliyetinden daha kritik olan ara mal krizi derinleşir. Bu bir maliyet krizi mi üretim sürekliliği krizi mi siz karar verin. Etkiler;
•Üretim maliyetleri kontrol edilemez hale gelir
•KOBİ’lerde üretim kesintileri
•İhracat siparişlerinde iptaller
Fiyat can sıkar, yokluk can yakar.
“Just-in-time” modeli çöker, yerini “just-in-case” alır. Sonuç;
•Stok maliyetleri artar
•Teslim süreleri uzar
•Küresel ticaret yavaşlar
Zamanında gelmeyen mal, her şeyi zamanından geri bırakır.
Ekonomik krizler en çok davranışları değiştiriyor benim canım ülkemde çok daha çok değiştiriyor. Belirtiler;
•Panik alımları
•Stokçuluk
•Karaborsa eğilimleri
Bugün bulduğunu yarın bulamayabilirsin.
7 kocalı Hürmüz krizi uzadıkça sorunun enflasyon yerine erişim sorununa dönüşmesi an meselesi. Neyle mücadele ettiğimizi bilmediğimiz enflasyonla bir şekilde mücadele ediyoruz belki ama yoklukla mücadele etmek enflasyonla mücadeleye benzemez. Hele 39’dan aldığınız enflasyonu 33 ay sonra 31’e indirme başarısını Chicago’da anlatmaya hiç benzemez. Zira Türkiye’de yoksulluk azla yaşamak, yoksunluk ise ulaşamamaktır. Ve böyle giderse biz ilkinden ikincisine yaklaşma riski ile karşı karşıyayız.
ARZ ederim.
Bizde yoksulluk değil, yoksunluk öğretir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.