La Fontaine’den masallar: Merkez’in pengueni

04:0028/01/2026, Çarşamba
G: 28/01/2026, Çarşamba
Özgür Bayram Soylu

İlk bakışta gözler, ister istemez bir La Fontaine yazısı arıyor. Belki bir tilki, belki bir karga, belki de ders veren kısa bir fabl… Ama merak etmeyin. Bu eksiklik, uygulanan ekonomi politikaları ve ortaya çıkan sonuçlar yanında son derece önemsiz bir detay. Çünkü bugün masallar artık kitaplarda değil; para politikası metinlerinde yazılırken, dersi ise çocuklar değil, milyonlarca yetişkin alıyor. Merkez Bankası’nın son PPK metni, artık “şahin mi güvercin mi” tartışmasını bile anlamsızlaştıran bir

İlk bakışta gözler, ister istemez bir La Fontaine yazısı arıyor. Belki bir tilki, belki bir karga, belki de ders veren kısa bir fabl… Ama merak etmeyin. Bu eksiklik, uygulanan ekonomi politikaları ve ortaya çıkan sonuçlar yanında son derece önemsiz bir detay. Çünkü bugün masallar artık kitaplarda değil; para politikası metinlerinde yazılırken, dersi ise çocuklar değil, milyonlarca yetişkin alıyor.

Merkez Bankası’nın son PPK metni, artık “şahin mi güvercin mi” tartışmasını bile anlamsızlaştıran bir yerde duruyor. Çünkü ortada ne uçan bir güvercin var ne de pençesini gösteren bir şahin. Karşımızda, kanatları varmış gibi yapıp uçamayan; yürüyormuş gibi yapıp ilerlemeyen bir penguen duruyor.

Görünürde faiz indirimi, kâğıt üzerinde “gevşeme” umutları beliriyor olabilir. Ama ekonominin gerçek dünyasında bu indirim ne üreticiye ulaşıyor, ne hane halkına, ne de iktisadi faaliyetin kalbine. Kredi faizleri aksine artıyor, krediye erişim aksine zorlaşmaya devam ediyor, borçlanma kanalları giderek daralıyor. Yani Merkez, bir yandan “indirdim” diyor; öte yandan piyasaya “sakın kıpırdama” mesajı veriyor. Penguenin kanatları oynuyor belki ama uçuş malumunuz yok. Piyasada ise bir optik illüzyon oluşturulmaya çalışılıyor.

Aslında faiz indirimlerinin en temel işlevi bellidir. Ekonomik faaliyeti canlandırmak, kredi kanallarını açmak, yatırımı ve tüketimi dengelemek. Bugün ise faiz indirimine rağmen,

• KOBİ’lerin nefesi gittikçe kesiliyor,

• Küçük ensaf batak riskiyle karşı karşıya,

• Hane halkı borçlanabilirse borçlanıyor ama geçinemiyor,

• Ücretler “enflasyon bahanesi” yapılarak baskılanıyor,

• Fahiş fiyat bozgunu vatandaşın omuzlarına yıkılıyor.

Borçlanamayan hane, nefes almak için başka alanlara yöneliyor. Kredi yoksa, ek hesap kısıtlıysa, kart limiti daraltılıyorsa… geriye ne kalıyor? Dijital kumar, yüksek riskli finansal oyunlar, “bir umut” denilen karanlık kanallar.
MASALLAR DİYARI: RİSK PRİMİ, NOTLAR, ALKIŞLAR

Ekonomi yönetimi bu tabloyu anlatmak yerine başarı hikâyeleri anlatmayı tercih ediyor. Rezervler, risk primi, derecelendirme kuruluşları… Hepsi La Fontaine masallarının modern enstrümanları gibi sahnede.

Artık kabul edelim, Merkez Bankası ve ekonomi yönetimi tarafından anlatılan bu “başarı hikâyesi”, bu coğrafyanın hikâyesi değil. Bu topraklarda büyüyen, burada yaşayan, burada geçinmeye çalışan insanların gündelik hayatıyla örtüşmeyen; daha çok başka ülkelerin raporlarında, başka metropollerin sunum slaytlarında anlamlı olabilecek bir anlatı bu. Enflasyonun mutfakta, pazarda, kirada hissedildiği; gelirin ayın ortasında tükendiği, borcun hayatın rutini hâline geldiği bir ülkede rezerv, risk primi ve not artışı üzerinden kurulan masallar, yerli değil. Bu coğrafyanın gerçeğiyle temas etmeyen her başarı anlatısı, en son açıklanan hane halkı enflasyon beklentilerinde olduğu gibi ikna etmiyor; yabancı duruyor, soğuk duruyor ve en önemlisi inandırmıyor. Çünkü artık insanlar masallar diyarına değil, yaşadıklarına bakarak karar veriyor. Merkez Bankası rezervi vatandaşın cebine girmiyorsa, risk primi düşerken esnaf kepenk indiriyorsa, not artarken gençler umudunu kaybediyorsa; bu hikâyeler alkış değil, öfke üretiyor.

Neden bu kadar öfke, neden bu kadar kopuş?

Zihnimize kaçınılmaz olarak, 19 yıl sonra anlam verebildiğimiz Werner Herzog’un kamerasının yakaladığı o aykırı penguen geliyor. Binlerce penguen, hayatta kalmak, yemek bulmak ve üremek için aynı anda okyanusa doğru yürürken; o tek penguen duruyor. Kafasını çeviriyor. Sürüyü reddediyor. Ve içgüdülere, akla, hayatta kalma refleksine meydan okurcasına rotasını tersine çeviriyor. Okyanusa değil, kilometrelerce boyunca buzdan, sessizlikten ve ölümden başka hiçbir şeyin olmadığı dağlara doğru yürümeye başlıyor; her şeye rağmen.

Biz de aslında bir bakıma o pengueniz. Ancak
anomali yaşayan o penguen, “hayatta kalmayı değil, yaşamayı seçti” diye simgeleştirilirken; biz bugün ne hayatta kalabilmeyi ne de yaşamayı becerebiliyoruz.
Sadece arada bir yerde, tükenerek var olmaya çalışıyoruz.
HEDEF BEN MİYİM TAYFUN?

Ve insan ister istemez o meşhur repliği kendi kendine soruyor:

“Hedef ben miyim Tayfun?
Ben bir deneme tahtası mıyım,
hayır beni bir oyuna getirdiyseniz bileyim yani.”

Çünkü yaşananlar artık “politika ayarlaması” gibi değil; sabrın sınandığı, dayanıklılığın ölçüldüğü bir deney gibi hissediliyor. Biri dümeni tutuyor ama dalgayı hep biz yiyoruz. Enflasyonla mücadele denirken, fiiliyatta mücadele edilen kesim giderek netleşiyor: en kırılganlar, en sessizler, en çok katlananlar. Merkez’in penguen hâlâ kanat çırpıyor.

Ama geride kalanlar artık şunu merak ediyoruz: Bu uçuş gösterisi
kimin için
, bedeli
kimin sırtında
?
Enflasyonla mı mücadele ediliyor, yoksa en kırılgan gruplarla mı? Ücretli çalışan, emekli, küçük esnaf, dar gelirli….
Ekonomi yönetimi, enflasyonla mücadele ettiğini söylerken; fiilen kendi seçmen tabanını oluşturan kırılgan kesimlerle mücadele eder hâle gelmiş durumda.
Oysa bu insanlar ne spekülatör ne fırsatçı, ne de enflasyonun faili. Şarkı sözünün de dediği gibi “bu aşkın katili belli, teslim ol suçlusu sensin!
Bizde sabır sessizdir ama tükeniş gürültülüdür.
#Ekonomi
#politika
#Merkez Bankası