
Açılıştan kısa bir süre sonra Tomb ve ailesi sürgüne zorlanıyor; evlerine, şehirlerine ve hayatlarına bir daha geri dönmelerine izin verilmiyor. Sergide yer alan 53 yağlı boya eserle birlikte, sanatçının 1948 öncesine ait üretimlerinin büyük bölümü savaş ve yağma sırasında kayboluyor. Geriye Maroun Tomb’un bir sanatçı dostuna yazığı mektup ve onun arşivinden çıkan davetiye, envanter listesi kalıyor. Bulunan bu dokümanlar serginin küratörlüğünü yapan Joëlle Tomb ve Haidi Motola’yı bir araya getiriyor. Yıllar önce dedelerinin yazışmaları onları projenin ortaya çıkışının fitilini ateşliyor.
Joëlle Tomb, Rula Khoury ve Haidi Motola küratörlüğünde hazırlanan sergi, Filistin’den ve diasporadan 53 sanatçıyı bir araya getiriyor. Her sanatçı, yalnızca serginin orijinal davetiyesi ve eser envanterini referans alarak, kayıp bir tabloyu yeniden yorumluyor. Bu noktada yapılan şey bir “rekonstrüksiyon” değil; daha çok etik bir tahayyül pratiği. Kimse kaybolan tabloyu birebir yeniden üretmeye kalkışmıyor. Aksine, kaybın kendisi bir üretim alanına dönüştürülüyor.
Bu sergi yalnızca kayıp üzerine değil; hayal gücü, süreklilik ve geri dönüş ısrarı üzerine de düşünmeye çağırıyor. Filistin meselesinin sıklıkla sayılara, istatistiklere ve haber başlıklarına sıkıştırıldığı bir dünyada, The Lost Paintings bize başka bir şey söylüyor: Asıl kayıp, sadece toprak değil; hafıza, estetik ve gündelik hayatın sıradan ama vazgeçilmez katmanlarıdır. Bu nedenle sergide karşılaştığımız işler bir “yas estetiği” üretmekten çok, bir “hafıza direnci” kuruyor.
Belfast gibi kendi tarihsel travmalarıyla yüzleşmiş bir şehirde bu sergiyi gezmek ayrıca anlamlı. Çünkü burada kayıp, sadece Filistin’e ait bir deneyim olarak değil; evrensel bir adaletsizlik biçimi olarak okunuyor. Sergi, izleyiciyi duygusal bir empatiye zorlamıyor; daha rahatsız edici bir şey yapıyor: Hatırlamanın politik bir eylem olduğunu hatırlatıyor.
Montreal, Boston ve Belfast’ın ardından The Lost Paintings, Nisan ayında P21 Gallery’de izleyiciyle buluşacak. Bu yolculuk, serginin kendisinin de bir tür sürgün ve dolaşım hâlinde olduğunu düşündürüyor. Belki de bu yüzden serginin alt başlığı bir “dönüş önsözü”. Çünkü burada dönüş, romantik bir umut değil; ısrarcı, sabırlı ve politik bir hatırlama pratiği.
Bir sanat eseri kaybolduğunda gerçekten yok olur mu? Yoksa onu hatırlayan, onun izini süren her bakışla yeniden mi var olur? The Lost Paintings bu soruyu izleyicinin önüne bırakıyor ve cevabı kolaylaştırmıyor. Ama şunu net biçimde söylüyor: Unutturulmak istenene bakmaya devam etmek, başlı başına bir direniştir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.