
ABD ile İsrâil arasındaki münasebetler yoğun spekülasyonların mevzuudur. Hâkim bakışlardan birisi, ABD’nin içinde derin bir İsrâil’in yattığı ve onu her şekilde kendi menfaatleri istikâmetinde güttüğü yolundadır.
İlk bakışta bu değerlendirmeyi haklı çıkaracak çok sayıda hâdise mevcuttur. Mütevvefa bilim adamı W. Mills, artık klâsikleşen eserlerinden birisi olan İktidâr Seçkinleri kitabında ABD’yi var eden iktidâr odaklarından birisi olarak Wall Street’i uzun uzun anlatır. Burası finansal bir merkezdir. Dünyânın artık değerinin finansal olarak emildiği odak olarak Wall Street, ABD siyâsetinde son derecede mühim bir rol oynar. Japonya, İsviçre ve İngiltere mâlî şûbeleri farklı işlevler üzerinden finansal akışı Wall Street’e bağlar. Bu merkezin büyük ölçüde Yahûdî kökenli gruplar tarafından kontrol edildiğini biliyoruz… Hâsılı dünyâda nüfus olarak 15 Milyon civârında bir kitleye tekâbül eden Yahûdi milleti kendi demografik cesâmetinin çok, ama çok üzerinde bir tesir kudreti sağlamış oluyor.
ABD târihine daha dikkatli bakıldığında, derinlerde bir yerde ABD reel ekonomik çevreleri ile bankalar arasında, yer yer husûmete varan mücâdelelerin hüküm sürdüğü görülür. Reel ekonomik çevreler, finansal ağların âdetâ bir parazit gibi kendisini kuşattığından şikâyetçidir. O meşhûr Ford firmasının sâhibi Henry Ford, 1920’de kaleme aldığı Beynelmilel Yahudi başlık eserinde bu durumdan sert bir şekilde ifâde eder. Şahsî hayâtında bunlarla kararlı bir mücâdele yürüttüğünü biliyoruz.
Diğer ve bundan daha mühim olan bir isim de ABD Başkanlarından birisi olan Andrew Jackson’dır. Jackson uzun, çetin ve belâlı bir hayât sürdü. Güney ve zirâi Orta Batı Amerika’sının rûhunun temsilcisi olarak bilindi. Keskin bir Amerikan milliyetçisiydi. Kavgacı bir şahsiyeti vardı. Dâhil olduğu çok sayıda düelloda ağır sûrette yaralanmışsa da hayatta kalmayı başarmıştır... İngiltere’ye karşı yürütülen Amerikan İstiklâl Savaşı’nda ön saflarda savaşmış, esir düşmüştür. Esir kampında bir İngiliz subayının çizmelerini temizlemesini isteyince bunu şiddetle reddetmiş; bunun üzerine İngiliz subayı kılıcıyla Jackson’ın suratını derin bir iz bırakacak şekilde yaralamıştır. Âilesinin büyük kısmını bu savaşta kaybeden Jackson’ın iç dünyâsında derin bir İngiliz nefreti kök salmıştır.
Jackson, ABD’nin istiklâli sağlandıktan sonra kendisini Güney ve Kuzey arasındaki iç savaşta buldu ve ırkçı Güney saflarını destekledi. Hukukçu kariyeri üzerinden ABD Senatosu’na girmeye muvaffak oldu. ABD’nin, finansal ve entelektüel merkezini oluşturan Doğu ABD’ye karşı zorlu bir mücâdele yürüttü. ABD siyâsî târihinde ilk defâ Doğulu olmayan Başkan olarak seçildi. Târih 1828’di. George Washington, Thomas Jefferson, James Madison gibi Doğu ABD kökenli, entelektüel seviyesi yüksek ABD Başkanları neslinin aksine, ilk defâ taşra ABD’sinin temsilcisi olarak seçildi. Kendisine takılan sıfat “old hickory”, yâni “çetin ceviz”di. Çok farklı bir siyâset yürüttü. ABD müesses nizâmına bağlı kadroları temizledi ve yerlerine kendi yandaşlarını yerleştirdi. O, ABD’nin kâide tanımaz çocuğuydu. Büyük bir sempati toplayarak 1832 seçimlerini de kazandı. Yâni iki dönem Başkanlık yaptı.
Andrew Jackson Başkanlığı müddetince birçok sûikaste mâruz kaldı. Hepsinden kurtulmayı başardı. Sert siyâsetler yürüttü. Nepotizmi bir tarafa, katıksız bir ırkçılık yaptı. Yerli nüfusların, yâni Kızılderililerin rezervasyonlara yerleştirilip sosyal hayattan tecrit edilmesini sağladı. Beyaz üstünlük fikrine inanıyordu. Güneyli ve Orta Batılı çiftçilere yakın durdu. Desteğini onlardan aldı. Doğu’daki küçük müteşebbisler, yerel bankacılar ve işçiler de onu arkaladılar. Ama en mühim kavgası, ikinci defa kurulan ABD Merkez Bankası’na karşı yürüttüğü mücâdeleydi. Onları ABD ekonomisinin parazitleri olarak nitelendirdi. II. Dönem kampanyasının ana sloganı “No Banks” sloganıydı. Paranın kontrolünün, sıkı bir altın standardı üzerinden ABD Hazinesinde olması gerektiğini iddia ediyordu. Kendisine karşı hazırlanan sûikastlerin bu para baronları tarafından tertip edildiği kuvvetli bir ihtimâldir. Başkanlık vazifesi sona erdikten sonra çiftliğine çekildi. 1845’te 78 yaşında hayâtını kaybetti.
1870-1914 arasında ABD ekonomisi, sıkı finansal disiplinle berâber olağanüstü büyüdü. Buna Gilded Era (Yaldızlı Zaman) denir. Bu devir 1914’te dramatik bir şekilde noktalanacaktı Ne tuhaf bir tesâdüf değil mi; tam da bunun arifesinde Wilson devrinde 1913’te bir oldubittiye getirilerek Merkez Bankası yeniden açıldı. Bunun ABD’nin millî bir varlığı olduğu düşünülemez. Ama işlemleri dolar üzerinden olduğu ve paranın nihâî kertede ABD’de toplanması ve cüz’i bir kısmıyla ABD’nin içine pompalanması bir yanılsama yaratmaktadır. Bretton Woods sonrasında altın karşılığında gevşetilerek rahatlatılması; ama en mühimi 1971 Nixon Şok’u üzerinden altın standartının kaldırılmasıyla sınırsız çoğaltılmasının sağlanmasıyla Dolarizasyon zirve yaptı. Burada yanılsama katlandı. ABD Rüyâsı veyâ refahı olarak bilinen süreçlerin dayanağı da budur. Aslında ABD’ye âit olmayan ama ABD’de toplanarak bir kısmıyla da olsa, aşağıya akarak ABD’nin o dillere destân olan refâhını sağlayan bir sistemdir bu. 1950-1970 arasındaki Altın Çağ’da ABD üretiminin sağlam yapısı bu şişmeyi bir şekilde izâle edebiliyordu. Ama 1970’ten sonra, para arzının insâfsızca artışı ve üretici güçlerin ABD’yi terk edip dünyâya saçılması eşlenince vaziyet içinden çıkılmaz oldu. 2000’lere kadar bu sahte refah ABD’si şişerek, balonlaşarak devâm etti. Ama 2008’den başlayarak bu balonlar birer birer patlamaya başladı. Bu tablo Yahudi kökenli grupların hâkim olduğu ve ABD’nin müesses nizâmında ve daha mühimi algı yönetiminde ağır bir tekel kurmuş finansal çevrelerin umurunda değil. Batan batıyor kalan sağlar ise kârlarını katlıyor. Ama neticede bu çarpık sistem ABD’nin aleyhine işliyor. Ağır işsizlik, hiper enflasyon riski, ödenmesi mümkün olmayan ve her geçen gün katlanan iç ve dış borçlar, bir zamanlar ABD refahının dinamizmi olan süreci ABD’nin aleyhine işletmeye başladı.
Trump’ın arkasında Henry Ford ve Andrew Jackson’ın hayâletleri dolaşıyor. Trump bir çıkış yolu arıyor. Evet, arkasında enerji, askerî kompleks ve teknoloji baronları var. Ama, doları ayakta tutabilmek adına hâlâ Wall Street ile de dans etmeyi devâm ettirmekten geri kalmıyor. ABD’nin menfaatine yeniden yapılandırmaya çalıştığı küresel siyâsetleri ile Wall Street ve onun satın aldığı Kongre üzerine binâ edilen İsrâil’in çılgınlıkları çatışıyor. Trump’ın ikirciklenmelerle bunu devâm ettirmesi artık her geçen gün biraz daha zorlaşıyor. Ya Trump Netanyahu’yu, yâhut Netanyahu Trump’ı tasfiye edecek. Hakikaten de çok çetin bir zamân içindeyiz…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.