Âlimlerin heybeti

04:0030/08/2025, Cumartesi
G: 30/08/2025, Cumartesi
Taha Kılınç

Geçtiğimiz hafta boyunca 50 İslâm ülkesinden 150’den fazla ismin katılımıyla İstanbul’da düzenlenen “İslâmî ve İnsanî Bir Sorumluluk: Gazze” üst başlıklı istişare toplantıları, Müslüman toplumların hayatında âlimlerin oynadığı / oynaması beklenen rolü bir kez daha gündeme taşıdı. İstanbul buluşmasına dair bazı eleştirileri ve bunlara verilebilecek muhtemel cevapları geçen yazımda dile getirmiştim. Bugün, “Âlimler heybet ve vakarlarını nasıl korumalı?” sorusu bağlamında birkaç noktaya işaret etmek

Geçtiğimiz hafta boyunca 50 İslâm ülkesinden 150’den fazla ismin katılımıyla İstanbul’da düzenlenen “İslâmî ve İnsanî Bir Sorumluluk: Gazze” üst başlıklı istişare toplantıları, Müslüman toplumların hayatında âlimlerin oynadığı / oynaması beklenen rolü bir kez daha gündeme taşıdı. İstanbul buluşmasına dair bazı eleştirileri ve bunlara verilebilecek muhtemel cevapları geçen yazımda dile getirmiştim. Bugün, “Âlimler heybet ve vakarlarını nasıl korumalı?” sorusu bağlamında birkaç noktaya işaret etmek istiyorum. Zira ulemâ sınıfı için, heybet ve vakarın korunması, sözlerin etkili olması ve insanlara önderlik edebilme bağlamında kritik bir mecburiyet. Heybet ve vakar olmayınca, söylenen sözlerin muhataba tesir edeceğini beklemek de beyhude.

Çok sayıda şarttan bahsedilebilir elbette, ama herhalde şu dokuz madde üzerinde mutabık kalmak mümkündür:

*Âlim, ilmiyle âmil, hayat tarzı ve çizgisiyle müstakim olmalıdır.
*Âlim, İslâmî bünyeyi oluşturan bütün farklı unsurlarla iletişim ve irtibat kurabilmelidir.
*Âlim, siyasî şuurunu diri tutmalı, ancak siyaset kurumuyla ilişkilerinde dengeyi muhafaza etmelidir.
*Âlimin müstakil bir kazancı, akarı veya sponsoru bulunmalı, maişet için insanlara -hele de talebelerine- el açmak zorunda kalmamalıdır.
*Âlim, uçlara ve sosyolojinin uzağına savrulmamalıdır.
*Âlim, gündemle alakadar olmalı ama gündeme esir düşmemelidir.
*Âlimin kendine ait bir istikameti, hedefleri ve yol haritası bulunmalıdır.
*Âlim, esas işinin insan yetiştirmek ve kalıcı eser vermek olduğunu unutmamalıdır.
*Âlim, kitleyle sürekli yüzgöz olmamalı, teknolojiyi ve sosyal medyayı kıvamında kullanmalıdır.

Etrafınıza bakın: Sözü tesirli, vakarı sûretine yansıyan, insanların hayatlarına yön verebilen, kriz anlarında deniz feneri misali yol ve yön gösteren, saygı uyandıran, toplumun gidişatında tesir sahibi, konuşunca kulak kabartılan, yazdığında satırlarının altı çizilerek okunan, susuşundan bile anlam çıkartılan kim varsa, hepsinde yukarıda sıraladığım vasıfların bulunduğunu göreceksiniz. Tersi örnekler de çok fazla elbette: Hayatında istikamet olmadığı için sürekli uçlara savrulan ve sosyolojinin dışına düşen, kendisine ait bir gündemi ve yol haritası bulunmayan, sürekli sıcak gelişmelere göre şekil alan, bütün tepkileri ve davranışları güncel hadiseler tarafından belirlenen, gece-gündüz kitleyle yüzgöz oluşu sebebiyle sözünün tesiri kaybolan, bütün kıymetli vakitlerini sosyal medyada geçirdiğinden dolayı insan yetiştirmeye ve kalıcı eser vermeye mecali kalmayan…

“Âlim” dediğimizde Müslümanlar olarak bizim ilk aklımıza gelen ve ihtiyacımız olan, şüphesiz ilk sınıfa girenler. İkinciler için “sosyal medya ünlüsü” sıfatından fazlasına gerek yok.

İslâm dünyası çapındaki bütün krizler, siyasî anlamda karar alıcıların yanı sıra, ulemâ sınıfı ve âlimler için de birer sınava dönüşüyor. Hakkı ve hakikati gizlememek, yanlışları bütün çıplaklığıyla haykırabilmek, bunu yaparken insaftan ve adaletten ayrılmamak, heyecanları ve öfkeleri en doğru üslup ve yöntemle aktarabilmek, söylediği sözün sorumluluğunu üstlenmek, kitleyi yönlendirirken nefsine ve şahsî ajandasına meyil tuzağına düşmemek, bu sınavın başlıca parçaları.

Filistin’de ve Gazze’de bugün karşı karşıya bulunduğumuz tablonun Müslüman dünyanın omuzlarına yüklediği vazifelerin en önemlilerinden biri, ilmiyle âmil ve sözünün tesiri yüksek âlimleri çoğaltmak, hiç şüphesiz. Bugün zihinlerdeki dağınıklık, eylemlerdeki karmaşa ve ortaya çıkan neticelerdeki çelişkiler, kelimenin gerçek anlamıyla “kanaat önderi” olan ulemanın kemiyet ve keyfiyet eksikliklerinden kaynaklanıyor. Var olan güzel örnekleri çoğaltmak, eksikleri tamamlamak ve özellikle nesiller boyu devam edecek bereketler için kurumsallaşmaya odaklanmak zorundayız.

“İslâmî ve İnsanî Bir Sorumluluk: Gazze” için İstanbul’da toplanan 150’den fazla âlim, bahsettiğim çerçevede dikkat çekici ve örneklik teşkil edici bir emek ortaya koydu. Duamız ve temennimiz, İstanbul buluşmasının, daha geniş katılımlarla Mekke-i Mükerreme’de, Kahire’de, Şam’da, Bağdat’ta, Saraybosna’da, Rabat’ta, Taşkent’te ve diğer merkez şehirlerimizde de tekrarlanması…

#Filistin
#Gazze
#Taha Kılınç