Davos’ta Gramsci rüzgârı: ABD’nin Avrupa’yı tedip siyaseti

04:0026/01/2026, الإثنين
G: 26/01/2026, الإثنين
Turgay Yerlikaya

Avrupa’nın yüzyıllar önce inşa ettiği ekonomik ve siyasi güç 2. Dünya savaşı sonrasında çatırdamaya başlamıştı. Savaş sonrasında ABD hegemonyasını kabullenen Avrupa, 21. yüzyılın başına kadar ekonomik ağırlığını koruyabilmişti. 2008 ekonomik krizi sonrasında toparlanmakta zorluk çeken kıtanın bütünü, kendi içinde çelişkilerle mücadele etmek zorunda kaldı. Tedrici biçimde farklı alanlarda görülen gerileme Avrupa’yı, Çin ve ABD karşısında geri bıraktı. Rusya’nın Kırım’ı ilhakı sonrasında tehdit algısında

Avrupa’nın yüzyıllar önce inşa ettiği ekonomik ve siyasi güç 2. Dünya savaşı sonrasında çatırdamaya başlamıştı. Savaş sonrasında ABD hegemonyasını kabullenen Avrupa, 21. yüzyılın başına kadar ekonomik ağırlığını koruyabilmişti. 2008 ekonomik krizi sonrasında toparlanmakta zorluk çeken kıtanın bütünü, kendi içinde çelişkilerle mücadele etmek zorunda kaldı. Tedrici biçimde farklı alanlarda görülen gerileme Avrupa’yı, Çin ve ABD karşısında geri bıraktı. Rusya’nın Kırım’ı ilhakı sonrasında tehdit algısında değişiklik yaşayan kıta ülkeleri, müstakil çıkar ve tehdit algısını genele teşmil edemedi ve bu durum, Avrupa fikrinin kıta genelinde çeşitli eleştirilere muhatap olmasını beraberinde getirdi.

Pandemi ile daha fazla gündem olan bu tartışma, Avrupa fikrinin kıtanın geneli açısından ne tatmin edici bir güvenlik ne de refah ürettiği eleştirilerini beraberinde getirdi. Aşı ve medikal malların dolaşımı konusunda aşırı sert tutum sergileyen AB ülkelerinin yarattığı bu iklim sonrasında Çin, Küba ve Türkiye gibi ülkelerin Sırbistan’a medikal malzeme sevk etmeleri sonrasında Vucic “ Avrupa dayanışması sadece kağıt üstünde” ifadelerini kullanmış ve Avrupa fikrinin birleştiriciliğini kaybettiğini söylemiştir.


RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI

Avrupa’da gerilimi artıran ve ortaklık fikrini tehdit eden en önemli konu Rusya-Ukrayna savaşı. Bazı ülkelerin vergi ve savunma harcamalarındaki kalemler noktasında elini rahatlatmak için sürdürdüğü Ukrayna’yı destekleme stratejisi özellikle doğalgaz konusunda Rusya ile işbirliği yapan ülkeler açısından ciddi sıkıntılara neden oldu. Avrupa’nın doğusunun çok yakından hissettiği güvenlik kaygısı da dikkate alındığında, birliğin bütününde Rusya ile ilişkilerin seyri konusunda mutlak bir mutabakat olmadığı gerçeği gün be gün arttı. Son düzlükte Rus varlıklarının dondurulması ve kullanılması ile ilgili tasarruf politikalarında yaşanan tartışmalar, ayrışmanın ne denli ciddi boyutlara ulaştığını da göstermektedir.


DAVOS: MALUMUN İLAMI

Bir ekonomik forum olmasına rağmen yapılan konuşmaların siyasete etkisi hiç kuşkusuz Davos’u önemli kılmaktadır. Bu sene yapılan toplantılarda her ne kadar dikkat çeken ekonomik tartışmalar yapılsa da (Musk’ın uzay alanına dair söyledikleri) en önemli mesajlar siyaset alanına dairdi. Özellikle Trump’ın tarz-ı siyasetine dair olan sert eleştiriler, Avrupa’nın ABD karşısında gerileyen pozisyonun da görülmesi açısından kayda değerdi.

Her ne kadar Grönland politikası üzerinden Trump’a örtük ve açık eleştiriler olsa da Avrupa’nın yukarıda saydığım gerekçelerle ABD’ye mukavemet edebilmesi mümkün değil. Sadece retorik olarak kalmaya mahkum olan Avrupalı liderlerin açıklamaları, aslında ABD’nin Trump nezdinde, ilk döneminden bu güne yapmaya çalıştığı tedip siyasetinin bir uzantısı. Trump’ın ilk döneminde, NATO harcamaları üzerinden başlayan bu tartışma bugün Grönland üzerinden daha geniş bir alana teşmil edilmiş durumda.

Fakat Trump, Avrupa’yı ABD çıkarları ekseninde konumlandırma siyasetinde ısrarlı. Münih Güvenlik Zirvesi’nde Vance ile başlayan tedip siyaseti hemen her platformda Avrupalılara hatırlatılan bir duruma dönüştü. Çin ile ABD arasında sıkışan ve Rusya tehdidini daha yakından hisseden Avrupa’nın kendi geleceğini özgür biçimde yönetmesi çok da mümkün gözükmüyor. O nedenle Davos’ta başta Almanya Şansölyesi Merz’in Pax Americana’ya yönelik eleştirileri ve Macron’un Grönland’a atıfla “yeni emperyalizm” eleştirileri, ABD’yi dizginleyecek bir potansiyele sahip değil.

Kanada Başbakanı’nın “artık kurallara dayalı bir düzen işlemiyor” açıklaması ise Avrupa’nın içerisinde bulunduğu durumu özetliyor. 2. Dünya savaşı sonrasında ABD hegemonyasının ürettiği güvenlik refahını kaybetme riski ile karşıya kalan Avrupa’nın kendi içinde bir birlik olarak kalabilmesi çok da mümkün gözükmüyor. O sebeple hem Macron ve Merz’in hem de yapı içindeki görevi nedeniyle Ursula von der Leyen’in söyledikleri Avrupa için sadra şifa olmayacaktır.

ABD’nin jeopolitik riskleri yönetme ve kendi çıkarlarını maksimize etme anlayışını retorik düzeyde en iyi eleştiren kişi Belçika Başbakanı oldu. Davos’taki konuşmasında, Avrupa açısından tahammül yükünün aşıldığı ve birlik olunmaması durumunda çözülmenin hızlanacağı ve Atlantikçiliğin de sonunun geleceği vurguları dikkat çekiciydi. Fakat bir anti-komünist olan Başbakan Bart De Wever’in İtalyan düşünür Gramsci’ye yaptığı atıf Avrupalı liderlerin retorik düzeyini göstermesi açısından önemliydi. Wever’in Gramsci’ye atıfla Trump’a yönelik söylediği “Eski dünya ölüyor, yeni dünya doğmakta zorlanıyor. Şimdi canavarların zamanıdır” sözü sadece Avrupa değil dünyanın geri kalanı açısından da çanların çaldığına işaret ediyor.

#politika
#diplomasi
#Turgay Yerlikaya