Tam bir ay önce en çok merak ettiğim konulardan biri şuydu: SDG’ye entegrasyon için verilen süre yıl sonunda dolacaktı. Ancak eylül-ekim’e yapılan görüşmeler, İsrail’in kasım ayında bölgesel gerilimi artırma kararı nedeniyle kesilmişti. SDG, İsrail’in kayığına binmişti. O halde süre bittiğinde, ne olacaktı? Yaralarını sarmaya çalışan Şam yönetimi askeri yönteme başvuracak mıydı? Yoksa süreci zamana mı yayacaktı? Bu soruların yanıtlarını almak için bölgeyi yakından izleyen bir kaynağımla buluşmuştum.
Tam bir ay önce en çok merak ettiğim konulardan biri şuydu: SDG’ye entegrasyon için verilen süre yıl sonunda dolacaktı. Ancak eylül-ekim’e yapılan görüşmeler,
İsrail’in kasım ayında bölgesel gerilimi artırma kararı
nedeniyle kesilmişti. SDG, İsrail’in kayığına binmişti. O halde süre bittiğinde, ne olacaktı? Yaralarını sarmaya çalışan Şam yönetimi askeri yönteme başvuracak mıydı? Yoksa süreci zamana mı yayacaktı?
Bu soruların yanıtlarını almak için bölgeyi yakından izleyen bir kaynağımla buluşmuştum. Ona göre, ne Ankara ne de Şam bölgede yeni bir gerilim istiyordu. Uluslararası meşruiyetini kazanan yeni Suriye yönetiminin önceliği ülkeyi toparlamaktı. Bölgenin huzuru için ortada büyük bir fırsat vardı. Türkiye, ABD ve Suriye (Şara’nın Washington ziyareti sırasında,
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın
da katılımıyla)
Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda anlaşmıştı
. Üstelik gelişmelerin Ankara’nın üzerinde titrediği Terörsüz Türkiye sürecini olumlu ya da olumsuz etkileme potansiyeli de vardı.
Ancak SDG bırakın askeri entegrasyonu,
meseleyi federasyon tartışmasına taşımıştı
. Ülke içindeki diğer grupları da negatif etkiliyordu. SDG, İsrail’le haftalık görüşme yapıyor,
alacağı destek karşılığında “Davut Koridoru” sözü veriyordu
(Bakınız;
İsrail’le Haftalık Görüşme Yapıyorlar
, 16 Aralık). Açıkçası bu parçalanma anlamına gelecekti. Buna ne Şam ne de Ankara izin verebilirdi.
“O halde ne olacak?” sorusuna kaynağım net bir yanıt vermemişti. Ancak yaptığımız beyin fırtınasıyla kafamda bir analiz şekillenmişti. Buna göre, müzakereler sonuçsuz kalabilir,
SDG, İsrail’den aldığı cesaretle provokasyonlara girişebilir
, bu da Şam için
doğururdu. Bu provokasyonlara verilecek yanıt iki aşamadan oluşacaktı. İlk aşamada örgüte uyarı niteliğinde,
sınırlı hedeflere odaklanan
bir operasyon yapılacak, SDG’ye Suriye’nin toprak bütünlüğü konusunda kararlılık gösterilecek,
ancak müzakerelere açık kapı bırakılacaktı
. Bu işe yaramazsa ikinci aşamada
gündeme gelecekti (İkinci aşamada Arap aşiretlerin SDG’ye desteğini çekmesi, YPG’nin Haseke-Kamışlı arasına sıkışması beklenir.) Kaynağım, Halep’in üzerinde önemle durmuştu. Konunun hassasiyeti nedeniyle Halep’e değinmeden bazı detayları yazmıştım. (Bakınız;
Birinci Aşama: SDG’ye Askeri Uyarı Hazırlığı
, 9 Aralık.)
İSRAİL-SURİYE MÜZAKERELERİNE DİKKAT
Bu süreçte iki parametre önemliydi. Bir. Şam adım atmadan önce Suriye-İsrail müzakereleri bir dengeye kavuşmalıydı. Çünkü Şam’ın SDG’ye müdahalesine İsrail karşılık verebilir,
hayata geçirmek için harekete geçebilirdi. İki.
Türkiye-Suriye güvenlik anlaşmasının
pratiğe dökülmesi için Şam’ın da bazı kararlar alması gerekiyordu.
Aralık ayında bu kapsamda ciddi bir trafik yaşandığını anlıyoruz.
Trump’ın Özel Temsilcisi Barrack,
İsrail’de Netanyahu ile görüşmüş, ardından Ankara’da
ile bir araya gelmişti (16 Aralık.) Trump, Netanyahu ile Washington’da görüştü (29 Aralık) ve onun baskısıyla İsrail, ABD ve Suriye’den temsilciler Paris’te bir araya geldi (6 Ocak.) Bu görüşmede Suriye-İsrail arasında iletişim kazası yaşanmaması için
Ürdün’de bir füzyon hücresi kurulması
kararlaştırıldı. Paris zirvesi ile İsrail-Suriye müzakerelerinin pozitif denge kulvarına girdiği söylenebilir mi? Erken konuşmamak lazım. Trump’ın baskısıyla masaya oturan İsrail’in, bölücü hedeflerinden vaz geçmediğini daha önce de gördük.
Yaşanan trafiğin bir yönü de Türkiye-Suriye güvenlik anlaşmasına ilişkindir.
Genelkurmay Başkanı Selçuk Bayraktaroğlu’nun
Şam ziyaretini (6 Aralık),
Dışişleri Bakanı Fidan, Milli Savunma Bakanı Güler ve MİT Başkanı Kalın’ın
çıkarması izledi (22 Aralık.) Bu ziyarette, Türkiye-Suriye güvenlik anlaşmasının sahada pratiğe dökülmesi için önemli kararların alındığı anlaşılıyor. Şam’ın SDG ile yaptığı son toplantı bunun akabinde gerçekleşti (4 Ocak.) SDG “Suriye ordusu benim bölgeme girmesin” gibi maksimalist taleplerde bulunduğu için sonuçsuz kaldı.
ile
arasındaki görüşme tüm bunların çerçevesidir (6 Ocak.)
ABD PARAYI KESTİ ARTIK İSRAİL VERİYOR
SDG’nin saldırıları üzerine, Halep’teki
Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde
şiddetli çatışmalar yaşandı, Suriye ordusu operasyon başlattı. Gelişmelerin nasıl seyredeceğini izleyeceğiz, ancak bir operasyon ilan edildiyse
silah ya da müzakere yoluyla hedefe ulaşılmalı
, terör örgütü Halep’ten çıkarılmalıdır.
Bu gelişme üzerine, o kaynağımla yeniden görüştüm. “Halep’teki operasyon ilk aşama mı?” diye sordum. Dedi ki… Şam’ın o hamleye yavaş yavaş başladığı anlaşılıyor… SDG’nin Suriye mevzilerine saldırıları, sivilleri hedef alması, federalizmi savunması Şam’ın elini güçlendiriyor… Bu süreçte
SDG’de çözülmeler başladı…. SDG’den toplu olarak ayrılanlar, firarlar var….
Bu ayrılanlar sadece Arap değil, SDG içindeki Kürtler de örgütten kopuş yaşıyor… Bu çözülmenin bir sebebi kendi içlerinde yaşadıkları tartışmalar, bir diğeri Şam’ın ABD nezdinde itibarının artması…
Bir sebebi de maaş alamamaları…
ABD SDG’ye artık ödeme yapmıyor… Şu an
İsrail belli oranda para gönderiyor
ancak bu yetersiz kalıyor… Çözülmenin detayları önümüzdeki günlerde ortaya çıkar.