Kurbanın taşıdığı medeniyet: Türkiye’den dünyanın mazlum coğrafyalarına

04:001/06/2026, Pazartesi
G: 1/06/2026, Pazartesi
Yasin Aktay

Millilik adına çıkarcı bir söylem yetişen nesli hızla milli olmaktan da uzaklaştırıyor. Kendi milletine de yeri geldiğinde en ufak bir fedakarlığı göstermeyen bencil bir kişilik ortaya çıkarıyor. Millet adına yüklenilmesi gereken sorumluluğu da bir angarya gibi gösteren, mümkünse her türlü vatan borcunu atlatmaya çalışan, kendince “uyanık” bir karakteri besliyor. Bu karakterden haramı yakaladığında helale hiç bakmayan, her türlü yolsuzluğu kendine hak gören bir siyasal, ekonomik ve toplumsal davranış

Millilik adına çıkarcı bir söylem yetişen nesli hızla milli olmaktan da uzaklaştırıyor. Kendi milletine de yeri geldiğinde en ufak bir fedakarlığı göstermeyen bencil bir kişilik ortaya çıkarıyor. Millet adına yüklenilmesi gereken sorumluluğu da bir angarya gibi gösteren, mümkünse her türlü vatan borcunu atlatmaya çalışan, kendince “uyanık” bir karakteri besliyor.

Bu karakterden haramı yakaladığında helale hiç bakmayan, her türlü yolsuzluğu kendine hak gören bir siyasal, ekonomik ve toplumsal davranış modeli ortaya çıkıyor. 100 yıllık milli-ulusalcı eğitimimizin ortaya çıkardığı nesiller maalesef bugünkü hali pür melalimizin en önemli sebeplerinden biri. Yeri geldiğinde mülteciye karşı, başka milletlere karşı sergilenen duyarsızlık birbirimize karşı merhametsizliğe, acımasız ve kıran kırana bir kurt-kurda rekabetin başka bir tezahürü oluyor.

Çok şükür Türkiye bundan ibaret değil. Genel eğitimimiz böyle bir karakter yetiştirmeye teşne olsa da rabbimizin bu milletin bağrına yerleştirmiş olduğu şiarlar birer eğitim kurumu gibi bambaşka bir insan tipi yetiştiriyor: İyi insanlar, iyilik için koşuşan insanlar, iyilik için birbirleriyle yarışan insanlar var. Rabbimizin yerleştirdiği ve birer eğitim gibi çalışan kurumlar: Ramazan, Zekat, infak ve Kurban gibi ibadetler. Bu dini ilik ilik sökmeye çalıştılarsa da milletin hücrelerine kadar sinmiş bu kurumlar sökülüp atılamadı ve bu toplumun millet olma vasfı bu kurumlardan ihya oldu.

Kurban bayramı yaklaştığında dünyanın her tarafına kurban organizasyonları için koşuşan ve Türk milletinin kurban köprülerini dünyanın özellikle mağdur, mazlum ve yoksul coğrafyalarına kuran büyük bir gönüllü ordusunun faaliyetleri ortaya gerçekten muhteşem bir manzara çıkarıyor. Son otuz yılda Türkiye’den dünyanın dört bir yanına uzanan insani yardım ve kurban faaliyetleri, aslında çok daha derin bir toplumsal ve ahlâkî dönüşümün göstergesidir.

Bugün Türkiye merkezli vakıf ve derneklerin Filistin’de, Gazze’de, Arakan mülteci kamplarında, Somali’de, Nijer’de, Çad’da, Sudan’da ve Afrika’nın en ücra bölgelerinde yürüttüğü kurban çalışmaları yalnızca bir yardım faaliyeti değildir. Bunlar aynı zamanda, insanın kendi konfor alanını aşarak başka insanların acısıyla hemhal olabilmesinin, ümmet bilincinin ve evrensel insanî sorumluluğun somut tezahürleridir.

Bu çalışmaların en dikkat çekici tarafı ise, onların arkasındaki insan hikâyeleridir. Önceki yıllarda bu insan hikayelerini “İşte, “gençliğimiz nerede?” diyenlere güzel örnekler. Bu gençler elbette geçmişten gelen bir miras, ama geleceği inşa edecek güzel, açık ve cesur yürekler” diye takdim etmiştim.

Bayram günlerinde tatil merkezlerini değil mülteci kamplarını tercih eden gençler, yıllık izinlerini Afrika köylerinde veya savaş mağdurlarının yaşadığı bölgelerde geçiren doktorlar, mühendisler, öğretmenler ve gönüllüler… Asıl dikkat çekilmesi gereken nokta budur.

Kurbanın gerçek anlamının, yalnızca vermek değil; yakınlaşmak olduğunu, kelimenin kökündeki “kurbiyet”in tam da bunu ifade ettiğini hatırlayalım. Allah’a yakınlaşırken insana da yakınlaşmak; dünyanın herhangi bir köşesindeki mazlumun acısını kendi meselesi haline getirebilmek…

Değerli dostumuz Vahdettin İnce, her zamanki inceliğiyle İslam medeniyetinin biraz da “kurban medeniyeti” olduğunu çok güzel, sahih anekdotlarıyla ortaya koymuş. Evet İslam medeniyeti için bir fıkıh medeniyeti, vakıf medeniyeti yakıştırması yapılabilir, ama aynı zamanda “ırağı yakın eden bir kurban medeniyeti” olarak da tavsif edilebilir. Müslümanlar biraz güçlerini topladığında bu özellikleri, içlerine birer şiar olarak Yüce Rabbleri tarafından yerleştirilmiş olan kurban, zekat, infak emirlerinin kaçınılmaz bir tezahürleri olarak ortaya çıkıyor.

Gazze’ye ulaştırılan bir kurban, yalnızca aç bir aileye dağıtılan et değildir. Aynı zamanda kuşatma altındaki bir halka “yalnız değilsiniz” mesajıdır. Arakan kamplarına gönderilen bir kurban, yalnızca bir yardım paketi değil; unutulmuş insanlara uzatılmış bir kardeşlik elidir. Afrika’nın yoksul bölgelerinde kesilen bir kurban ise sadece bir gıda desteği değil, insan onurunun evrenselliğine dair güçlü bir hatırlatmadır.

Türkiye’de faaliyet gösteren İHH, Türkiye Diyanet Vakfı, Cansuyu, Yetim Vakfı, Deniz Feneri, Sadakataşı, Beşir Derneği, Acil-Der, Siirt Vakfı, Hayrat, İnsan ve Medeniyet Hareketi ve benzeri birçok kuruluşun çalışmaları bu açıdan değerlendirildiğinde, karşımıza yalnızca bir yardım ağı değil, aynı zamanda küresel ölçekte işleyen bir vicdan hareketi çıkmaktadır. Bu kuruluşların, takip ettiğim kadarıyla hepsi sadece kurban organizasyonu yapmıyor, yetim himaye, eğitim, sağlık, göz ameliyatları, su projeleri, sünnet, savaş ve afet bölgelerine acil yardım ve mültecilere hizmet çalışmaları da yapıyor.

Daha da önemlisi, bu faaliyetler yeni nesiller üzerinde dönüştürücü bir etki bırakmaktadır. Çünkü kurban organizasyonlarına katılan gençler, dünyanın başka yerlerinde yaşayan insanların acılarını yakından görerek büyüyorlar. Böylece kurban, yalnızca bir ibadet değil; merhamet, dayanışma, sorumluluk ve adalet duygusunun eğitimine dönüşüyor.

Belki de bugün Türkiye’nin en önemli kazanımlarından biri budur: Dünyaya yalnızca çıkar ilişkileriyle değil, ahlâkî sorumluluk perspektifiyle bakabilen bir insan kaynağı yetiştirebilmiş olması.

Bu yüzden kurban faaliyetlerini değerlendirirken yalnızca kaç hayvan kesildiğine değil, kaç gönlün birbirine yaklaştığına bakmak gerekir. Çünkü asıl başarı, dağıtılan etten çok kurulan kardeşlik köprüleridir. Zaten diğer faaliyetler de bu yakınlığı sağlayan, kurban işlevini uhdesinde gerçekleştiren, köprüler kuran, ırak olanı yakınlaştıran faaliyetler.

Kurbanın gerçek bereketi de burada ortaya çıkıyor: İnsanları birbirine yaklaştırmasında, dünyanın farklı köşelerindeki acıları ortak bir vicdanın konusu haline getirmesinde ve yeni nesillere fedakârlığın, paylaşmanın ve sorumluluğun anlamını öğretmesinde.

#Toplum
#Aktüel
#Yasin Aktay