
Hepimizin bildiğini, ama aksine inanmak istediğimiz şeyi Trump, Venezuella’ya karşı yaptığı ve seçilmiş liderini kaçırdığı operasyonuyla bir kez daha dünyaya gösterdi: Uluslararası hukuk, uluslararası adalet diye bir şey yok. Güçlünün hukuku vardı. O güçlü de kendi hukukunu bütün insanlara istediği gibi adlandırabiliyor.
Bağımsız ülkeye korsan gibi girip onun liderini yatak odasında eşiyle birlikte alıp kaçırma eylemi bal gibi bir terör eylemi, bütün uluslararası kuralların ihlali. Ama bu operasyonu “Maduro tutuklandı ve suçlarının cezasını çekecek” diye duyurdu.
Kendi ülkelerini bütün onurlarıyla savunanlara, bu yolda bir sivilin bile burnunu kanatmaya tevessül etmeyen kuvay-ı milliye güçlerine terörist diyebilir, buna karşılık çoluk çocuk onbinlerce insanı en hunharca en vahşi şekillerde katleden, soykırım uygulayan İsrail’e meşru müttefik muamelesi yapmaya devam edebilir. Kim ne diyebilir? Varsa itirazı olan terörist yaftası da taşımayı göze almalıdır.
Uluslararası toplumun bu güçlünün hukukuna tabi olduğunu biliyoruz aslında ama herkeste yine bir umut, yalan da olsa, yalanını seviyor insanlar. Yalansız dönmüyor ki dünya. Bu yalana sarılarak meşruiyet alanında verilen mücadelelerin hepsinin altında gözardı edilen bu kesin bilginin var olması çok acıdır.
Venezuela Devlet Başkanı’nın sarayının içinden böylesine vahşi bir şekilde alınması ve yargılamaya götürülür gibi kelepçeli görüntüsünün açıkça sergilenmesi, tüm dünya hükümetlerine hakarettir. Amerika bütün ülkelere hiçbirinin kendi egemenlik hakkının olmadığı, istediği ülkenin içine müdahale edip onları kendi hukukunun bir parçası haline getirebileceğini, yargılayabileceğini söylemiş oluyor.
Peki bu görüntü karşısında bütün egemen ülkelere vermeye çalıştığı mesaj bu, ama bu mesajı herkesin kabul etmesi bir kader midir?
Elbette değil ve kesinlikle bu görüntüyle ABD’nin vermiş olduğu mesaj bu olsa da bu görüntü ABD’nin gücünü asla ispatlamaz. Bu görüntünün ortaya çıkmasını sağlayan şey ABD’nin gücü değil, operasyon yaptığı ülkenin, Venezuella’nın ABD ve CIA’sından önce içerdeki hainleriyle işgal edilmiş olmasıdır. Maduro’nun bu şekiled kelepçelenerek kaçırılmış olmasını mümkün kılan içerdeki güvenlik zaafıdır. Bu zaaf da Venezuella halkının zaafı değil, her şeyden önce ülke içindeki silahlı kuvvetlerin ve bir ABD işgalinin kendisine sağlayacağı rüşvetlere çoktan elini açmış işbirlikçi muhaliflerdir.
ABD Maduro üzerinden bütün dünyaya bu mesajı vermek istemiş olabilir ama bu senaryoyu istediği her yerde istediği şekilde uygulayabildiğini kimse zannetmesin. Daha yakın zamanda Afganistan’da uğradığı hezimet bir halkın direniş ruhuna karşı ne kadar aciz kalabildiğini gösterdiği gibi, bir halkın özgürlük aşkı, birlik ve beraberliği ve bilhassa Allah’a dayanma iradesi karşısında rezil rüsva olmaya mahkûm olduğunu da ortaya koydu. Irak’ta da yol açtığı onca yıkıma, katliamlara rağmen yine aynı hezimetle kaçmak zorunda kaldı. Siyonist İsrail’e verdiği onca desteğe rağmen sayı olarak ve silah gücü bakımından olabildiğine orantısız bir direniş gücü karşısında, Gazze halkı, Hamas karşısında yaşadığı rezil bir hezimetten başkası değil. Orada da ispatlayabildiği tek şey katliamcı, soykırımcı, acımasız, kural tanımaz oluşudur. Bu kadarını zaten herkes biliyordu ama bütün alem bildi ki inanan bir topluluk karşısında arkasına saklandığı silah gücünün önünde hiçbir şey değil.
Maduro’ya karşı yapılan operasyonun aynısı Türkiye’deki işbirlikçileri eliyle 15 Temmuz’da denenmedi mi? Ama Türkiye halkıyla ve TSK’nın satılmamış milli unsurlarıyla bu operasyona karşı koyarak ABD’nin her yerde istediği operasyonu yapmaya kadir olmayacağını destansı bir duruşla gösterdi.
Peki, Venezuella halkı bu olayde nerede? Ne yazık ki bu olayda ABD’nin başarısından ziyade Maduro’nun kendi halkıyla bir milli savunma ruhu oluşturmamış olması çok daha belirleyici bir sonuç. Trump’ın Maduro’nun ne diktatörlüğüyle ne demokratikliğiyle hatta ne de uyuşturucu ticaretiyle ilgilendiği var. Afganistan örneği bile yeterince göstermiştir ki ABD işgali zamanında dünyanın en önemli uyuşturucu kaynağı olan ülke işgal bittikten sonra sadece birkaç ay içinde sıfırlandı. Dünyada uyuşturucunun en büyük hamisi ve taciri CIA’dir. Bunu bilmeyen yok. Venezuella’da sorun bu da değildi, tek sorun Venezuella’nın dünyanın en büyük petrol kaynaklarına sahip olması.
Başka birinin yönetimi altında olsaydı ABD yine yapmaktan çekinmeyeceği bu operasyonunu “demokrasi götürme” veya ülkeyi “diktatörden kurtarma” bahanesiyle yapmış olurdu. Oysa Trump açıkça bunu petrol için yaptığını da gizlemiyor, bunu ballandıra ballandıra da anlatıyor.
Burada yine Maduro’yu ABD’nin görünürdeki operasyon zaferinin asıl sebebi kılan şey ülkenin bu kadar büyük zengin kaynaklarını halkıyla paylaşmak ve halkını bir şekilde kazanmak konusunda hiçbir siyasetinin olmayışı. Birçok diktatörün genel sorunu olan bu durumun kendi tercihleri olmadığını da düşünmek gerekiyor. Gerçek demokrasi olduğunda bu durum ABD’yi de Avrupa’yı da daha fazla rahatsız eder. Çünkü bu şekilde olması, onları istenildiğinde fişlerini çekmeye daha hazır tutmuş oluyor.
Türkiye’de yapamadıkları şey bu oldu. Ülkede halkını gerçekten temsil eden ve kaynakları halkının hizmetine sunmak üzere maksimize etmeye çalışan bir yönetimin olması ülkeye müdahale ihtimalini de azaltıyor.
Ama Venezuella’da işgalciye kapıyı içerden açan bir muhalefetin aynısı bizde de her zaman en temel sorun. Osmanlıyı yıkan İngilizlere kapıyı içerden açan İngiliz muhibbi İttihatçılar değil miydi? 15 Temmuz’da Erdoğan’ı alma operasyonunu büyük bir beklentiyle izleyen muhalefeti de gördük. Ülkeyi İngiliz başbakanına şikâyet edip kendilerinden Türkiye’nin Cumhurbaşkanına karşı yalnız bırakmış olmaktan yakınan muhalefet lideri Erdoğan’ın “kardeşi” dediği Maduro’yu yalnız bıraktığını ileri sürüyor şimdi. Maduro’ya üzüldüğünden mi?
PEKİ YA, Erdoğan’ın Trump’la iyi ilişkileri olsa bile birçok konuda onunla tam tersi düşündüğünü sanki bilmiyor mu? Birçok konuda Trump ile görüştükten sonra bile onun duruşu ve görüşüyle taban tabana karşıt görüşlerini söylemekten hiç geri durmadı. İşte Gazze konusu, Suriye’deki ABD varlığı ve SDG’ye destek konusu...
Erdoğan’ın sözlerini ne zaman ve nerede, ne şekilde söyleyeceği konusunda kendisine marka olmuş bir ustalığı var.
Özgür Özel kendi aklıyla Erdoğan’ı böyle bir olayda ülke için, ülkenin menfaatine bir tavır almaya değil, aksine kendisini de ülkeyi de yanlışa sürükleyecek bir konuma tahrik etmeye çalışıyor. Oysa Erdoğan kendi sözüne hâkim bir liderdir ve uygun sözü yerinde ve zamanında söyleme ustasıdır. Onun ABD’nin bu tutumunu onayladığı elbette düşünülemez, ama söyleyeceği her sözü yönettiği ülke adına tartmak durumundadır.
Ama Özgür Özel gerçekten ABD’nin bu haydutluğunu bu kadar kötü görüyorsa kendisini tutan yok, en radikal bir biçimde Trump’ı ve ABD’yi kınasın. Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz desin veya ABD’nin bu eyleminin onun gücünü değil, sadece eninde sonunda kendisini de yıkıma götürecek bir haydutluk olduğunu söylesin. Vallahi biz de kendisini tebrik eder, Özgür Özel olmasına bakmaz, sonuna kadar katılırız.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.