Şam 57. Uluslararası Kitap Fuarı: “Tarih yazdığımız… tarih okuduğumuz” bir eşik

04:0016/02/2026, Pazartesi
G: 16/02/2026, Pazartesi
Yasin Aktay

Özgürleştiğinden beri Suriye çok yoğun bir ziyaret trafiğine sahne oluyor. Tekrar dünyaya açılma, dünyayla entegre olma yolunda şimdiye kadar bile epey mesafe kat etti, ama muhtemelen bu entegrasyonun dünyaya bir mesaj verme boyutuyla bir Şam inisiyatifi olarak gerçekleşen ilk büyük etkinliğin bir kitap fuarı olması hem çok anlamlı hem de çok işlevsel. İşlevsel, çünkü tarih boyunca Şam dünyaya kitap yoluyla konuşmuş bir kültür ve medeniyet merkezi olmuştur. Batı medeniyetine sonradan ilham verecek

Özgürleştiğinden beri Suriye çok yoğun bir ziyaret trafiğine sahne oluyor. Tekrar dünyaya açılma, dünyayla entegre olma yolunda şimdiye kadar bile epey mesafe kat etti, ama muhtemelen bu entegrasyonun dünyaya bir mesaj verme boyutuyla bir Şam inisiyatifi olarak gerçekleşen ilk büyük etkinliğin bir kitap fuarı olması hem çok anlamlı hem de çok işlevsel.

İşlevsel, çünkü tarih boyunca Şam dünyaya kitap yoluyla konuşmuş bir kültür ve medeniyet merkezi olmuştur. Batı medeniyetine sonradan ilham verecek olan eski Yunan eserleri bile burada çevrilerek hem İslam medeniyetine yeni bir renk vermiş hem de Batı’nın ilgisine hazır hale getirilmiştir.

İslam düşünce ve mezhep tarihinde en derin ayrışmalardan birinin iki sembol ismi İbn Teymiyye ve İbn Arabi’nin her ikisinin mezarları burada. Her sokağında Sahabe-i Kiram’dan veya hemen sonraki nesillerden çok önemli, meşhur isimlerden izler var. Selahaddin Eyyubi, Nurettin Zengi burada birbirine komşular ve kahramanlıkları kadar idaredeki bilgelikleriyle de siyaset felsefesi kitaplarına ilham vermeye devam ediyorlar.

60 yıllık Baas rejiminin zulüm ve baskıları altında sadece bugünün insanları değil, adeta bir medeniyet potansiyeli gömülmüş vaziyetteyken şimdi bunun yeniden ihyasına şahit oluyoruz. Bu ihyanın bir kitap fuarıyla başlaması bu açıdan çok önemli. Tabii ki yalnızca bir yayıncılık buluşması olarak değil, Suriye’nin bu dönemlerde yaşadığı büyük siyasal-toplumsal kırılmanın kültürel alandaki en görünür yansımalarından biri olarak gerçekleşiyor fuar.

35 ayrı ülkeden 500 yayınevinin katıldığı Şam 57. Uluslararası kitap Fuarında 57 sayısı ilgi çekiyor tabii. Aslında 2011 yılına kadar 56 defa gerçekleşmiş bir fuarın, bir kitap fuarcılığı geleneğinin iyi-kötü varlığını da işaret ediyor bu sayı. 2011’de devrim süreci başladığında beri Esed yönetimi fuarı tamamen askıya almışsa da geçmiş yıllarda düzenlenen fuarların da şimdi gerçekleşen fuar mantığı ile uzaktan yakından ilgisi yok. Fuarda satılacak kitaplarda son derece titiz bir seçiciliğin devrede olduğu, çok önemli bazı İslam büyüklerinin kitaplarının veya belli başlıklı kitaplarının bile denetime takıldığı, büyük baskılar altında gerçekleşen bir fuar.

Aslında bu, birçok Arap ülkesindeki fuar tarzının belki en katı şekli. Fuar alanına girilirken sağlı sollu duvarlarda bu dönemde kitaba karşı sergilenen resmi uygulamalara dair çarpıcı bir illüstrasyona yer verilmiş. Yasak kitapların yakalanması korkusuyla kuytularda okunmasından, kitapların saklanmak üzere toprağa gömüldüğü tecrübelere ardından kitap okuduğu için Muhaberat takibine takılıp soluğu Seydnaya, Tedmur ve sair zindanlarda alanlara ve şimdi kitabın bir aydınlanma ışığı olarak yeniden toprağın altından çıkışına uzanan bir süreç temsil ediliyor.

Tam da bu baskıların ardından 15 yıl arayla gelen fuara ilk gün yaklaşık 250 bin kişilik ziyaretçi akını olmuş. Bu yoğunluk, bir yandan yıllardır ekonomik ve toplumsal yıpranmayla daralan kültür alanının “yeniden nefes alma” arzusuna; diğer yandan da kitapla kurulan ilişkinin, kriz dönemlerinde bile kolektif hafızayı diri tutan bir damar oluşuna işaret ediyor.

Aslında 15 yıllık bir ara desek de devrimden önceki son 5-6 yılda devrimin beşiği sayılan İdlib’de kitap fuarı düzenlenmiş. O fuarlardan ikisinin etkinliklerine online olarak katılmıştım. Bu da bugün Şara yönetiminin Kitab’a olan ilgisinin geçici ve göstermelik bir ilgi olmadığının en çarpıcı işaretlerinden.

Şimdi Şam Fuarının en iddialı yanı kitap konusunda hiçbir yasağın bulunmaması. Yaklaşık 100 bin çeşit kitabın sergi ve satışa sunulduğu fuarda hiçbir kısıtlama yok. Ancak Reuters haberi bu kısıtlama yokluğunu öne çıkarırken ilginç bir şekilde sadece “eskiden satışı yasak olan radikal İslamcı Seyyid Kutub’un eserinin artık satılabildiği ve çok tiraj yaptığı” üzerinden sunuyor. Sanki serbest kalan tek eser oymuş ve fuarın tek özelliği de buymuş gibi. Oysa özgürlük bu fuarın sloganı, yasağın olduğu yerde kitap da olmaz. Yasağın olduğu yerde var olabilen kitaplardan özgürleştirici ve sadra şifa bir fikir çıkmaz.

Bu fuarın güçlü bir “sembolik dili” var. Slogan olarak öne çıkarılan “Tarih yazdığımız… tarih okuduğumuz” ifadesi hem geçmişle hesaplaşmayı hem de yeni bir ortak anlatı kurma çabasını imliyor. Euronews’in Arapça analizinde de vurgulandığı üzere, afiş tasarımında Ugarit alfabesine göndermeler yapılıyor; bu da fuarın, Suriye’yi yalnızca güncel siyasal tartışmalarla değil, kadim kültürel miras üzerinden de yeniden konumlandırma arayışını gösteriyor.

Açılışta yapılan konuşmalarda Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara, “insanlığın uzun süredir hakikati aradığını, bilgi arttıkça farkındalığın büyüdüğünü ve bunun öğrenme ihtiyacını derinleştirdiğini” vurguladı. Şam’ı tarihsel olarak “ilim ve marifetin” merkezlerinden biri olarak anarken, fuarı “basit bir kültür etkinliği değil, bir tür medeniyet iddiasının geri çağrısı” olarak sundu. Cumhurbaşkanı, “bilgisizliğin zayıflıkla, bilen ve bildiğiyle amel eden toplumun güçle” anıldığına; “bilgisiz gücün yıkıcı, görüşsüz kılıcın sahibini vurucu” olduğuna dair klasik siyaset/ahlak söylemini öne çıkardı. Konuşmanın merkezinde ise Şam’ın “Doğu’nun ve Batı’nın ilim taliplilerini çekmiş bir menba” oluşu fikri yer aldı; sonrasında da fuarın “Suriye’nin tümüyle özgürleşmesinden sonra hayırlı bir dönüş ve kıymetli bir başlangıç” olduğunu söyledi.

Kültür Bakanı Muhammed Yasin es-Sâlih ise açılış mesajını “kitap” üzerinden bir “yeniden kuruluş” diliyle kurdu. Bakan kitabı ve bilgiyi “Suriye kimliğinin tarih boyunca sütunlarından biri” olarak gördüğünü; Şam’ın “ilk alfabeyi doğuran şehir” olarak kültürel varlığını, yeniden bu kapıdan tescillemesi gerektiğini vurguladı. Bakan ayrıca fuarı, “özgür düşünce ve ifade alanının genişlemesi” ile ilişkilendirerek, “tek düşüncenin hegemonyası”na göndermelerle yeni kültürel iklimi tarif etti.

Fuar’ın bu yeni iklimde yasakların olmayışı boyutuyla öne çıkışının bir tezahürü de daha önce baskılanmış Kürt dil ve kültürüne ayrılmış bir bölümün varlığıydı. Kültür Bakanlığında Kürt Dili ve Kültürü Müdürlüğünün de kurulmuş olduğunu bu vesileyle öğreniyoruz. Stantta ziyaretçileri karşılayan ve onlara eserlerini anlatan Kürt görevlileri tam bir özgürlük ve güven ortamının keyfini çıkarıyor gibiydi ve bizi de büyük bir samimiyetle kucakladılar.

İkincisi, yine Arap dünyasındaki fuarlara kıyasla “yasakların yokluğu” ile temayüz eden ve 10 yıldır düzenlenmekte olan İstanbul’daki Arapça Kitap Fuarının çok daha geniş ölçekte gerçekleşen bir örneğiyle karşı karşıyayız burada. Fuar alanında gezerken tanıdık insanlarla karşılaşıp sohbet oranımız Türkiye’dekinden çok daha fazla oluyor. Neredeyse herkes az veya çok Türkçe konuşuyor, bir jest olarak Türkçe muhatap olmaya çalışıyor.

Suriye devriminde insanın özgürleşmesinin en güçlü yansımasını Kitabın özgürleşmesinde görüyoruz. Suriye bu fuarla kelimenin tam anlamıyla “tarih yazıyor, tarih okuyor ve okutuyor”.

#Şam
#Suriye
#Aktüel
#Yasin aktay