Algoritma oruç tutmaz

04:0023/02/2026, Pazartesi
G: 23/02/2026, Pazartesi
Yeni Şafak
İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.
İllustrasyon: Cemile Ağaç Yıldırım.

Eğer Ramazan’da keşfetimizin yalnızca yemekle dolmasından şikayet ediyorsak, önce kendi dijital davranışımıza bakmalıyız. Zira algoritmalar toplumun aynasıdır; toplum neye uzun bakarsa, ekran onu büyütür. Dijital ekranda büyüyen de gerçeği dönüştürür.

Doğukan Gezer/GZT Genel Yayın Yönetmeni

“Neden bir anda sosyal medya hesaplarımızda tüm keşfet akışımız yemek videoları oldu?”

Ramazan’dan Ramazan’a hayatımıza giren 1 aylık sözler, sorular, tespitler vardır. Son birkaç yılda da en başta bahsettiğimiz sorunun varlığı sorgulanıyor…

Ramazan geldiğinde sadece sofralar kurulmaz; dijital ekranlar da kurulur. İftar saatine doğru şehirler, sokaklar yavaşlarken, sosyal medyalar aksine hız kazanır. Son vakitlerde telefonu elimize aldığımızda dijital mecralarda bir akışa gireriz ve keşfet sayfamız adeta dev bir mutfağa dönüşür: Ağır çekimde dökülen şerbetler, çıtır pideler, “iftara 30 dakika kala uygulanabilecek…” başlıklı tarifler, en pratik sahur menüleri… Sanki ayın ruhu, yalnızca ne yiyeceğimiz sorusuna indirgenmiş gibi bir tablo bizi karşılar.

ÇAĞIMIZIN GÖLGE GÜCÜ

Oysa mesele yalnızca yemek değil. Bunu şüphesiz hepimiz biliyoruz. Bir diğer hususa odaklanmak gerek; o da sosyal medyaların hayatımızı tahakküm altına aldığı çağın gölge gücü olan algoritmanın ta kendisi. Ve bilmemiz gerekir ki algoritma oruç tutmaz.

Sosyal medya platformlarının öneri sistemleri, bizim niyetimizi değil; davranışımızı ölçer. Hangi içeriğe kaç saniye baktığımızı, neyi kaydettiğimizi, neyi paylaştığımızı, hangi videoyu sonuna kadar izlediğimizi hesaplar. Daha önce 2023 ve 2024 yıllarında yayımlanan ve bu yılın başında 2025 versiyonuna da ulaşılan Reuters Institute Digital News Report raporları, kullanıcıların özellikle mobil ortamda kısa ve görsel yoğun içeriklere daha fazla vakit ayırdığını ortaya koyuyor. Bu da platformların ‘en çok etkileşim alan’ içerikleri daha da görünür kılmasına yol açıyor. Yani Ramazan’da yemek videolarına biraz daha uzun bakıyorsak, algoritma bunu bir ihtiyaç değil, bir tercih olarak okuyor ve önümüze daha fazlasını getiriyor.

Bir başka araştırma, MIT Media Lab’in yankı odaları (echo chamber) üzerine çalışmaları, kullanıcı davranışlarının benzer içerikleri katlayarak çoğalttığını gösteriyor. Dijital ortam, ilgi alanlarımızı derinleştirirken aynı zamanda daraltabiliyor. Ramazan’da yemek içeriklerine yönelen kolektif dikkat, kısa sürede keşfet sayfalarını tek boyutlu bir akışa dönüştürebiliyor.

DİJİTAL SİSTEM RAMAZAN’IN RUHUNU DEĞİL GÖRSELLİĞİNİ BÜYÜTÜYOR

Burada bir yanlış anlaşılma olmasın: Yemek içerikleri sorun değildir. Ramazan’ın sofrası kültürdür, paylaşmadır, berekettir. Ancak Ramazan’ı yalnızca yemek üzerinden konuşmak, bu ayın ruhunu eksik okumak gibi geliyor. Oruç, biyolojik bir açlık deneyiminden ibaret değildir; iradenin, sabrın ve iç muhasebenin disiplinidir. Fakat dijital çağda, en hızlı tüketilen içerik neyse o öne çıkıyor. Görsel olarak güçlü, anlık haz üreten, kolay sindirilen içerikler algoritmanın gözdesi hâline geliyor.

Dijital medya yayıncısı olarak şunu açıkça görüyorum: Algoritma, ölçülebilir olanı; kullanıcısını memnun edeni, eli boş göndermeyeni ödüllendiriyor. İzlenme yüzdesi, tıklanma oranı, gönderim sayısı… Bunların hepsi somut veriler.

Fakat şüphesiz ‘derinlik’, ‘niyet’, ‘manevi yoğunluk’ ya da ‘doğru mu, yanlış mı?’ gibi kavramlar, sorgular ölçülemez. Dolayısıyla dijital sistem, Ramazan’ın ruhunu değil; Ramazan’ın görsel tarafını büyütür. Çünkü algoritma açlık hissetmez, sadece veriyi analiz eder. Veri de Ramazan’da yemek kokusunu takip ediyor…

Peki doğrusu ne? Yasaklamak değil. Dijital dünyada yasak refleksi ters teper. Boşluk, başka bir içerikle dolar. Doğrusu denge kurmaktır. Eğer sofrayı gösteriyorsak, israf bilincini de konuşmalıyız. Eğer tarif paylaşıyorsak, paylaşmanın anlamını da hatırlatmalıyız. Eğer iftar heyecanını büyütüyorsak, infak kültürünü de görünür kılmalıyız. Medya olarak bizim sorumluluğumuz, yalnızca en çok izlenecek olanı değil; en çok ihtiyaç duyulanı da üretmektir.

Burada bireyin rolü de küçümsenemez. Algoritma tek taraflı bir güç değildir; eğitilebilir bir sistemdir. Beğendiğiniz, kaydettiğiniz, izlediğiniz içerikler çoğalır. Görmezden geldikleriniz azalır. Eğer Ramazan’da keşfetimizin yalnızca yemekle dolmasından şikayet ediyorsak, önce kendi dijital davranışımıza bakmalıyız. Zira algoritmalar toplumun aynasıdır; toplum neye uzun bakarsa, ekran onu büyütür. Dijital ekranda büyüyen de gerçeği dönüştürür.

SOFRALARIMIZ KADAR EKRANLARIMIZI DA BİLİNÇLİ KURMALIYIZ

Ailelerin ve eğitimcilerin de bu meseleye kayıtsız kalmaması gerekiyor. Çocuklar için Ramazan’ın dijital temsili, onların zihnindeki Ramazan algısını şekillendiriyor. Eğer ekranlarda yalnızca “İftarda ne var?” sorusu dönüyorsa, “Ramazan bize ne kazandırır?” sorusu geri planda kalıyor. Bu nedenle dijital okuryazarlık artık teknik bir beceri değil; ahlaki bir bilinç meselesi. ‘Bu içerik neden karşıma çıktı?’ sorusunu sormayı öğretmek, belki de bu çağın en önemli ve nitelikli dijital medya okuryazarlığının başlıklarından biridir.

Belki de Ramazan’da ihtiyacımız olan şey, tam anlamıyla bir “dijital oruç” değil; bilinçli bir dijital disiplin. Tamamen çekilmek değil; seçerek tüketmek. Tepkisel kaydırmak değil; niyetle izlemek. Çünkü oruç, sadece mideden vazgeçmek değildir; aynı zamanda fazlalıklardan da arınmaktır. Dijital fazlalıklar da buna dahildir.

Algoritma oruç tutmaz. Ama biz tutarız.

Algoritma hissetmez. Ama biz hissederiz.

Ramazan’da keşfetimizi neyle dolduracağımıza karar vermek, aslında nasıl bir zihin ve kalp inşa etmek istediğimize karar vermektir. Sofralarımız kadar ekranlarımızı da bilinçle kurabildiğimiz gün, dijital dünyanın akışı bizi sürüklemez; biz akışa yön veririz. Hadi şimdi arkadaşlarımızın bizi “DM yağmuru”na tuttuğu yemek videolarına bu gözle tekrar bir bakalım; beğendiklerimize ‘like’ atalım, ‘ısmarlama’ görevi geldiyse de boş geçmeyelim.



#Ramazan
#Sosyal Medya
#Toplum
#aktüel