
Ramazan, modern hayatın dur durak bilmeyen temposuna verilmiş sessiz bir moladır. Zamanı hızlandırmaz, ona ağırlık ve anlam kazandırır. Günler yine yirmi dört saattir ama Ramazanda saatler başka türlü akar. İftar vaktine bakarak geçirilen günler, zamanı takvimden çok hisle ölçmeye başlar. İnsan, kaçıncı günde olduğunu unutur ama akşam ezanına ne kadar kaldığını bilir. Çünkü bu ayda zaman, saatle değil, ezanla bölünür.
OTOMATİK YAŞAM BİÇİMİNİ ASKIYA ALIR
Modern çağın en temel sorunlarından biri hızdır. Psikoloji literatürü, sürekli uyarılma hâlinin dikkati parçaladığını, sabırsızlığı ve tükenmişlik hissini artırdığını söyler. Zamanın çoğunlukla “yetmediği” duygusu, insanı hem kendisine hem de hayata yabancılaştırır. Ramazan ise bu hız rejimini bozan nadir zaman dilimlerinden biridir. Nitekim oruç ibadeti, yalnızca bedeni aç bırakmaz. Alışkanlıkları, refleksleri ve otomatik yaşam biçimini askıya alır. Gün içinde sık sık saate bakmak, aslında zamanla yeniden ilişki kurma çabasıdır.
Ramazan ayı gibi toplumsal olarak kutsal görülen zamanlar insanın anlam dünyasını yeniden yapılandırır. Ramazan, sıradan günlerden farklı olarak “kutsallaşmış zaman” hissi üretir. Bu hissin psikolojik karşılığı, yavaşlama ve farkındalıktır. İnsan daha az tüketir, daha çok düşünür, daha az konuşur, daha çok dinler. Birlik ve beraberlik duygusunu daha yakından hisseder. Günün ritmi değiştikçe, zihnin ritmi de değişir.
Bu gibi kutsal zamanlar, insan psikolojisinde sıradan günlerden farklı bir bilinç hâli üretir. Ramazan ayı da bu yönüyle, bireyin zamanı algılama biçimini ve kendisiyle kurduğu ilişkiyi dönüştüren güçlü bir psikolojik zemine sahiptir. Günlük rutinlerin askıya alınması, yeme-içme düzeninin değişmesi ve günün belirli anlarının ibadetle anlam kazanması, kişide farkındalık ve içsel düzen duygusunu artırır. Psikolojik açıdan bu durum, kontrol hissinin güçlenmesi ve anlam arayışının derinleşmesiyle ilişkilidir. Oruç tutarken bedensel bir düzenin yanında dikkat dağınıklığını azaltan, sabrı ve öz denetimi besleyen bir deneyim de kazanılmış olur. Bu nedenle Ramazan, bireyin hem duygusal hem de bilişsel dünyasında sakinleşme, içe yönelme ve kendini yeniden değerlendirme imkânı sunan özel bir kutsal zaman olarak öne çıkar.
TECELLİLERİN MEKANI
İslam düşünce geleneğinde zaman meselesi çoğunlukla merkezî bir yerde durur. İmam Gazâlî, insanın en büyük kaybının “farkına varmadan tükettiği zaman” olduğunu tebyin etmektedir. Ona göre ibadet, zamanı dolduran bir yük gibi olmayıp, zamanı anlamlandıran bir imkândır. Ramazan da bu anlamda, zamanın boşluklarını ibadetle değil, bilinçle doldurur. İbn Arabî ise zamanı “tecellilerin mekânı” olarak görür. Zaman yavaşladığında, insan bu tecellileri fark edebilir hâle gelir. Aceleyle yaşanan bir hayatta, hiçbir şey tam olarak idrak edilemez.
Ramazan'ın kozmopolit şehirlerde yaşayan insan üzerindeki etkisi de tam burada ortaya çıkar. Trafik, ekranlar, bildirimler ve bitmeyen gündem arasında sıkışan zihin, bu ayda istemeden de olsa durur. İftar saati yaklaşırken sokakların sakinleşmesi, seslerin azalması, evlerin içe kapanması ortak bir durağın tezahürü olarak toplumsal bir yavaşlamayı sağlar. Belki de bu yüzden Ramazan, bireysel bir ibadetten çok, kolektif bir zaman tecrübesidir.
RAMAZANLA GELEN HEDİYE
Bugün Ramazan'ı sadece geleneksel bir alışkanlık ya da takvimsel bir tekrar olarak görmek büyük bir eksiklik olur. Bu ay, hız çağında insana “dur” demeyi öğreten nadir zamanlardan biridir. Zamanın yeniden ağırlaştığı, anların fark edildiği, beklemenin değer kazandığı bir ay… Belki de Ramazan'ın bizlere hediyelerinden biri de budur; hayatı hızlandırmak yerine, yaşanabilir kılmak…
Ramazan'ın, zamanı yeniden hissetmeyi öğreten bu sakin ritmiyle kalplerimize ferahlık, hayatımıza denge ve sofralarımıza bereket getirmesi temennisiyle.
Hayırlı Ramazanlar…








