Hafıza programının son bölümünde Ersin Çelik ve İbrahim Ufuk Kaynak; Sumud Filosu’na yapılan müdahale, ABD’nin borç sarmalı ve Batı’nın Türkiye’ye yönelik muhtaçlık ilişkisini değerlendirdi. İbrahim Ufuk Kaynak, küresel sistemdeki değişimi ve Türkiye’nin yükselişini şu sözlerle açıkladı: “Türkiye, bu bölgede sözü geçen etkili, yetkin tek ülke. Almanya eski Cumhurbaşkanı Wulff, ‘Dünyanın Türkiye'ye olan ihtiyacı Türkiye'nin dünyaya olan ihtiyacından daha fazladır’ diyor. Yani bizim ‘Elimiz ayağımız esasında Türkiye'ye mecbur’ diyor.”
Yine dünyada olan bitenleri konuşacağız. Yani Batı ile hiçbir şekilde anlaşılmayacağını, uzlaşılmayacağını; Batı’nın bir zemini olmadığını, bir kuralı olmadığını, insani bir tarafı olmadığını artık çok net bir şekilde görmeye başladık. Batı da kendisini bu anlamda görüyor, tartıyor. Yani vicdanlı olan herkes, nasıl barbar yöneticilerle ülkelerinin yönetildiğini görmeye başladılar. İşte Trump, korsan olduklarını itiraf etti ve bunun kârlı bir iş olduğunu söyledi. Açıkça yani.
Evet, hakikaten yani bir ülkenin lideri, süper güç; "Biz korsanlık yapıyoruz." dedi. "Bu da kârlı bir iş." dedi.
Yani "Hürmüz Körfezi'nde" diyor, "korsanlık yapıyoruz."
SÖMÜRGE DÜZENİ ORTAYA ÇIKTI
Ülkelere çöküyorlar, petrollere çöküyorlar; gemilere, boğazlara, her şeye çöküyorlar ya! Ve bununla da artık övünüyorlar. Yani bir şey kalmadı bunun; etik, ahlak, kural, teamül...
Bunları yapabilmek için de tabii ki hep bahsederiz eskiden beri. Eskiden yumuşak gücü çok fazla kullanırlardı, şimdi artık sert güce geçtiler. O zaman da söylemiştik; sert gücün demiştik, birincisi ekonomik ambargo, ikincisi vekiller, üç düzenli ordu. Amerika Birleşik Devletleri veya Anglosakson akıl, bir vekil devlet olarak İsrail'i kullanıyor. Aslında bir katil devlet olarak kullanıyor. Bir tetikçi olarak kullanıyor.
Ve dünyada onun arkasında sürekli olarak Amerika, "Ben arkasındayım." diye kendisini gösterdiği için dikkat ederseniz dünyadan da hemen hemen hiç ses çıkamıyor. İşe hazırdılar, artık uluslararası suların içerisine girdi.
O Sumud meselesi aslında sivillerle siyasetin, devletlerin karşı karşıya geldiği çok net bir görüntü.
Yani bu bir eylemin ötesine geçmeye başladı. İsrail kendisini baskılayacak, zora sokacak, durdurabilecek, geri adım attıracak bir güç olarak Sumud'u kodladı ve Gazze'nin 660 mil uzağında, Yunanistan'ın karasularına çok yakın; yani Girit'e 54 mil kala, Avrupa karasularında, Akdeniz'de sivil silahsız...
Uluslararası ve aynı zamanda Yunanistan'ın arama kurtarma bölgesi oluyor orası.
İSRAİL SUMUD AKTİVİSTLERİNİ KAÇIRDI
Sumud Filosu’nun 21 teknesine baskın yaptı. 175 aktivisti teknelerden kaçırdı. Askerler, komandolar yaptı bunu. Ve bir gemiye bindirdiler. Bir gemiyi hapishaneye çevirdiler.
Gemiyi hapishaneye çevirdiler.
Aktivistleri iki gün boyunca orada tuttular. İki aktivist ve bu aktivistler; Saif ve Thiago, Sumud'un bu sivil iradenin idarecileri, onları kaçırdı; Tel Aviv'e götürdü.
Bir yandan soyuyor bir de.
Bir de hırsızlıktan her şey var. Bizim arkadaşlarımızın paralarından telefonlarına, kredi kartlarından cüzdanlarında ne varsa çaldılar.
Yani yağmacılık yaptılar. Korsanlığı Sumud'a karşı da yaptılar. Darp var, yaralama var. Ve bunu Avrupa'ya karşı yaptı. Avrupa'nın karasularında, Avrupa'ya karşı yaptı.
Yani işte bilmem ne sözleşmesiymiş, deniz hukukuymuş, ülkelerin egemenlik haklarıymış, sivillerin dolaşım özgürlüğüymüş; hepsini yok saydı. Bir meydan okuma aynı zamanda bu. Ve neye karşı? Gerçekten silahsız. Çünkü hem o yapılanmanın içerisinde bir aktivist olarak varım hem gazeteci olarak varım hem yöneticisi olarak, Türkiye delegasyonu olarak tabii varım. Bir taraftan arkadaşlarla günlerdir uyumadan toplantıdayız.
Siz de onların işkencesinden geçtiniz.
Bu başka bir seviye. Bu aslında Sumud'un bu ablukayı kırabileceğinin en büyük delili; İsrail'in Girit açıklarında bu filoya baskın yapması. Çünkü bu filo; bu hacimle Yunanistan ve Türkiye'den katılımlarla 100'e yakın tekneye ulaşacaktı. Aktivist sayısı çoğalacaktı. Gazze karasularına yaklaştığında İsrail orada bir operasyon yapamayabilirdi. Yani bize yaptığı operasyonu yapamayabilirdi. Seçeneksiz kalacaktı. Ve abluka ya kırılacaktı ya da İsrail filoya askeri olarak bir savaş açacaktı. Ve zaten bunu itiraf ettiler. Dediler ki: "Operasyonel nedenlerle burada yapmak zorunda kaldık." Şimdi Avrupa diyoruz ya; Yunanistan'la iş birliği yapsa.
“İSRAİL VE YUNANİSTAN BİRLİKTE HAREKET ETTİ”
Yani bu operasyonu İsrail dibimizdeki Yunanistan'la ortaklaşa yaptı. Oradaki üsler İsrail'e zaten tahsis edilmişti. Zaten Amerikan üsleri de var orada. Birlikte hareket ettiler. Aktivistleri Yunanistan'a bıraktı. Şu anda teknelerimizin bir kısmı Girit açıklarında bekliyor. Yani aslında Yunanistan demek İsrail demek bizim için şu anda; Sumud için. Hani buradaki iş birliğini falan da konuşmak gerekiyor. Yani İsrail'in Yunanistan'da halk İsrail karşıtı, Sumud destekçisi; halkın önemli bir kısmı. Ama devletleri satın almış durumdalar. İtalya'da halk Sumud destekçisi, Gazze destekçisi, İsrail karşıtı; ama Meloni, Netanyahu'yu desteklemek zorunda.
Amerika'da İsrail karşıtlığı artık anketlere sığmıyor. Yani New York Times'ın, Washington Post'un her gün yayımladığı analizlerde, anketlerde. Daha bugün vardı Washington Post'ta bir araştırma.
Almanya'da Merz iki kelime söylüyor, iki gün sonra af diliyor.
Yani gittikçe yükseliyor. Hem İsrail karşıtlığı yükseliyor hem de İsrail'e destek veren yönetimlere olan güvenoyu azalıyor. Bu patlama noktasına geçecek. Yani bu sivil aktivizm bir siyasi sonuçlar doğuracak. Bunun adını koyalım.
“SUMUD FİLOSU TARİHE GEÇECEK”
En büyük sivil örgütlenmelerden birisi oldu aslında dünya tarihinde. Bu Sumud Filosu, dünya tarihinde bilinen en büyük sivil örgütlenme hâline geldi ve hakikaten bu da geçecektir tarihe. Tarihe geçecektir ve o kadar ilginç ki; dedik ya “vekilleri kullanıyorlar." diye, vekillerden bir tanesi de Yunanistan oldu. Şimdi Yunanistan 1821'de Tripolice katliamı ile Osmanlı'ya karşı, Türk İmparatorluğu'na karşı bir ayaklanma başlattı. Bu o zaman aslında sanat akımları ile beraber gelen bir ayaklanmaydı. Şairler, Lord Byron'lar da vardı işin içerisinde. Rusya'daki Dostoyevski de vardı klasikçi olarak. Yunanlılar klasik olarak en eski dönemden beri Yahudi karşıtı bir toplumdur. Sebebi Ortodoks dünyası; Hz. İsa'nın çarmıha gerilmesinin suçunu hâlâ Yahudilerde bilir, söyler. Şu anda hiç kimse artık tekrar etmez oldu. Çünkü sistemin içerisine Yahudi'ye tapan Hristiyanlar grubu girdi ve onlar dünyada en egemen güç hâline geldi. İsrail bunu kullanıyor. Şimdi ikili bir çelişki: Amerika mı İsrail'i, İsrail mi Amerika'yı? İkisi birden birbirine mi? İngiltere bu olayın neresinde?
Mevzu yine Anglosaksonlar.
Biz işte Kral'ın Trump'a karşı olan o konuşmasını hatırlayın. Bambaşka şeyler söyledi. Bir dedi; "Siz İngilizce konuşuyorsunuz ama aslında farklı bir dil." dedi. Resmen dalga geçmek mi bu?
Tabii tabii tabii. Avustralya İngilizcesiyle, Kanada İngilizcesiyle, Amerikan İngilizcesiyle, Yeni Zelanda İngilizcesiyle bunların hepsi kendine has bir tavır geliştirdi.
"Kovboy İngilizcesi" diyorlar ya.
Kral ne dedi esasında? Peşinden dedi ki; çok ilginç bir şeydi, biz de hatırlarsınız programımızda o ayrıntıya girmiştik. Özellikle Louisiana eyaleti; şu anda içerisinde 6 tane eyaleti, tam 13-14 tane eyalette parça olarak sayan Amerika'nın orta kısmı olduğu gibi kuzeyden başlıyor, güneye kadar uzanan bir bölge. Bölge Fransızcaydı. Yani Fransız egemenliğindeydi. Napolyon Bonapart burayı o zaman vakti zamanında 7,2 milyon dolara mı ne sattı Amerikalılara. Peki, onu hatırlatıyor Kral. Diyor ki: "Eğer biz olmasaydık siz de Fransızca konuşacaktınız." diyor. Kelimenin bakın tarihsel altyapısını bilince işimiz çok kolaylaşıyor. Yani Louisiana'nın Napolyon tarafından paraya en muhtaç olduğu dönemde Amerikalılara satılması; Fransızca konuşan ve Fransızlardan oluşan nüfusun elimine edilmesi, hepsinin yerine yine Anglosakson cinsinin getirilmesiydi. Şimdi biz olaya şöyle bakalım: Batı sömürgeci, Batı vahşet taraftarı, Batı acımasız ve vicdansız, korsan.
Çok açık söyleniyor her şey. Böylece bir şey aklımızdan gitmeyecek. Bizim karşımızdaki yapı, bize bu zaman özellikle bu son 30 yılda gösterilen cicili bicili şeylerin hiçbirine haiz değil. Bambaşka bir yapı var.
Yani Margaret Thatcher'ın söylemiş olduğu "Batı medeniyetinin üzerinde çok parlak bir cila vardır. Altını sakın kaldırmayın." diyor. O dediği dökülmeye başladı şu anda.
Bu Epstein olayı çıktığında aslında her şeyi biz aynı şekilde gidecek zannederken birdenbire 100 trilyon doları aşan kamu borcu ve dış borcu ile birlikte Amerika Birleşik Devletleri yeniden savaş kartını ortaya koydu ve kendisi bu olaya girdiği zaman vekil devleti olan İsrail'i de aynı olayın içerisine soktu. Eğer Amerika bölgede bir şey yapmak isterse bunu İsrail vasıtasıyla yapıyor. İsrail'e de azgınlaşmanın bütün yollarını veriyor. Size bir şey söyleyeyim, Allah inandırsın; silah topluyorlar. Sadece malzeme. Şu anda mühimmat yığıyorlar.
Zaman kazanmaya çalışıyorlar.
Mühimmatları bitti çünkü. Bakın, Amerika Birleşik Devletleri'nin elinde iki haftalık savaşa yetecek malzemesi vardı. Bir yandan İsrail'e, bir yandan kendisine. Bütün silah fabrikaları çalışıyor. Şimdi kölelerine söyledi. Yani Almanya'ya. Almanya otomobil fabrikalarını silah fabrikasına çevirtiyor. Bunların epey bir kısmı yine İsrail'e asla durduramayacağı şekilde vermeye devam ediyor. Borcu 1994 yılında bitmesine rağmen hâlâ İsrail'e para ödüyor.
“YUNANİSTAN BİR NUMARALI YAHUDİ DÜŞMANI”
Çünkü onlar politik köleler.
Evet, yani o yüzden bu Yunanistan bir numaralı Yahudi düşmanıydı. Ne oldu? Neler değişti?
Bütün Batı Yahudi düşmanı değil miydi? Avrupa Yahudi düşmanı değil miydi?
Onlar da vardı. Yunanistan'ın ilginç bir durumu; Yunanistan hani biz Müslümanları aldık, Türkleri aldık; azınlıkları verdik ya Yunanistan'a, Rumları o devirde Yahudileri de bize gönderdiler.
Tabii ki. Oradaki bütün Yahudileri göndermelerinin haricinde Yahudiler de bize gelmek istedi.
Bu Sefarad Yahudileri oradan buraya mı getirdiler?
Evet. Yani o adamlar esasında o yüzden Yunanistan bunlara çok büyük zulüm yapmaya başladığı için onlar da Anadolu'ya geldiler Müslümanlarla birlikte.
“ABD’NİN BORCU 100 TRİLYONU GEÇİYOR”
Yani olayın aslında tarihi kökleri çok fazla. Ama yani öyle bir azgınlık var ki Batı'da, bu devrin bitmeyeceğini zannediyor. Biz dedik ki Amerika Birleşik Devletleri borcu 38 trilyon, geliri 32 trilyon. Bu aradaki fark dedik ama değil yalnızca bu kadar. Eğer kamu borcu ve hane halkı borcu falan hepsi birlikte eklendiğinde Amerika'nın borcu 100 trilyon doları geçiyor. Siz dünya ekonomisinin bütününün 120-130 trilyon civarında olduğunu düşünürseniz Amerika Birleşik Devletleri tek başına zaten bunu bir borç olarak ve biz yine dedik ki Amerika Birleşik Devletleri hiçbir zaman borç ödemez, ödettirir. Kimi ödettirecek? Diğer uluslara, diğer milletlere, diğer devletlere. Onun için bizim bölgemizde İsrail'i kullanıyor bir tehdit olarak. Bu zamana kadar Arapları, Müslümanları tehdit ederek hepsinin parasını konuyor.
Ama Amerika'nın bir de şöyle bir özelliği var: Bir gücü oluşturur, besler silahla; onu bir yere getirir. Sonra düşman yapar onu. Sonra da bitirir, savaş açar. İsrail'in tamamladıktan sonra da aynı çorabı örer mi?
Kesinlikle. O kesinlikle. Biz bunu defalarca söyledik. Onu hatta şöyle söyleyeyim size; olayın bir de dinî ritüel tarafı var. Yani teolojik tarafına bakacak olursak olayın, bu Yahudi'ye tapan Hristiyanlar zaten İsrail'le beraber bir noktaya kadar aynılar. Yani İsrail Krallığı’nın kurulması. O noktaya kadar birlikteler. Ondan sonra "Mesih'in gelmesi" diyor. Onlar diyor “Mesih gelecek aslında Hz. İsa gelecek," diyor Yahudi'ye tapan Hristiyanlar. Ve Yahudilere de "Gelin siz de bizden olun, Hristiyan olun." diyecek diyorlar. Veya
TRUMP’TAN KORSANLIK İTİRAFI
Müslümanlara da. Olmayanların hepsi de temizlenecek. Esas ayrım bu noktada ama bu olayın bir teolojik tarafı. Biz şimdi olayın ekonomik tarafının içerisindeyiz aynı zamanda. Yani adam diyor ki: "Korsanlık da çok güzel bir işmiş." diyor. “Hürmüz'de ne güzel korsanlık yapıyorum." diyor. Biz hep dedik ki: "Mahallenin delisi çıktı ortaya." dedik. Ona buna posta kesiyor. Elinde ne varsa el koyuyor. Bu adamların tarihi hep böyleydi. Başka bir şeyi bundan sonraki dönemde beklemek bizim saflığımızda olur. Yani karşımıza yarın öbür gün gelirlerse de hadi biz vazgeçtik. Gelin hep birlikte tabii ki otururuz, yine biz de aynı şekilde anlaşmamızı yaparız falan filan ama şunu bilmek zorundayız: Karşıdaki adamı çok iyi tanımak zorundayız çünkü her millet kendi karakterini sonuna kadar kullanır. Tarihi kaç olursa olsun. İster milattan önce ister milattan sonra 2000'li 2500'lü yıllarda milletsel karakterler değişmez. Yahudi milletinin karakteri de değişmeyecek. Azgınlığının bir durma noktası yok. Sumud Filosu falan onlar için dünyanın ilk gözüne batmaya başladığında biliyorsunuz hatta siz de o filonun içerisindeydiniz; insanları tek tek aldılar götürdüler. İlk başta yapacakları neydi biliyor musun? Bütün plan: Herkesi, olaya katılan herkesi İsrail'de yargılayacak, ömür boyu hapse atacaklardı. İlk başta bütün plan buydu.
İşte orada Türkiye'nin konuşması. Hatırlayın o günleri, yarına kadar bırakılmadığı takdirde bütün iş... Amerika devreye girdi, "İş bu sefer çok ciddi." dedi. Yani bir yerden bir yerde durdurulmak zorundalardı. Orada durdurdular ama İsrail asla ve asla düşüncesinden vazgeçmedi. Türkiye'nin sıkıntısı ise çok farklıydı. Türkiye kademe kademe. Biz hep dedik: "En azından yanında 35-40 tane devleti alması lazım." dedik. Bunu söylerken dedik ki diğer devletler güvenlik konusunda kaygı duydukları için seninle birlikte olmak için şüpheleniyorlar. "Acaba beni koruyabilir mi?" Esas bütün olay güvenliktir. Yani bütün milletler, bütün devletler; birinci sırada ekonomi değildir, güvenliktir. Ülkenin canı yaşıyorsa, halkı canlıysa, güvenliği sağlamsa. İşte Türkiye aslında var ya, bunu becerdiği için hedef hâline getirildi.
Türkiye bu arada bir de İngiltere ile anlaşma imzaladı.
Yani orada da bir denklem değişikliği var.
Zaten hemen peşinden de dikkat ederseniz Trump İngiltere'ye geldi. Bakın zamanlama. Türkiye ile anlaşmayı imzaladıktan sonra, stratejik anlaşmayı imzaladıktan sonra Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Trump İngiltere'ye geliyor ve kendisine Kanada'yı istediğinde hiçbir laf etmeyen kral ilk defa konuştu biliyor musunuz? Kral'ın aslında ilk defa yeterlilik testiydi bu. O konuşmayı yapmasından sonra aslında "royal family" (kraliyet ailesi) arasında kendi statüsünü yükseltti. Amerika Başkanı’na karşı çok akıllıca laf söyledi.
Protokol dersi verdi, tarih dersi verdi. Amerikan medyası bile yazdı bunu artık yani.
“İNGİLTERE TÜRKİYE’YE MUHTAÇ”
Yani "Bu iş kovboylukla dönmüyor." dedi kısaca. İşte bu bir bilinçti. Biz de bunu bilmek zorundayız. İkincisi; biz demiştik ki İngiltere, eski imparatorluğunu kime kaptırdı? Amerika'ya. Bunu geri istiyor demiştik. Bunun için Türkiye'ye muhtaç demiştik çünkü Orta Asya'nın ve Avrasya'nın bütün anahtarı Türkiye'dir demiştik. Şimdi biz bunları söylerken biraz komik karşılandı belki. Şimdi Alman'ın eski Cumhurbaşkanı Wulff, çok ilginç bir şey söylüyor; diyor ki: "Dünyanın Türkiye'ye olan ihtiyacı Türkiye'nin dünyaya olan ihtiyacından daha fazladır." diyor. Yani "Bizim elimiz ayağımız esasında Türkiye'ye mecbur." diyor. Biz bunu 28, 29, 30. bölümlerde belirttik Hafıza’da. Japonya ve Almanya. Şimdi Japonya gelecek peşinden.
Niye fazla? Bu soruya bir cevap verelim. Yani bu Almanya Başbakanı’nın, "Dünyanın Türkiye'ye ihtiyacı, Türkiye'nin dünyaya ihtiyacından daha fazla..." Yani "Dünya beşten büyüktür"ün çok daha ötesinde bir laf söylüyor.
Aynen öyle, o dediğin doğru.
Yani Türkiye nasıl bir denklem Batı için?
Şimdi bunların bir tanesi, birincisi: Dedik ya biz dünyaya yön veren belirli dört ana millet vardır. Bunlardan bir tanesi de Türklerdir. İşte Slavları dedik, Saksonları dedik, Anglosaksonları dedik. Türkiye bu pozisyonunu değiştirmedi. Sadece "hasta adam" denildi. Şu anda ise "hasta Avrupa, iyi adam Türkiye."
Ve imparatorluk aklını, geçmişini öyle ya da böyle kesmeye kalkışmalarına rağmen, arada bir 130-140 yıllık şey olmasına rağmen Türkiye koruyor hafızayı.
İçten ve dıştan bütün saldırılara rağmen.
Ve Batı biliyor bu imparatorluk hafızasının kodlarının burada olduğunu.
Kesinlikle. İki; son yıllarda yaptığımız atılımla beraber bütün enerji yollarının Türkiye - Anadolu üzerinden geçmesi bir başka şey ortaya çıkarttı. Avrupa, Rusya'nın gazı olsun olmasın Türk ülkelerinin gazına da muhtaç ve hepsinin kontrolü de Türkiye'de.
Hani burada bir muhtaç ilişkisi mi var hocam?
Avrupa muhtaç olmadığı sürece sana hiçbir zaman saygı göstermez. Hiçbir zaman. Yapılması gereği yoktur bu adamlarda.
Peki, Türkiye'nin bu mevcut kazanımlarını elinden alıp Türkiye'yi pasifize etmek gibi bir formülü işletemezler mi? Daha önce bunu yapmaya çalıştılar.
İşte onun adına darbe deniyor. Şimdi var olan bir ülke var. Bütünüyle yıkmak istemiyorsun çünkü kendin kullanmak istiyorsun. Sana çalışsın istiyorsun. Yani İran'ı düşünün şimdi. Savaş başlıyor. Diyor ki: "Şuraları şuraları vuruyorum ama şunları şunları şunları vurmuyorum." Okulu vuruyor, petrol tesisini vurmuyor.
Ya da Venezuela devlet başkanını alıp götürüyor, ülke ayakta duruyor.
Şimdi aynısını Türkiye için düşünün olayların. Türkiye'de bu işi tereyağından kıl çeker gibi içerideki vekil örgütlere. Bu FETÖ olur, din sosuyla beraber gelir; PKK olur veyahut Atatürkçü maskesi ile gelir, o da ayrı bir maskesi; NATO'cudur ama Atatürkçü maskesi ile gelir. Böylece seni senin anlamanı zorlaştırır. Sen bunu anlayana kadar bir bakarsın ki elindekiler yavaş yavaş gitmeye başlamış. Türkiye bu konuda efsunlu oldu ve hepsini başarıyla geçen tek ülke. Amerikalıların bir ülkede bir defa, iki defa, üç defa değildir; sömürüyü devam ettirebilmesi için darbeleri sürekli devam ettirmesi, muhtaçlığı ve kaosu devam ettirmesi lazımdır. Karşıdaki ülke sana muhtaç olacak, içerisi karışık olacak; hem iktidarı hem muhalefeti hem gelecekte düşünen herkesin sana muhtaç olmasını sağlayacaksın.
Petrol hatları yine buradan geçecek, gaz vanaları yine burada açılacak kapanacak ama bunu Türkiye açıp kapatmayacak. Avrupalılar yönetecek, Batılılar yönetecek. İstedikleri buydu. Bu olmadı. Tam tersine hepsi bizim elimize geçer. Şimdi elimize geçer, o yüzden muhtaçlar.
İki; Türkiye, Avrupalıların Rusya'ya açık düşmanlık yaptığı zaman... Bu dedi, akıl işi değildir. Bu dünyada dedi, aklı olan bazı devletlerin, milletlerin bu işe karışıp olayı düzeltmesi lazım. Ama baktık kimseden cevap çıkmıyor; kendisi girdi olayın bilfiil içerisine. Avrupa herkesin arasını kötü yaptı. Rusya ile kötü yaptığına çok pişman çünkü Amerika ile arası kötüleşti. O ilk başta Rusya ile arasını kötü yaparken Amerika'ya güveniyordu; güvendiği dağlara da kar yağdı. Çünkü Cumhuriyetçilerin geldiğinde ne yapacağını bilmemeleri onların hatası. İngiltere o konuda hazırlıklıydı. O bir akıllılık yaptı. Ama o da Türkiye'ye muhtaçtı. Hem İngiltere hem Japonya hem Almanya. Bunlar son 50 yılın, 60 yılın ekonomisi iyi giden ülkeleri denirdi değil mi? Şu andaki gelmiş oldukları durum; hepsi Türkiye ile anlaşma peşinde. Bu sene 2026, ben çok daha fazla geliş ve gidişlerin olacağını söyledim. Daha da yoğunlaşacak ve bunlar sonuca ulaşmak ve imzalar atılmak üzere ittifaklar. Yani milletler kendilerini korumaya alacaklar. Varsayın NATO, Amerika Birleşik Devletleri tehdit ediyor. Şu anda Almanya'dan da 5.000 asker çekiyor, bunu açıkladı Trump. "5.000 askeri çekeceğim." dedi. Ama bir tane Ramstein Üssü var ki kendi başına bir şehir. Amerika'nın Avrupa'da yaklaşık 100.000'e yakın askeri var. Kayıtlı olarak 80.000 falan filan deniyor ama 100.000'e yakın askeri var. Bunun en büyük yoğunluğu Almanya'da, 36.000'e yakın askerden söz ediliyor; Amerikan askerinden. Şimdi bunların 5.000 tanesini çekmesi, NATO'da herhangi bir zayıflığın olması; NATO'nun ikinci ülkesinin birinci ülkesi hâline gelmesi sonucu.
AVRUPA ASKER AÇIĞINI KAPATABİLECEK Mİ?
Alman ordusunun toplam personel sayısı 180.000'miş.
"Adam yetiştirmemiz, ordu kurabilmemiz en az 30 yıl sürer." diyor. Bu zamana kadar yedi, içti, gezdi; yediler, yaşadılar. Bizimkiler de onlara özendiler "Vay be, adamlar başardı!" diye. Hiçbir şey yoktu, sadece kölelik yaptılar. Kölelik yaparken belirli bir zenginliğe ulaştılar; ulaştıkları zenginlik şimdi ellerinden döve döve alınıyor. Hem Arapların hem Avrupalıların. Niye? Korumasını bilmediğin zenginlik asla senin değildir.
Petrol de değildir, doğal gaz da değildir.
Madenler de değildir. O yüzden başı derde giren bütün ülkeler zengindir. Zengin olduğu hâlde silahı olanın dayağını yer sürekli.
Basit örnekler verelim; işte o coğrafyada paran varsa, zenginsen korumayla dolaşmak zorundasın. Önde ve arkada da eskortla dolaşmak zorundasın.
Bu kadar basit. Zaten madde bir yerden sonra insan öyledir. Bak öyle ilginçtir ki mesela düşünün şimdi; 1 milyon dolara çok lüks bir araba aldın, kapının önüne çektin, işe geldin; aklın hep orada kalır, birisi arabayı çizecek mi, yanından geçecek mi diye sürekli oraya bakarsın. Ne oldu? Aslında sen onun kölesi oldun, o senin hizmetinde değil; sen o maddenin kölesi oldun. İnsan bu hataya hep düşer. O yüzden hani Kur'an-ı Kerim'de belirtir ya "Nankördür insan" diye. Ama biz daima "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!" düsturundan yola çıkarak devam edeceğiz. Türkiye de böyle yapmak zorunda. Onun için kendi vicdanlı medeniyetini öne sürerek elindeki stratejik mevkii, Türk devletleriyle olan güçlü birlikteliğini; onu da kademe kademe çok daha fazla artırmamız lazım. Bu sene ben özellikle hem Azerbaycan'dan yani Kazakistan bir gariplik yaptı geçen günlerde, hani bir karışıklık oldu orada; İsrail'le beraber bir iki anlaşma falan imzaladı. Türkiye'nin hassasiyetlerini umarım iyi gözetirler. Yani çünkü bölgedeki Amerikan müttefikliği bazen zarar verebilir.
Orada Avrupa denklemi de var. Evet. Avrupa Birliği de Türk Cumhuriyetlerle farklı bir iş tutmaya çalıştı ya. Yani o biraz Türkiye'nin pozisyonuyla da alakalı. Türkiye pozisyonu burada güçlendirdikçe orası da şekillenecek. Henüz o potansiyelinin ve gücün idrakine vardıklarını sanmıyorum ben. Ona zamana ihtiyaç var.
Bu işi Azerbaycan en iyi farkına varanlardan biri. Ama inşallah diyorum ya bir şeyi belki anlarlar: Tarihte kendi aramızdaki didişmenin bu millete çok büyük zarar verdiği. Osmanlı ilerlemeye çalışırken onu baltalamaya çalışmanın Emir Timur'a hiçbir şey kazandırmadığı.
Altın Orda Devleti'ni yıkmanın Emir Timur'a hiçbir şey kazandırmadığını, Slavların gelip bütün bölgeyi almasına sebep olduğunu bilmesi lazım. O yüzden biz tarihte hani özellikle diğer Türk ülkelerindeki Türk vatandaşlarımıza, Türk kardeşlerimize, soydaşlarımıza. Bir kökenimiz bir olduğu gibi sistemimiz de bir olmak zorunda. Biz aynı davaya gidebilmek için aynı medeniyet köklerine sahip olmayı ve onu savunmayı bilmeliyiz. Aksi hâlde karşımızdaki Batı'nın kültürü var, medeniyeti var; bu öyle veya böyle Samuel Huntington'ın Medeniyetler Savaşı'na döndü olay. Şu anki olay yine aynı şekilde. Ama biz, yani ben şunu görüyorum: Aslında bu gidişat bu yıldan itibaren yine de Türkiye'ye yarıyor. Türkiye bölgedeki bütün savaşlardan etkilenmeden çıktı. Ekonomik olarak sıkışıyoruz ister istemez; dünya da çok sıkışıyor. İşte biz de eşel mobil sistemine geçtik, destekliyoruz. İşte Avrupa'daki ülkelere bakıyorsun; artık 2,5 avroyu geçti enerji fiyatları ve gittikçe bu artıyor.
Yani bu ihracatta da hedeflerin çok üzerine çıkıyoruz bir tarafta.
“ABD 30 SENE OSMANLI’YA VERGİ ÖDEDİ”
Ekonomik önlemlerle ekonomik saldırılar durmuyor. Çok ilginç bir şey. Ne durduruyor biliyor musunuz? Silahlı Kuvvetler. Askeriyedeki yapılan büyük buluşlar. Türkiye eğer kritik bir iki silah sistemini bulursa yeryüzünde 21. yüzyılın bütün dengesini değiştirir, emin olun. Ekonomik tehditler artık sökmeyeceği burada belli oldu. Elinde silah olan geliyor, "Hürmüz'e korsanlık yapıyorum, çok da zevkli bir iş." diyor. Şimdi ben onları bir de hatırlatayım isterseniz: Cezayirli Hasan Paşa'nın Amerika Birleşik Devletleri'ni böyle 30 sene boyunca vergi ödemeye mecbur bıraktığını, Amerikan gemilerine el koyduğunu, Amerika Birleşik Devletleri'nin de tarihinde ilk bu tür şeyi ödemeyi, vergiyi Türkiye'ye, Osmanlı'ya yaptığını bilmek.
O yüzden biz bunları biliyoruz, onlar da eğer bunlardan söz ediyorlarsa onun da farkındayız. Yani yoksa Amerika Birleşik Devletleri bölgeyi hiçbir zaman İngiltere kadar iyi bilmez, İsrail hiç bilmez. İsrail eline verilen bombalarla sadece adam öldürmeyi bilir. "Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz." dediği odur Cumhurbaşkanımızın.
Tarihte de hep böyledir biliyor musun? Biz hep ne dedik? Bütün imparatorlukların içerisine kurt olarak girerler. Bağırsak kurdu imparatorluğu çökertene kadar asla vazgeçmez. Kemirir ve çökertir. Hakikaten ama biz bütün bunlara rağmen şimdi Avrupa'da özellikle bu Sumud Filosu’ndan sonra Sanchez'in çok derin çıkışları vardı.
O başta söylemiş olduğunuz hani dünyanın vicdanının uyanması noktasında aslında İspanya çok derin bir şekilde bu işe el attı. Bu tür Latin Amerika'yı da peşinde tuttu.
O bir kırılma, büyük bir kırılma. Yani dalga dalga geliyor. İsrail bunu önlemek için çok böyle insanlığın gözleri önünde saçma sapan işler yapabilir. Açıkça söyleyeyim. Çünkü İspanya'daki bu dalga orada sınırlı kalmayacak, Avrupa'ya çok hızlı şekilde sirayet ediyor.
Kesinlikle. Ben aslında daha başkalarından da bekliyordum; İrlanda'yı falan olayın devreye girer diye bekliyordum ama zannediyorum başka denklemler var işin içerisinde.
İrlanda denklemi dengeye girerse İrlandalılar bu konuda çok netler. Orada bir Birleşik Krallık şeyi çıkıyor ortaya, İngilizler hemen meseleye müdahale ediyorlar. Ama İngiltere'nin de kendi içinde bu konuda karışıklığı her geçen gün ayyuka çıkıyor. İngiliz medyası artık gizleyemiyor.
Yani bu Yahudilere olan öfkeyi şey yapamıyorlar, kontrol edemiyorlar. Hatta provokasyonlara başlıyorlar. Bizde de nasıl zaman zaman şey olur ya bu Türkiye'de çok olmuştur; işte kapılara çarpı koyarlar işte belli kesimden insanların. Bir bakarsın koyanlar onlardandır.
Bunu şimdi yapmaya başladılar İngiltere'de. Yahudilerin kapısına çarpı koyuyor, gamalı haç çiziyorlar falan. Hatta ortaya çıktı, bunları yapanlar Yahudi çıktı.
Arjantin'de ormanı yakan da Yahudi, çok ilginç. Ersin Çelik: Mağduriyete ihtiyaçları var. İşte insanları ikna edebilecekleri bir trajedileri kalmadı. Sahte gözyaşlarıyla da kimse zaten kanmıyor onlara. Filme, şuna, buna, diziye falan da kanmıyorlar.
Evet, zaten etkisi bitti.
Bitti. Bu sefer bir şeyler üretmeye çalışıyorlar.
“HEPİMİZİN INSTAGRAM’INI KAPATABİLİRLER”
Onun işte dijitalden gidiyorlar işte.
Engellemekten başka bir şansları kalmadı. Yani ben açıkça söyleyeyim; hani bunu böyle afaki bir yorum olarak kullanmıyorum. Bir süre sonra hepimizin Instagram'ını, TikTok'unu kapatabilirler.
Bankaları kapatabilirler Bir sabah kalkarız, hesabımıza giremeyiz.
Cep telefonunu falan kullanamayabilirsin. İşte diyecek ki: "Sen İsrail karşıtısın. Senin sosyal medyada varlığın benim için tehlikeli. Hepsini aldım, elimine ettim; ben seni buradan izole ediyorum." Çünkü buraya doğru gidiyor, önleyemiyorlar. TikTok'u satın alıyor, engelleyemiyor; Twitter'a hâkim oluyor, engelleyemiyor. Çünkü dalga gitgide yayılıyor. İspanya, Latin Amerika, İtalya Ya Almanya politik köle ama halkı politik köle değil.
Yalnızca Türkiye için değil dünya için çok büyük bir tehdit. Siz bir düşünün; dünyada herkes sabahleyin kalktı ve bankada parası yok, bankaya giremiyor.
Geldin Girit'e 54 mil kala açık rıhtımda Gazze için eylem yapan insanları kaçırdın. Bu şu demek: Yarın İtalya'da Gazze eylemi yapanlara da benzer bir korsanlığı yapar mısın? Yaparsın.
Hürmüz Boğazı'nda gemileri gaspettin. Yarın senin benim banka hesabımı da gaspeder mi? Eder.
Lübnan'da telefonları patlattın; patlattın. Burada da patlatır, başka yerde de patlatır.
Yapay zekayı, şuyu, bunu; her şeyi kullanarak her haltı yiyebilirler şu anda.
Evet, Allah inandırsın tıpkı bunun için çok büyük bir çalışma var.
Bizde de çok büyük bir çalışma var bunun bilincinde.
Ama bu bağlılığı, bağımlılığımızı ortadan kaldırmalıyız.
“ÖZGÜRLÜKÇÜ AMERİKA” SÖYLEMİ BİTTİ
İşte onun için de kendi madenlerimizi çıkartabilmemiz lazım, işlemesini kendimizin yapması lazım. Kritik, özellikle hep o bahsettiğimiz 17 tane nadir toprak elementi ve onlardan elde edilenler. Bunlar yarın öbür günü, önümüzdeki 20-30 yılı belirleyecek ana unsurlar. Amerika'nın bütün ambargolarının etkisiz kalmasının sebebi, nadir toprak elementlerinden elde edilenlerin Çin'in elinde olması; %88'inin Çin'in elinde olması. Bunların ikinci kaynağı bizde Eskişehir'de, Beylikova herhâlde, orada çok büyük bir alan; 800 küsur milyon tonluk bir rezervimiz var. Bizim bunları kendimizin kullanması lazım. Eğer biz yapmazsak bunu o vekil örgütler yarın öbür gün bir başka eliyle yine içeridekileri "böcekti, attı, şeydi, ağaçtı" falan diye kandırıp üzerine sürerler; kendi ülkelerini kendi eliyle mahvettirirler.
İşte güçlü olmak lazım. Dijitalde de güçlü olmak lazım. Çin'e niye sökmüyor hocam? Çünkü Çin kendi dijital ekosistemini kurdu. WeChat üzerinden bütün sistemini kurdu. Çin'e ayak bastığın anda WeChat'i kullanmak zorundasın; alışveriş yaparken de internete girerken de cep telefonuyla konuşurken de yazışırken de... "Ya Çin sansürcü şu bu, özgürlükçü Amerika mı?" Aynen öyle. Bombayı senin oturduğun kanepeye yolluyor; sana özgürlük olarak verdiği o şeyle, dijital platform sayesinde yolluyor.
Gazzelileri nasıl katlettiler? İranlı generalleri nasıl oturdukları evde öldürdüler?
Adamları evlerinde öldürdüler, dünyadan hiçbir kınama falan yok biliyor musun?
Neyi kınayacaksın ki? Herkes bombasını cebinde taşıyor. Yani hepimiz bombamızı cebimizde taşıyoruz.
O yüzden bu bize ders olsun.
Bizde şey var, olur mu; BiP kullanırsan şunu kullanırsan bunu kullanırsan "Hemen devlet bizi dinliyor!" Hangi devlet neyi dinliyor? Ne sanıyorsun sen ya? Dinlenmedik bir şeyin kalmadı. İşte
belirli bir şeyin üzerinde hesabı olanlara belirli bir miktar para dedik, hesaptan çekilmesi gündeme geldiydi. Niye? Silahlı Kuvvetler için.
"Olur mu?" Hemen kredi kartlarından limitler düşürdüler.
Üç kişi bunu yapıyor, sosyal medyada akıma çeviriyorlar.
Bir reklam filmi yayımlıyorlar; anneliği alçaltıyorlar, köpeği çocuğun yerine koyuyorlar. Toplumun böyle psikolojisini bozuyorlar, kodlarını bozuyorlar; bir reklam filmi ile yapıyorlar. Sen günlerce bunu tartışıyorsun.
İçerimizde çıkan bu belediye pisliklerinin temelinin hepsinin içerisinde dikkat edin bakın olaya, resmen Epstein.
Yerel yöneticiye siyasete olan güven sıfıra düşüyor. Yani belediye başkanlarıyla ilgili konuşulanlar, yazılanlar, iddialar; bunlar bir süre sonra seçmende büyük bir güven kaybına neden olacak. Yani "Oy verdiğin şehrine hizmet etsin, yolunu yapsın, çöpünü toplasın, güzel tesisler yapsın, parkları korusun etsin." diye seçtiğin belediye başkanı fuhuş örgütü kurmuş, bataklık kurmuş, gazinolar işletmiş.
Bu adam bunu 30 yıldır yapmış da adamı iki dönem milletvekilliği yapmışlar, yetmedi bir de belediye başkanı yapmışlar.
Ama sen de şimdi bu işi tam yapsın işte, etrafında o kadar savaş oluyor şu oluyor bu oluyor; sen oturuyorsun günlerce bunu konuşuyorsun.
Aynen öyle. Dünyada neler dönüyor, bize ufacık bir şeyin içerisinde bir iki adamın pisliğine mahkûm ediliyorlar.
Yani adama soru soruluyor, diyor: "Şunu şunu şunu nasıl yaptınız?" O filozof olarak şeyi anlatıyor; Aristo zamanından örnekler veriyor, şiir okuyor.