Her oyuncak bir hikâye anlatır

Dilber Dural
Dilber Dural
04:0017/08/2025, Pazar
G: 17/08/2025, Pazar
Yeni Şafak
Mehmet Hilmi Aygün
Mehmet Hilmi Aygün

Mehmet Hilmi Aygün’ün kaleme aldığı, Hayat Çocuk etiketiyle okurlarıyla buluşan “Babamın Oyuncak Sandığı” çocukları tozlu çatı aralarındaki eski oyuncakların izinde geçmişe yolculuğa çıkarıyor. “Her oyuncak, bir hikâyenin taşıyıcısıdır” diyen Aygün, “Kalıcılık anlık ekranlarda değil, hikâyesi olan, dokusu olan gerçek oyuncaklarda ve kalıcı dostluklardadır” ifadesiyle çocukları geçmişin izini süren bir maceraya davet ediyor.

Hayal gücünüzü serbest bırakın ve oyuncakların gizemini keşfetmeye hazır olun!

Uçurtmalar rüzgârı çağırırken, dürbünlerle başka yerlere ışınlanacak ve pilot gözlükleriyle gökyüzüne süzüleceklerdir! Ali, Zeynep, Efe ve Berk, bir yaz tatilinde köyde geçirdikleri sıradan günlerde bir tavan arasında buldukları eski bir oyuncak sandığıyla bambaşka bir maceraya adım atarlar. Ama her şey bir oyundan ibaret değildir. Sandıktaki oyuncaklar kaybolunca işler ciddileşir. Dört arkadaş zekâlarını, cesaretlerini ve dostluklarını birleştirerek, gizemli koleksiyoncu Mezatçı’nın peşine düşer. Peki, onları bekleyen sırlar nelerdir?

Mehmet Hilmi Aygün’ün kaleme aldığı, Hayat Çocuk etiketiyle okurlarıyla buluşan “Babamın Oyuncak Sandığı” sıcak, eğlenceli ve düşündürücü diliyle okurlarını maceranın tam ortasına sürüklüyor. Bu kitap, eski oyuncakların ardında yatan sırları ve el birliğiyle bu sırrı çözmenin gücünü keşfetmek isteyen her yaştan okuru bekliyor.

Oyuncaklar geçmişle kurulan bir köprü

“Babamın Oyuncak Sandığı” hikâyesi hem geçmişle bağ kuran hem de bugünün çocuklarını içine alan bir anlatıya sahip. Eski bir oyuncak sandığı fikri nasıl ortaya çıktı?

Çocukken en çok sevdiğim yer, dedemin evindeki tozlu çatı arasıydı. Merdivenlerini her tırmandığımda kalbim heyecandan küt küt atardı; sanki her seferinde yeni bir hazine bulacakmışım gibi. O çatıda, kenarı çatlamış bir oyuncak kutusu vardı. İçinde tahtadan arabalar, kuklalar, cam bilyeler... Kimisinin kolu yoktu, kimisinin tekerleği düşmüştü ama hepsi hikâyelerle doluydu. Bu oyuncakları alıp aşağıya indiğimde, dedemden ya da babamdan her birinin hikâyesini dinlerdim. Tahta arabayı dedesi yapmıştı. Mukavva uçağı, amcası askerden dönerken getirmişti. Bilyeler ise babasının çocukken arkadaşlarıyla oynadığı mahalle maçlarından kazanılmıştı. Her oyuncağın bir geçmişi, bir sesi, bir hatırası vardı. Onları elime aldığımda sadece bir eşya değil; geçmişten bir zamanı, bir hatırayı tutardım. Bugün çocuklar eğlenceyi parmak uçlarında, ekranlarda arıyor. Ama bu arayış bazen gözlerinin ışıltısını alıp yerine yorgun bir bağımlılık bırakıyor. İşte bu yüzden, bu kitapta eski bir oyuncak sandığının kapağını yeniden aralıyoruz. Çünkü o sandığın kapağını her kaldırdığımızda, sadece oyuncakları değil, çocukluğumuzu, hayal gücümüzü, merak duygumuzu da yeniden keşfederiz.

Sizce çocuklar oyuncakların ardındaki sırlarla yüzleşirken neleri keşfetmeli, neleri sorgulamalı?

Bu hikâyede oyuncaklar sadece oyun aracı değil, geçmişle kurulan bir köprü, duygularla örülmüş birer anahtar. Bir çocuk, eline eski bir gemi maketi aldığında sadece “nasıl yapılmış?” sorusunu değil, “kim yapmış, neden saklamış, kime vermek istemiş?” gibi daha derin soruları da sormalı. Bu tür sorgulamalar çocuğun hem empati becerisini hem de merak duygusunu besler. Oyuncaklar sayesinde bir çocuğun kalbi sadece neşeyi değil, kaybı, özlemi, cesareti ve seçimi de hissedebilir. Çünkü her oyuncak, bir hikâyenin taşıyıcısıdır. Bazıları yanlış seçimlerin izini taşır, bazıları doğru kararların sessiz tanığıdır. Bu kitapla çocuklara şunu anlatmak istiyorum: “Her eşya bir şey anlatır; dinlersen, öğrenebilirsin.” Oyuncaklar eğlendirirken düşündürebilir, merak uyandırırken içsel bir yolculuğa çıkarabilir. Ve belki de en önemlisi, çocuğa şunu hissettirebilir: “Senin de iz bırakacak bir hikâyen olabilir.” Gerçek değer, ekranlarda değil; emekle yapılmış, sevgiyle korunmuş, geçmişten bugüne uzanan bağlarda saklıdır. Hikâyenin sonunda çocukların kalbinde şu duygunun kalmasını istiyorum: “Kalıcılık anlık ekranlarda değil, hikâyesi olan, dokusu olan gerçek oyuncaklarda ve kalıcı dostluklardadır.” Ayrıca birlikte hareket etmenin gücü, dostluğun kıymeti ve farklılıklarımızla bir ekip olmanın güzelliği de çocukların iç dünyasında yer etsin istiyorum. Onlar bu kitabı kapattığında sadece bir macera okumuş değil; kendi hayatlarına dair bir umut, bir aidiyet, bir merak tohumu da taşımış olsunlar.

Geçmiş bir yük değil

Mezatçı karakteriyle kaybolan oyuncaklar geçmişe duyulan merakı da tetikliyor. Geleneksel oyuncaklara yer vermenizin özel bir nedeni var mıydı?

Mezatçı karakteriyle birlikte oyuncakların çalınması, aslında sadece nesnelerin değil, geçmişle kurulan bağların da tehlikeye girmesi anlamına geliyor. Tahta at, matruşka bebek, kukla, uçurtma, satranç saati gibi oyuncakları özellikle seçmemin nedeni, bu nesnelerin çocuklara sadece oynamayı değil; hayal kurmayı, sabretmeyi, tamir etmeyi, paylaşmayı ve değer vermeyi de öğretmesidir. Her biri, dijital dünyanın hızla unutturduğu bir becerinin, bir duygunun sembolü. Ayrıca bu oyuncaklar aracılığıyla çocuklara geçmişin bir yük değil, bir ilham kaynağı olduğunu göstermek istedim. Bugünün çocukları, geçmişle temas ettiğinde, kendi kökleriyle buluşuyor; aile büyüklerinin anılarıyla bağ kuruyor ve zamanın ötesinde bir aidiyet hissi geliştiriyor. Oyuncaklar bu bağın kurulmasında samimi ve doğal bir köprü işlevi görüyor.

#Aktüel
#Hayat
#Toplum