Bir akademisyenin rektöre isyanı ya da pusulası rüzgâr ölçer bürokratlar

04:008/02/2026, Pazar
G: 8/02/2026, Pazar
Ahmet Ünlü

Akademisyen takipçilerimiz kendilerinin sorunlarını gündeme getirmediğimi ısrarla vurguluyorlar. Bunda da haksız değiller. Bir akademisyenin görev yaptığı üniversitenin rektörü hakkındaki isyan yazısını görünce hem eyvah dedim hem de bu isyanın sebebi üzerinde etkili ve yetkili insanlarca da bilinmesi gerektiğini düşündüm. Acaba başka üniversitelerde de benzer durumlar var mı diye düşünmeden de edemedim. Bu yazımda bir akademisyenin haklı çığlığını paylaşmaya çalışacağım. Pusulası rüzgâr ölçer bürokratlar

Akademisyen takipçilerimiz kendilerinin sorunlarını gündeme getirmediğimi ısrarla vurguluyorlar. Bunda da haksız değiller. Bir akademisyenin görev yaptığı üniversitenin rektörü hakkındaki isyan yazısını görünce hem eyvah dedim hem de bu isyanın sebebi üzerinde etkili ve yetkili insanlarca da bilinmesi gerektiğini düşündüm. Acaba başka üniversitelerde de benzer durumlar var mı diye düşünmeden de edemedim. Bu yazımda bir akademisyenin haklı çığlığını paylaşmaya çalışacağım.


Pusulası rüzgâr ölçer bürokratlar

Derdi olmayanın ne yazısı okunur ne de Türküsü dinlenirmiş derler. Gerçekten de dert hem yazdırır hem de söyletir. Rahmetli Neşet Ertaş’ı dinleyip te etkilenmeyen insan çok azdır. Kendi pisliğinin tadına bakan bir profesörün Neşet Ertaşı tanımadığını ve hiç dinlemediğini duyunca doğrusu hem şaşırmış hem de bu adam adına üzülmüştüm. Elbette kimseye zorla Neşet Ertaş dinletecek halimiz yok.

İşin özünde onu dinlettiren de dertli olması ve gönülden söylemesiydi. Böyle olunca da söyledikleri dilinin ucundan değil gönül pınarından gelmektedir. Hele sayın Cumhurbaşkanı ile olan diyaloğu var ki onu farklılaştıran işte o. Hele bir de Devlet Sanatçılığını kabul etmeyişi var ki gel de saygı duyma. Bunu şimdilik burada tutalım.

Bu minvalde hangi meslekten olursa olsun işin ucunda yapılan görevin daha iyi nasıl yapılabilir derdine düşülmesi yatmaktadır. Yoksa iş gelir mış mişe döner.

Bunu en iyi üniversitelerde ve bürokraside görüyoruz. Dertli bir akademisyenin gönlünün derinliklerinden kaleminin ucuna dökülenleri görünce vah ki vah demeden edemedim. Bu paylaşıma küçük değişikliklerle aşağıda yer vermeye çalışacağım. Şimdi meydanı hocamıza bırakalım.

Bir bürokrat düşünün; pusulası harita değil, rüzgâr ölçer. Kuzey ahlâk değil, esen kimse orası. Güç hangi yöne kayıyorsa, kendisi de oraya doğru zarif bir manevrayla süzülür. Gölge nerede uzunsa, vakarını da orada yere serer. Biz buna eskiden “devlet terbiyesi” derdik; meğer bu tür kişiler için asıl maharet, her kapıya uygun ayrı bir eğilme koreografisiymiş.

Düşünün ki bir rektörün tam yirmiye yakın görev alanı var. Normal şartlarda bu sayıyla orta ölçekli bir galaksi yönetilebilir. Ne var ki tuhaf bir durum söz konusu: Görevler arttıkça izzet azalıyor, yetki genişledikçe omurga inceliyorsa burada büyük bir sorun vardır. Elbette bu anlattıklarımız kendini bilenlere.

Yine unvanlar yükseldikçe cümleler kısalıyor, netlik “uygunluk”a, ilke “zamanlamaya”, duruş ise “şartlara göre değerlendirmeye evriliyorsa burada derin bir sorunla karşı karşıyayız demektir. Bir de bu tür adamlar için alkış tufanı oluyorsa ve yüksek makamdakilerde adam hakkında hüsnü zan besliyorsa gerisini varın siz düşünün.


Dün kesin olan bugün yanlış anlaşılıyor

Her rüzgâr yeni bir kanaat doğurur. Dün kesin olan bugün “yanlış anlaşılmıştır”, geçen ay savunulan bu ay “zaten öyle denmek istenmemiştir”. Zor sorulara karşı refleks kusursuzdur: Önce sıcak bir tebessüm, ardından topu taca atma, finalde ise kutsal ritüel komisyon. Komisyonlar öylesine bereketlidir ki, insan üniversitenin asli işlevinin bilim üretmek değil; toplantı yapmak, tutanak yazmak ve fotoğraf vermek olduğunu sanır.

Elbette sosyal medya boyutu da ihmal edilmez. Bir de LinkedIn’de parayla “en etkili kişiler” arasına seçilme bahtiyarlığına erişilmişse gel keyfim gel. Kim nereden bu sıralamanın nasıl yapıldığını bile bilir ya da bilen de niye söyleyecek ki? Alan razı veren razı.

Bu başarı, akademik birikimden ziyade algoritmalarla kurulan derin bir gönül bağının ürünüyse işte burada bilimin haysiyeti ayaklar altına düşmüştür. Ya da başka bir gerçekliğe hoş geldiniz.

Bir de bu tür kişiler sürekli sahnededir; çünkü görünmeyen erdem, bilindiği üzere hiç yoktur. Maalesef bunlar bilimin neşet ettiği üniversitede oluyor. Gel de hayıflanma.


Güçlüye “saygı”, zayıfa “mevzuat”

Bu başarılı rektörümüzün yirmiye yakın görevi varmış. Önce her işe karışanın her işi karıştıracağını belirtelim ve sonra da bu uzmanlıkları kısaca özetleyelim de cümle alem nitelik neymiş öğrensin.

* Güçlüye “saygı”, zayıfa “mevzuat” konuşmak.

Bir amirin niteliği kendisinden zayıflara karşı tutumunda ortaya çıkar. Şayet kendinden zayıfları kırıp geçiriyor, güçlülere karşı da saygının şeddelisini gösteriyorsa bu amirden ciddi ciddi korkun ve endişe duyun.

* Risk gördüğünde susmak, fırsat gördüğünde vizyon anlatmak.

Belki de işin özeti burada yatmaktadır. Amir riskli alanlara astlarını atıyor, ön plana geçilecek konularda da fırsatı kimseye kaptırmıyorsa bu kişiyle çalışanların nasıl bir riske maruz kaldığını hiç kimse tasavvur edemez.

* Her makamda başka bir dille aynı şeyi söylemek: Hiçbir şey.

Amir çok şey söyleyip söylediklerini toplayıp çarptığınızda ortada koskoca bir hiç varsa başında bulunduğu kuruma çok yazık dememiz gerekiyor. Hadi geçmiş olsun.

Bütün bunları da “devlet ciddiyeti” ambalajıyla sunar. Oysa burada ciddiyet değil, ince ayar vardır. Kapı kapı dolaşan bir nezaket; ama merkezinde hakikat değil, hesap duran bir nezaket. Özetle hasbilik hesabiliğe mağlup olmuş demektir.

Sonuçta karşımızda yirmiye yakın görevi olan bir rektör yoktur; Yirmiye yakın ayrı rüzgâra göre şekil alan esnek bir gövde vardır. Üniversiteyi temsil ediyormuş gibi yapar ama aslında temsil ettiği şey gayet nettir: Gücün yanında durmayı liyakat, eğilmeyi strateji, susmayı ise akıl sanan o meşhur bürokratik ustalık.

Bu ifadeler tek bir rektörü tanımlamış gibi görünse de mebzul miktarda piyasada bu tür amirler yer alıyor. Adeta akademi ve bürokrasi bu tür adamların arzı endam ettiği bir arena gibi. Kimilerinin bulunduğu kurumlarda kral çıplak diyecek cesarette tek tük adam çıkarken çoğunluğunda ise yüksek ökçelerini çekip bana değmeyen yılan bin yaşasın diyenler bulunmaktadır. Günün sonunda ise olan kurumlara olmaktadır. Kimse alınganlık göstermesin üniversitelerde ve kamu kurumlarında böyle şeyler olmaz. Anlayacağınız bizim yazdıklarımız tamamen hayal ürünü.

#Akademi
#657 ailesi
#ahmet ünlü