
40 günlük savaş, ABD-İsrail ittifakının kesin mağlubiyetiyle neticelendi. ABD-İsrail yenildiler çünkü savaşı başlatmak için öne sürdükleri hiçbir hedefe ulaşamadılar. Uranyum orada duruyor. İran rejimi savaş öncesine göre çok daha güçlü. İran halkı birbirine kenetlendi ve uzunca bir süre muhaliflerin sesi çıkmayacak, bir halk ayaklanması artık ihtimal dışında.
İran bu savaştan kesin bir zaferle çıktı. Tahminlerin çok ötesinde bir direniş sergiledi. Devleti, orduyu, halkı bir arada tuttu. Hürmüz’ü kapatarak küresel ekonomiyi sarstı. Körfez’i bombalayarak, Bahreyn, Irak, Lübnan’ı cepheye dahil ederek savaşı yaydı.
İran için ortada hiç kuşkusuz bir zafer var ancak büyük de bir yıkım var.
ABD bu savaşta çok az sayıda insan kaybetti. Savaşın ABD için maddi bedeli ağır ama Trump faturayı kukla Arap devletlerine keserek zararı tazmin edecektir. İsrail ise aldığı kısmi hasarı, Arapların ABD’ye ödeyeceği yüklü miktarda haraç içinden fonlayarak telafi edecektir.
Savaşın galibi İran ise tahrip olan altyapısını inşa için on yıllar boyunca uğraşacak, Irak sorunuyla ilgilenmek zorunda kalacak, Körfez’le ilişkilerini onarmaya çabalayacak, en önemlisi de Lübnan kriziyle meşgul olacaktır.
ABD ve İsrail en fazla iç siyasette sarsılmalar yaşarken İran, “muzaffer ama tükenmiş” bir ülke olarak ayakta kalma mücadelesi verecektir.
Sonuç, neresinden bakarsanız bakın İran için zaferdir ancak bir “Pirus zaferi”, bir “Ba’de harabi’l-Basra” durumu, bir “zafer yahut hiç” hâlidir.
Şimdi gözlerimiz Lübnan üzerinde. İsrail, Lübnan’a yönelik katliamını yoğunlaştırdı. Dünyanın en güzel şehri Beyrut’a bir kez daha bombalar yağıyor, insanlar ölüyor, Beyrut bir kez daha yıkılıyor.
İran, kendisi için savaşa giren Hizbullah’a sahip çıkabilecek mi? Buna mecali var mı? Katliamı durdurabilse bile, İsrail’in Lübnan’dan geri çekilmesini sağlayabilecek mi?
Bu sorular cevap bekliyor ama Lübnan sadece İran’ın meselesi değil. Lübnan’a yerleşen İsrail, oradan Suriye’yi, dolayısıyla Türkiye’yi tehdit etmeye başlayacaktır.
40 günlük savaştan çıkarılacak çok ders, çok ibret var. Şurası gerçek ki, Türkiye, er ya da geç, istese de istemese de, İsrail devlet terörüyle bir noktada karşılaşmak durumunda kalacak. Bütün mimariyi bu yaklaşan tehdit üzerine kurmak, buna göre hazırlık yapmak, sadece tedbir almak değil, proaktif olmak Türkiye için kaçınılmaz görünüyor. İç cephenin güçlendirilmesi hayati derecede önemli ama yetmez. Ne kadar riskli olursa olsun bölgemizde yeni ittifaklar kurmak zorunda olduğumuz bir kez daha ortaya çıktı.
40 günlük savaş bize ABD ve İsrail’in kâğıttan kaplan olduklarını, ABD’nin iplerini Siyonistlerin tuttuğunu, ABD’nin, akıl sağlığı şüpheli ve şantaj altında bir başkan tarafından yönetildiğini gösterdi. Ama ölenler Müslüman; yıkılan, yakılan, harap edilen yerler Müslüman toprakları oldu.
Güçlü bir İslam ittifakı için bundan daha uygun gerekçe, zaman ve zemin olamaz. Tam da düştüğü yerden ayağa kalkma, doğrulma zamanı. Karanlığın en kesif olduğu an, aydınlığın en yakın olduğu an değil midir?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.