Anayasa''nın evrensel, değişmez, temel ilkeleri; Hukuk Devleti''nin ''sağlam kaya''sıdır. İnsan onurunda eşitlik ilkesini bilinçli ve içten benimseyenler; bu temel ilkeden doğmayan aykırı kurallara Anayasa''da yer vermezler.
1982 Anayasası''nda ve daha önceki Anayasalar''da da bilinç ve içtenlik eksikliği, Anayasa''nın ''tasarım''ını bozmuş, bu tasarıma göre kurulan yapılar da daha sonra yıkılma tehlikesine maruz kalmıştır.
Bu tehlike şimdiye kadar eşitlik ilkesine aykırı olarak bir halkın diğer halklara üstünlüğü aykırı ve temelsiz ilkesine Anayasalar''da yer verilmesinden doğuyordu. Şimdi de Anayasa''da ''Türk'' adına hiç yer verilmemesi gerektiği ileri sürülüyor. Bu düşünceler de ilerisi için haklı endişeler doğuruyor.
''Türk'' kelimesinin Anayasa''da hiç geçmemesi isteği, ''Ulusların kendi yazgılarını belirleme hakkı'' gibi, üzerinde düşünülmesi gereken bir hakkın varlığı iddiasından doğuyor. Böyle bir hak gerçekten de ''insan onuru'' temel değer ilkesinden ve tabii bir süreç sonucunda doğmuş mudur? Yoksa temelsiz bir kurgu, bir yapı mıdır?
Kanaatimce her insanın Hukuk Devleti düzeni içinde yaşama hakkı tartışılmaz bir insan hakkıdır.
Ne var ki, ''Hukuk Devleti düzeni olsa bile , içinde yaşadığım düzenin yöneticileri tamamen benden olmadıkça, başka bir halk topluluğundan olan kimselerin yönetiminde yaşamak benim için zillet demektir, zalim olsun, benden olsun!'' şeklinde ifade edilebilecek bir insan hakkı yoktur.
Muhammed İkbal doğru söyler, Henûz ez kayd-i âb-o gil ne-rostî/ Ke gûyî rumîyô tûrâniyem men!/ Men evvel âdemî bî-reng-o bûyem/ Pes ez ân hindi yô îrânîyem men!/ (Daha su ve çamur kaydından kurtulmuş değilsin ki, kavmiyetçilik güdüyorsun, ben rûmlu veya tûranlıyım diyorsun. Bense önce renksiz – kokusuz (sâf) insanım, sonra hindli ve rî''yim!
Bir ülkede çeşitli diller konuşan çeşitli halk toplulukları yaşıyorsa yapılacak şey demokratik ve sosyal hukuk devletini kurmak ve hiçbirine tepeden bakılmamasını sağlamaktır, yoksa bu topluluğu ve ülkeyi parçalamak değildir.
Resmi dil; çeşitli anadillerin konuşulduğu ülkelerde bir ortak dil kabul edilerek farklı halk topluluklarının anlaşmasını sağlamak içindir. İran''da resmi dil Farsçâ, Irak''da, Suriye''de, Lübnan''da Arapça, Türkiye''de Türkçe''dir.
Resmi dilin Türkçe olması hiçbir vatandaşın insan onurunun ihlâli anlamında, eşitlik ilkesinin ihlâli anlamında alınamaz, meğer ki Anayasa''da ''yasak diller'' kavramına yer verilmiş olsun ve ana dili kullanmak, konuşmak, yayın yapma, öğrenme hakları -1982 Anayasası''nın ilk şeklinde olduğu gibi- ihlâl edilmiş olsun.
Şu halde hazırlanacak Anayasa''da ''Vatan, Millet, Resmi dil'' kavramlarına yer verilmelidir. Nasıl yer verileceği konusundaki düşüncemi aşağıda açıklayacağım, önce şunu belirtmeyi daha önemli görüyorum: ''Ulusların kendi kaderini tayin hakkı'' gibi uyduruk bir hakka Anayasa''da yer verilemez.
''Vatan'' ve ''Millet'' kavramları için Anayasa''da şöyle bir maddenin yer almasını teklif ediyorum:
''Vatandaşların tümü Millet''i oluşturur. Ülke de bu Millet''in ve bireylerinin ortak vatanıdır./ Millet içinde dil ve din farklılıkları gibi özellikler devlet tarafından bir halk topluluğunun diğer halklarda üstünlüğüne gerekçe kılınamaz/ Yukarıda değinilen farklı özellikler, ''Millet''i ve ''Vatan''ı bölmeye de asla gerekçe kılınamazlar.
Resmi dil konusunda da Anayasa''da şöyle bir maddaye yer verilebilir.
''Resmi dil Türkçe''dir/ Resmi dil ilkesi, ana dillerin öğrenilmesi, öğretilmesi, konuşulması ve bu dillerde yayın yapılmasına engel olacak şekilde yorumlanamaz.''
Gündemde mutlaka ele alınması gereken yeni bir konu belirmezse, bir süre ve belki iki üç yazı daha Anayasa konusu üzerinde durmak istiyorum. ''Vatan, millet, resmi dil, ulusların kendi kaderini belirleme hakları'' konularında -benim e-posta adresim açılırsa- gerçek Azizan''ın görüşlerini bekliyorum.
Başlıklar :


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.