
CNN’in kurucusu Ted Turner’ın 87 yaşında hayatını kaybetmesi, Amerikan medyasının amiral gemisinin habercilikle birlikte siyaseti de uzun yıllar şekillendirdiğini bir kez daha hatırlattı. 1980 yılında kablolu ağ üzerinden 24 saat kesintisiz haber yayını yapmak başarısızlığa mahkûm bir girişim gibi görülmüştü. ABC, NBC, CBS gibi ulusal kanallar klasik yayın ağları üzerinden haber bülteni yayınlarken bütün gün haber yayını fikri saçma bulunmuştu. 10 sene gibi kısa bir süre içerisinde habercilikte devrim sayılan Irak’tan ilk canlı savaş yayınına imza atan CNN, Turner liderliğinde Amerikan siyasetinde liberal ana akımını temsil eden en güçlü yayın organı haline geldi.
1991’deki Körfez savaşı, 11 Eylül, Afganistan ve Irak’ın işgali, 2008 finansal krizi, Trump ve Covid-19 gibi birçok ulusal ve uluslararası krizde kritik rol oynayan CNN’in hikayesi yalnızca bir televizyon kanalının değil Amerikan gücünün yükselişinin ve krizlerinin de hikayesi aslında. Liberal küreselleşmenin en simge isimlerinden biri haline gelen CNN’in yarattığı ‘ortak gerçeklik’ fikri, çok daha parçalı bir medya düzeni, algoritma savaşları ve gerçek sonrası siyaset çağının baskısı karşısında giderek etkisini yitirmiş durumda.
Ted Turner’ın CNN’i kurduğunda aldığı reaksiyon son derece negatifti zira haber olgusu belirli aralıklarla yayınlanan bültenlerle sınırlıydı. İnsanların bütün gün haber izlemek isteyeceği düşüncesi çılgın bir fikir olarak niteleniyordu. Turner yerel haber kanalları sahibi olarak canlı yayının gücünün farkına varmıştı anlaşılan. CNN’i kurarak sadece bir televizyon kanalı kurmadığını ve insanların haber tüketme biçimini değiştireceğini söylüyordu ve bu iddiasında haklı çıktı.
CNN medya kuruluşu olmakla kalmayıp özellikle Soğuk Savaş sonrasında Amerikan gücünün küresel ekranına dönüştü. Savaş görüntüleri, sürekli kriz dili, Amerikan dış politikasının ritmi, olayların ve zamanın akış algısı dahi ‘CNN etkisi’ denilen olgu tarafından şekillendirildi. Ted Turner’ın en önemli mirasının yalnızca bir medya patronu olmasından değil, ulusal ve küresel düzlemde milyonlarca insanın ‘ortak gerçeklik fikrini’ inşa eden bir medya organı yaratmasından kaynaklandığını söyleyebiliriz.
CNN’in küresel bir marka haline gelmesi, 1991 yılındaki Körfez savaşında milyonlarca insanın savaşı gerçek zamanlı olarak izlemesini sağlayan Bağdat’tan yaptığı canlı yayınlar sayesinde oldu. Bernard Shaw ve Peter Arnett gibi muhabirlerinin otel odalarından aktardığı bombardıman görüntüleri, habercilikte dönüm noktası olmasının ötesinde savaşların artık sadece cephelerde değil ekranlarda da yürütüleceğinin habercisiydi. Sürekli canlı yayınlar, kamuoyu baskısını artırabiliyor, siyasilerin hızlı tepki vermesini mecbur kılıyor ve dış politika kararlarını dahi etkileyebiliyordu.
Haberciliğin medya baskısı üzerinden Amerikan dış siyasetini şekillendirmesiyle birlikte, CNN’in savaşı bu kadar görülür hale getirmesinin de şiddeti sterilize eden bir etkisi oldu. Gece görüş kameralarıyla izlenen füze saldırıları ve patlamalar kitleler için adeta bir ‘teknolojik görsel şölene’ dönüşüyordu. Savaşın yıkımı ve insani maliyeti yerine hedefine ulaşan akıllı füzelerin ve hava saldırılarına odaklanılması, Körfez Savaşı’nın ilk ‘video oyunu savaşı’ şeklinde nitelenmesine yol açtı ve elbette CNN’in habercilik tercihlerinin bunda payı büyüktü.
11 Eylül saldırıları ‘CNN modelini’ vazgeçilmez hale getirerek adeta zirveye taşıdı. İkiz kulelere çarpan uçakların ve yıkım görüntüleri haftalarca tekrar tekrar ekrana taşınırken, habercilikle ulusal travmanın iç içe geçtiği bir ulusal korku deneyimi inşa ediliyordu. Ekran başındaki milyonlarca Amerikalı, Bush yönetiminin teröre karşı savaş söylemini fazlaca eleştirel bir süzgeçten geçirmeyen CNN ve diğer ulusal kanallar sayesinde benimsiyordu. Afganistan ve Irak işgallerinde öne çıkan ‘eklemlenmiş gazetecilik’ modeli sayesinde, muhabirler savaşı Amerikan güçlerinin perspektifinden ekranlara taşır hale geldi.
Irak’ın kitle imha silahlarına sahip olduğu iddiasının yeterince sorgulanmamasında 11 Eylül travması kadar CNN gibi yayın organlarının eleştirel ve araştırmacı gazetecilikten ziyade ‘muazzam dehşet görüntülerine’ odaklanma eğilimi rol oynadı. Ana akım medyanın ürettiği savaş anlatısını sorgulamak yerine yeniden üreterek Amerikan medyasına karşı güvensizliğin artmasında kritik rol oynayan bu tarz habercilik, uzun vadede Trump’ın ‘sahte haber’ suçlamalarına da zemin hazırlamış oluyordu.
Ted Turner, CNN’i 1996’da Time Warner’a 7 milyar dolara sattıktan sonra CEO olarak devam etti ancak 2001’de Time Warner’ın AOL’le birleşmesiyle görevine son verildi. Turner’ın haberciliği tam bir televizyon şovuna dönüştüren kariyeri sonrasında CNN’in 11 Eylül, Irak ve Afganistan savaşları ve 2008 finansal krizindeki performansları medyaya olan güveni sarstı. Liberal ekonomik düzenle iç içe geçmiş medya patronları ve dev şirketlerle ilgili eleştirel yayınlar yapamayan ana akım medya, finansal krizi de hiç beklenmedik büyük bir şok gibi haberleştirerek borsa hareketlerini müthiş finansal görsellerle ekrana taşıdı.
Ana akım medyanın prestij ve ağırlığını kaybetmesiyle paralel biçimde sosyal medyanın yükselişi, ‘gerçeklik sonrası’ dönemin de habercisiydi. Trump’ın medyatik kişiliğini yeni medyanın öneminin farkına vararak özellikle Twitter üzerinden yeni dönemin ihtiyaçlarına göre dönüştürmesi, ana akım medyanın nasıl ele alacağını bilemediği bir siyasi canavar yaratmıştı adeta. Trump, mevcut siyasi düzeni doğrudan hedefe koyarken ana akım medyayla iyi geçinmeye çalışmadı, bilakis CNN’i o düzenin uzantısı olan ‘Sahte Haberci’ yayın organı olarak kodladı.
Trump’ın CNN’i hedefine koyması, reytingleri görece azalmaya başlayan CNN’in liberal ana akım medyanın bayraktarlığını yaparak büyük reyting elde etmesini sağladı. Karşılıklı bağımlılık ilişkisine dönüşen bu medyatik savaş ortamı, siyasetin kutuplaşmasına da büyük katkı sağladı. Pandemi dönemine gelindiğinde sürekli virüsün yayılma ve ölüm haberleriyle birlikte Trump yönetimine karşı ‘bilimin yanında yer alma’ tavrını öne çıkaran CNN, evlerine kapanan milyonlarca insanın yoğun sosyal medya kullandığı bir ortamda kitlelerin ana haber kaynağı olmaktan çıktı.
Ted Turner liderliğindeki CNN, milyonlarca insanı aynı ekrana bakmaya, savaşla ilgili ortak bir tavrı benimsemeye, ortak ulusal travmayı tecrübe etmeye ve ana akımın anlatısına güvenmeye ikna etmişti. Ancak haber kanallarının çokluğu, sosyal medya mecralarının çeşitliliği ve Trump’ın gerçeklik sonrası siyasetinin ana akım medyayı gayr-i meşru ilan etmesi, ‘ortak ekran’ fikrinin de çöküşü anlamına geliyordu. CNN’in klasik döneminde insanlar aynı haberleri tartışıyordu ancak bugünün ‘gerçek sonrası’ çağında bireyler aynı gerçeklikler üzerinde bile uzlaşamıyorlar. CNN’in yükselişi Amerikan gücünün küresel hikayesiydi, gerileyişi ise ortak gerçekliğin çöküşünün hikayesi gibi görünüyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.