Kur’an Günlüğü -9. cüz- Allah ile randevulaşmak

04:0027/02/2026, Cuma
G: 27/02/2026, Cuma
Mahmut Ay

A’râf Suresi’nin 103-156. âyetlerinde Hz. Musa kıssası anlatılırken öyle bir ifade kullanılır ki manası tefekkür edildiğinde bu ifade Allah-kul ilişkisi hakkında insanı heyecandan yerinde duramaz hâle getirir. 142. âyette Hak Teâlâ’nın Hz. Musa ile “randevulaş-tığından” söz edilir. Meâlen buyurulur ki “Ve Musa ile otuz geceliğine randevulaştık; bunu on ile tamamladık. Böylece Rabbi ile geçirdiği vakit tam kırk gece oldu.” “Randevu-laştık” diye çevirdiğimiz “vâadnâ” fiili, söz vermek anlamındaki

A’râf Suresi’nin 103-156. âyetlerinde Hz. Musa kıssası anlatılırken öyle bir ifade kullanılır ki manası tefekkür edildiğinde bu ifade Allah-kul ilişkisi hakkında insanı heyecandan yerinde duramaz hâle getirir. 142. âyette Hak Teâlâ’nın Hz. Musa ile “randevulaş-tığından” söz edilir. Meâlen buyurulur ki “Ve Musa ile otuz geceliğine randevulaştık; bunu on ile tamamladık. Böylece Rabbi ile geçirdiği vakit tam kırk gece oldu.”

“Randevu-laştık” diye çevirdiğimiz “vâadnâ” fiili, söz vermek anlamındaki “va’d” kelimesinden türemiştir. İki öznenin aynı anda aynı fiili işlediğini gösteren “müfâale” kalıbındandır. Yani bu fiil kullanıldığında iki taraf da aynı sözü vermiş demektir. Burada verilen söz, Rabbi ile baş başa kalmak için Hz. Musa’nın muayyen bir vakitte muayyen bir yere (Sina Dağı) gelmesi hakkında olduğu için “randevulaşmak” tabiri uygun düşmektedir.

“Vâadnâ” fiili İsrailoğulları için de kullanılır. Onlara hitaben “Sizinle dağın sağ tarafına gelmeniz hakkında randevulaşmıştık.” (Tâhâ 20/80) buyurulur. Onlar için bile bu ifadenin kullanılması çok anlamlıdır. Bu tür ifadelerden anlaşılıyor ki Allah kullarına çok yakındır, onlarla sıcak bir ilişki içindedir; bu yakınlık ve sıcaklığı kullarının da hissetmesini beklemektedir.

Cenâb-ı Hakk’ın Hz. Musa’yı Sina Dağı’na çağırması, İsrailoğullarının Mısır’dan çıkarılıp kurtarılmasından sonradır. Bu kırk günün sonunda Hz. Musa’ya Tevrat verilmiştir. Hak Teâlâ’nın Hz. Musa’yı Sina Dağı’na önce otuz geceliğine çağırıp sonradan buna on gece daha ilave etmesinin hikmeti Kur’an’da zikredilmemiştir. Ancak “işaret” kabilinde şu manalar çıkarılabilir: Doğumundan itibaren Mevlâ’nın hususi inayeti ve muhabbetiyle yetişen Hz. Musa (Bk. Tâhâ 20/39 ve 41) artık manevî açıdan en üst makama çıkacaktır. Bu makam, Allah’ın kelâmına doğrudan muhatap olma makamıdır. Hak Teâlâ onu bu makama çıkarmadan evvel manen hazır bir hâle gelmesi için Sina Dağı’nda halvete çekilip tamamen kendisini ibadete vermesini istemiştir. Muhtemelen otuz gecenin sonunda Hz. Musa belirli bir makama gelmiş ama tam hazır hâle gelmesi için bir on gecelik “tekâmül evresi”nin daha ilave edilmesi gerekmiştir. Âyette iki defa “tamamlamak” ifadesi geçmesi Hz. Musa’nın bir tamamlanma ve kemâle erme sürecini yaşadığını hatırlatır. Yani bu kırk gece Hz. Musa’nın manen tamamlanması içindir. Bu da “seyrü süluk” denilen manevî olgunlaşma yolculuğunun çeşitli menzilleri ve makamları olduğuna işaret eder. “Etmemnâ (Tamamladık)” ifadesinden, otuzun kırka tamamlanmasını yalnız Allah’ın değil Hz. Musa’nın da istediği anlaşılabilir. Muhtemelen Allah ile halvetin tadına doyamayan Hz. Musa on gece daha ilave edilmesini ya bizzat talep etmiştir ya da Hakk’ın o şekildeki muradını sevinçle kabul etmiştir. Kırk gün yerine kırk gece ifadesi de anlamlıdır. Zira asıl halvet geceleyindir. Gecenin vakitleri günlük meşgalelerin azlığı sebebiyle ibadet için daha müsaittir. Nitekim Kur’an, gece ibadetlerinin çok daha tesirli ve derinlikli olduğunu vurgular (Bk. Müzzemmil 73/6). Bu kırk gecelik halvetin sonunda Hz. Musa kemâle ermiş ve bunun ödülü olarak da Hak Teâlâ onunla konuşmuştur. Demek ki manevî makamlarda ilerleyince manevî ikramlar gecikmeden verilir.

Biz bu kıssadan ve özellikle “randevulaşma” ifadesinden ne anlayabiliriz? Hak Teâlâ insanlara manen çok yakındır. İnsanın bu manevî yakınlığı hissedebilmesi ancak dikkatini yoğunlaştırarak yaptığı ibadetlerle gerçekleşir. O, aslında tüm insanlara günde en az beş vakit randevu vermiştir. Namaz, Rabbimiz ile randevumuzdur. Kur’an’da “Namaz, müminlere muayyen vakitlerle farz kılınmıştır.” (Nisâ 4/103) buyurularak namaza Rabbimiz ile randevu vakitlerimiz olarak bakmamız istenmiştir. Hz. Musa’nın kırk gecelik halvetinden bahsedilirken “mîkât” namaz için de “mevkût” kelimesi kullanılmıştır. Her ikisi de “vakit” kökünden gelir ve Allah ile geçirilen vakit anlamını haizdir.

Türk tasavvuf kültüründe, abdest almak için “çeyizlenmek” tabiri kullanılır. Bu tabiri ancak namaz, zikir ve halvet gibi ibadetlere “Rabbi ile randevuları” gözüyle bakan ve bu randevular için manen süslenmesi gerektiğini düşünen bir zihin üretebilir. “Benim günde en az beş kere Rabbim ile randevum var.” diyebilmek, geceleri özel randevular belirleyerek Mevlâ ile tenhada bir olmak, ibadetlerden evvel abdest alırken “Ben Rabbim ile birlikte olacağım için çeyizleniyorum.” diyebilmek bir ne büyük bir bahtiyarlıktır!

#aktüel
#hayat
#ramazan
#mahmut ay