
İsrail’in soykırımcı Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun son günlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ve Türkiye’yi hedef alan açıklamaları Siyonist Yahudi fanatizminin ideolojik kökenlerinin nereye varabileceğini anlamak bakımından güçlü veriler barındırıyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın da ifade ettiği üzere İsrail düşmansız yaşayamıyor ve İran’dan sonra Türkiye’yi yeni düşman ilan etme arayışında.
İsrail’in kuruluş felsefesi olan siyonist manifesto temel hedefinin yeni devlet üzerinde “Yahudi diasporasının yaşadığı antisemitik zulümlerden kurtarılması” olduğunu öne sürmüştü. Aradan geçen 78 yıl içerisinde ise bugün dünya, yine aynı devletin Gazze’deki soykırımını, Filistin, Lübnan, Suriye ve dolaylı olarak vekilleri üzerinden birçok ülkede yürüttüğü savaşları ve katliamları konuşuyor.
Soykırımcı Netanyahu Gazze, Lübnan, Suriye, Irak, Yemen’deki katliamlarını bir “gurur” ve “başarı” hikayesi olarak nitelerken, İran’da nükleer bilim adamlarını, ülkenin liderlerini nasıl yok ettiklerinden, Gazze’nin yüzde 50’sini soykırımla kontrol altına almasından; Lübnan’da taş taş üstünde bırakmamasından övgüyle bahsediyor. Bunun sonuncunda da “bölgede güç dengelerini değiştirdiklerini, küresel güç olmak için daha çok cephe açacağını” iddia ediyor.
Sonunda intihar ederek yaşamına son veren Adolf Hitler’in de ötesine geçen Netanyahu’nun bu fanatizmi tarihteki Zealotlara bakıldığında belki de daha iyi izah edilebilir. MS 1. yy’da, Roma egemenliğine karşı çıkan radikal bir yahudi siyasi-dini grup olan Zealotlar yaşadıkları şehirlerde isyanlar, gerilla tarzı ve terörize saldırılar, içlerindeki radikal bir kol olan Sicarii (hançerciler)vasıtasıyla düzenledikleri suikastlarla biliniyor. Yahudi-Roma Savaşı sırasında gerçekleşen Masada İsyanı sonunda (MS.73) Roma’ya esir düşmemek için toplu intihar etme yoluna giden grubun tüm üyeleri birdenbire ortadan kaybolmuyor; hayatta kalanlar köleleştiriliyor veya asimile oluyor.
Günümüzde “Zealot” kelimesi İngilizcede siyasi ve dini anlamda oldukça fanatik olan kişileri tanımlamak için kullanılıyor. Zealotların taktik ve yöntemleri de bu açıdan bakıldığında hem İsrail’in fanatizminin kodlarının anlaşılması hem de soykırımcı Netanyahu’nun akıbetine ilişkin kıssadan hisse bir örnek olma niteliğinde.
Kuşkusuz dünyada sayıları yaklaşık 15 milyon olan yahudileri temsil ettiğini iddia eden soykırımcı İsrail Başbakanının, dünyanın geri kalan 8 milyarlık nüfusuna nasıl karşı gelebildiği yüksek siyaset ve güç politiği üzerinden analiz edilebilir. Lakin aynı güç politikaları İsrail fanatizminin geldiği noktada insanlığın geleceği için ne denli bir büyük bir tehdit olduğunu da hesaba katmalı.
İşte bu yüzden artık tüm dünyada ve bilhassa ABD ve Avrupa’da tabandan-tavana ilerleyen bir İsrail karşıtlığı dalga dalga yayılıyor. Gazze soykırımı bunun fitilini ateşlerken, İran savaşının meşruiyetini sorgulayan Amerikalıların neredeyse yarısı İsrail’i soykırımcı olarak görüyor. Bundan 20 yıl önce ABD’de İsrail’i eleştirmek bir tabu iken şimdi Amerika’da yaşayan 35 yaş altı yahudi gençler arasında bile yüzde 53’lük bir kesim İsrail devletinin politikalarını desteklemediğini ifade ediyor. Savaşa gitmeyi reddeden ve nüfusun 2050 yılında yüzde 20’sini oluşturması beklenen Ultra-Ortodoks Yahudilerin yirmi yaşın altında çocuklar ve gençlerden oluştuğu düşünüldüğünde ise İsrail’in içindeki tablo daha da netleşiyor.
İsrail fanatizmi ve yayılmacılığı kurulduğu günden bu yana koşulsuz ABD desteğinin verdiği özgüven, finansal alanda ve lobiler vasıtasıyla sürdürdüğü kuşatma, karşısında duran her gücü düşmanlaştırma ve zayıf gördüklerini de işgal, katliam ve soykırım ile ortadan kaldırmak vasıtasıyla bugünlere geldi. Bu fanatizmi durdurmak adına şimdi dünya halkları ilk kez hükümetleri, kurumları, sivil toplumu ve medyaları nezdinde bu farkındalığın sürdürülmesi için aktif olarak devrede ve yüksek sesle konuşuyor. Netanyahu rejimi önce bölgeyi sonra da dünyayı kan gölüne çevirmeyi planlarken aslında kolektif hafızada İsrail çoktan yargılanmış ve kuşatma altına alınmış durumda. İsrail’in emellerini gerçekleştirmek için her türlü insanlık dışı yöntemi deneyebileceğini, barışı baltalamak için her çeşit asimetrik saldırıya devam edeceğini artık tüm dünya biliyor. İran savaşı ile birlikte Lübnan’ı işgale açıkça başlayan bir devletin sonraki adımlarında tüm bölgeyi ve kendisine tehdit gördüğü her devleti ateşe vermek istediği herkesin malumu. İsrail artık dünya barışını tehdit eden ve bölgesini yangın yerine çevirmek isteyen “kundakçı bir devlet” olarak anılıyor. Masada Kalesi’nde intihar eden ataları gibi aslında siyaseten çoktan intihar etmiş olan Netanyahu’nun önünde ise nihayetinde teslim olmak ve yenilgiyi kabul etmekten başka bir seçenek görünmüyor.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.