Bu bir kumar hikâyesi değil

04:0014/01/2026, Çarşamba
G: 14/01/2026, Çarşamba
Özgür Bayram Soylu

Dijital kumar, artık karanlık salonlara saklanmış bir eylem değil; akıllı telefonlarımızla bir tık uzağımızda, hayatımızın olağan bir parçası. Bu erişim kolaylığının arkasında ise çoğu zaman sessizce ilerleyen, yıkıcı bir gerçeklik yatıyor. Enstitü Sosyal tarafından yayımlanan "Türkiye’de Dijital Kumar” raporu bu sorunun artık marjinal bir alışkanlık olmaktan çıktığını ve dijital çağın ortasında bir "toplumsal kırılma hattını" temsil ettiğini gözler önüne seriyor. Bir tuş kadar yakın, bir kayıp

Dijital kumar, artık karanlık salonlara saklanmış bir eylem değil; akıllı telefonlarımızla bir tık uzağımızda, hayatımızın olağan bir parçası. Bu erişim kolaylığının arkasında ise çoğu zaman sessizce ilerleyen, yıkıcı bir gerçeklik yatıyor.
Enstitü Sosyal tarafından yayımlanan "Türkiye’de Dijital Kumar” raporu bu sorunun artık marjinal bir alışkanlık olmaktan çıktığını ve dijital çağın ortasında bir "toplumsal kırılma hattını" temsil ettiğini gözler önüne seriyor. Bir tuş kadar yakın, bir kayıp kadar sessiz, bir borç kadar ağır…
"YOKSULLUK REFLEKSİ" DEĞİL, "ORTA SINIF KRİZİ"
Türkiye, sessiz ve derinden ilerleyen bir krizle yüzleşiyor. Artık belirli bir zümreye ait bir “yoksulluk refleksi” olmaktan çıkan dijital kumar, düzenli işi, eğitimi ve ailesi olan bireyleri dahi içine çeken yapısal bir “orta sınıf krizine” dönüşmüş durumda. Bu yeni salgının temelinde “gelir eksikliği” değil, “gelecek kaygısı” ve “hızlı sınıf atlama” arzusunun yarattığı derin bir "statü ve tatmin arayışı" yatıyor.
Kumar, artık parası olmayanların değil, hayatta bir yeri olmayanların sığınağı haline geliyor.
Asıl tahribat, hanehalkı ekonomisinde ortaya çıkıyor. Kira, eğitim ve sağlık gibi temel yaşam kalemleri; dijital bir ekranın arkasında, fark edilmeden ve itiraz edilmeden eritiliyor. Raporda ortaya konan borçlanma örüntüleri, bu sürecin geçici bir savrulma değil; kalıcı bir finansal hasar yarattığını gösteriyor. Üstelik bu borç döngüsü, kayıt dışı finansman ve yasa dışı ağlarla birleştiğinde, mesele bir ekonomik problem olmaktan çıkarak doğrudan toplumsal güvenlik sorunu halini alıyor.
Uzun yıllar boyunca kumarın alt gelir gruplarına özgü bir sorun olduğu varsayıldı. Ancak rapor, bu yerleşik kanaatin artık geçerliliğini yitirdiğini sarsıcı biçimde ortaya koyuyor. Kumar bağımlılığı nedeniyle Yeşilay Danışmanlık Merkezleri’ne (YEDAM) başvuranların büyük çoğunluğu; lise ve üzeri eğitim düzeyine sahip, düzenli bir işte çalışan bireylerden oluşmakta.
Bu durum, sorunun bir "gelir eksikliği"nden ziyade, ekonomik belirsizlik ortamında dijital çağın tetiklediği bir "statü ve tatmin arayışı" krizine dönüştüğünün kanıtıdır.
Bu bulgunun en sarsıcı yönü ise daha derinde yatıyor. Eğitim ve düzenli istihdamın, bireyi yüksek riskli davranışlardan koruduğu yönündeki toplumsal sözleşme giderek çöküyor. Bu yalnızca bir arzu krizi değil; aynı zamanda yerleşik başarı yollarına duyulan inancın krizine doğru hızla ilerliyor. Paranın sanal rakamlara dönüştüğü bu ortam, finansal kaybın acısını hissettirmeyen “acısa da öldürmez” duygusu inşa ediyor. Harcanan binlerce lira, gerçek bir kayıp değil, sadece oyunun bir parçası olarak kodlanıyor ve doğal olarak risk algısı tamamen ortadan kalkıyor.
İRADE ZAYIFLIĞI DEĞİL, KASITLI BİR TASARIM TUZAĞI
Dijital kumar, bireysel bir sapma değil, aksine "sosyal çevre içinde öğrenilen ve normalleşen" bir davranış olarak yayılıyor. Çevredeki "herkes oynuyor" algısı, riski görünmez kılarken, platformların algoritmaları bu algıyı sürekli olarak besliyor.
Kumar artık yalnızca bir oyun değil, dijital kapitalizmin insan davranışını ve sosyal zaaflarını nasıl yönlendirip paraya çevirdiğinin canlı bir örneğidir. Aile ise bu krizde çelişkili bir rol üstleniyor. Bir yandan kumarın gizlendiği, normalleştirildiği ve hatta yalanlarla "kuşaklar arası aktarımla" öğrenildiği bir zemin haline gelebiliyor. Diğer yandan ise kriz fark edildiğinde, bireyi toparlayabilecek en güçlü iyileştirici potansiyeli taşıyan yegâne sosyal bağ olarak varlığını sürdürüyor.
Geline noktada dijital kumar meselesi, bireysel irade eksikliğiyle açıklanabilecek bir sorun değil. Bu mesele, belirsizlik çağında sıkışmış hayatların, hızlandırılmış umutların ve ertelenmiş geleceklerin toplamıdır.
Haliyle dijital kumar sorununu basit bir "irade zayıflığı" olarak görmek, resmin en önemli parçasını kaçırmak anlamına geliyor. Rapor, sorunun temelinde platformların kasıtlı ve bağımlılık yaratıcı tasarımının yattığını vurguluyor. Dijital cüzdanlar, kripto varlıklar ve oyunlaştırılmış arayüzler, paranın maddeselliğini ortadan kaldıran güçlü bir "bilişsel illüzyon" inşa ediyor. Raporun nicel verileri de, bağımlılık sürecinde yaşanan ve genellikle gözden kaçan tehlikeli bir dönüşümü kanıtlarıyla ortaya koyuyor. Kumarla ilk temas, çoğunlukla internet üzerinden spor bahisleriyle (%65,4) kuruluyor. Ancak bağımlılık ilerledikçe ve davranış devam ettikçe, en çok tercih edilen tür, çok daha hızlı ve yüksek riskli olan online casino oyunlarına (%53,9) dönüşüyor.
Spor bahislerinden online casinoya doğru bu geçiş, bağımlılığın nasıl derinleştiğini ve finansal kaybın nasıl katlanarak hızlandığını gösteren somut bir kanıt niteliğinde.

Bu gerçekler gösteriyor ki dijital kumar sorunu, bireysel bir irade meselesi değil, ekonomik belirsizliklerin ve dijital çağın dinamiklerinin yarattığı toplumsal bir meseledir. Dolayısıyla çözüm; yasaklarla veya bireysel terapilerle sınırlı kalmamalı. Raporun işaret ettiği gibi asıl ihtiyaç; ekonomik güveni, dijital denetimi, aile bağlarını ve kuşaklar arası iletişimi aynı anda onarmayı hedefleyen bütüncül bir toplumsal müdahaledir. Bugün kendimize sormamız gereken asıl soru belki de şu: "Her an elimizin altında olan dijital dünyada, duygularımızı sömüren değil, bizi koruyan ve güçlendiren teknolojileri nasıl inşa edebiliriz?"

Bizde bir yoldur hayat; başlangıcı belli, sonu belirsiz olan…
#dijital kumar
#akıllı telefon
#borç