
Türkiye’de anketler uzun zamandır bize vatandaşın canını en çok yakan şeyin hayat pahalılığı olduğunu söylüyor. Artık hepimiz gıda, kira, fatura, okul masrafı, ulaşım derken neredeyse her fiyat düzeyinde bir bunalım yaşamayı sürdürüyoruz. Makul fiyatlar bile bizi hava boşluğunda hissettiriyor. ASAL Araştırma’nın Mart 2026 sonuçları Türkiye’deki sorun hiyerarşisini ve tahribatın türlerini açıkça ortaya koyuyor. Türkiye’de vatandaşın gözünde en büyük sorun yüzde 58,2 ile ekonomi ve hayat pahalılığı. Onu yüzde 8,5 ile adalet-hukuk sistemi, yüzde 6 ile işsizlik-istihdam izliyor. Diğerleri de bilindik sorunlar ama hayat pahalılığı şu an gölgelerin gücü adına hakimiyetini koruyor. Aynı araştırmanın bir başka sorusu ise en az diğer soru kadar dramatik. “Türkiye’nin sorunlarını hangi siyasi parti çözebilir?” sorusuna katılımcıların yüzde 37’si “hiçbiri” yanıtını veriyor; bakın yanlış okumadınız “hiçbiri”. Toplumun başı belada, nere gitse çaresi yok, uykuları yarım kalmış faydası yok. Çünkü sorun ile çözüm arasındaki bağ öyle kopmuş ki vatandaş cephesinde siyasal hayattan bitkisel hayata yolculuk başlamış bile.
Araştırma şirketleri bugün “Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?” sorusunun seçeneklerine ana muhalefeti de koysa hayat pahalılığı seçeneği yine bu kadar yüksek çıkar mı bilmiyorum. Hayat pahalılığını sona erdirecek siyasal kapasitenin ortaya çıkmasının beklendiği bu ortamda ana muhalefet partisi sanal alemi yaşıyorsa ki belli ki yaşıyor, bu hayat pahalılığından daha da önemli bir sorun aslında. Ülkede tek bir alternatif ekonomi programı, tek bir alternatif yol haritası var mı, ben göremedim siz gördü iseniz ne mutlu size. Bir ülkedeki ana muhalefetten ne beklersiniz, siyasal iktidarın en zayıf anlarda güçlü görünmesini.
Geçim sıkıntısının bu kadar görünür, hayat pahalılığının bu kadar hissedilir, gelir erozyonunun bu kadar yaygın olduğu bir dönemde ana muhalefetin “iktidarsızlığını” ve Silivri’den Söğütözü’ne sürekli yaşadığı git gelleri. Ekonomi yönetiminin istikrarı temin edemediği, ekonomi programının nefesleri kestiği bir ortamda ana muhalefet başka nefisler ve nefesler kesme peşinde olduğu, kendi gölgesiyle güreşmeyi sürdürdüğü sürece, Türkiye’nin en önemli sorunu ayan beyan ortadadır. Vatandaşın cebine baktığı zamanlarda siz kendi içtüzüğüne bakıyorsanız, Körfezde büyüyen yangın burada mutfakları yakarken siz itfaiyeye basın açıklaması yaptırıyorsanız, kira konuşulurken siz kongre konuşuyorsanız birinci sorun hayat pahalılığı mı yoksa muhalefet mi tartışılır. Ahval ortadayken, Türkiye’nin en önemli sorununu ortadan kaldırmak için yeni bir ana muhalefet partisine ihtiyaç olduğu da ortadadır.
AREDA Survey’in “En sevdiğiniz dizi hangisidir” sorusuna verilen yanıtlar bu yangında vatandaşın nereye kaçtığını, nereye sığındığını, hangi hayali satın almak zorunda kaldığını gösteriyor. Yani sorunun yanıtı ne izliyor sorusundan çok neden onu izlemek zorunda hissediyor soruna karşılık geliyor.
Taşacak Bu Deniz (%22,3): Modern hayatın iflasına denk gelen dizi şehirli vatandaşın ruhunu doyurmayı başarıyor. Bugünün şehirli kölelerinin parası var ama huzuru yok, kalabalıklar içindeler ama yalnızlar, seçenekleri çok ama açıkçası manaları yok. Modernleşmeye karşı pasif bir isyanının sembolü olan bu dizide Karadeniz, aile, gelenek, doğa ve nostaljinin çok ötesinde yorulmuş iç sesimizin dışa yansımasını izliyoruz.
Uzak Şehir (%18,4): Türkiye’nin iç sosyolojik geriliminin dramatize edilmiş halini görüyoruz. Türkiye’nin bitmeyen “modern-geleneksel” çatışmasının hala en büyük sosyal sermaye olduğunu gösteriyor. Türk toplumunun modern eğitim almış bireylerinin, geleneksel yapılarla kurduğu zorunlu ilişkiyi ve bu çatışmayı merakla izlediğini görüyoruz.
Yeraltı (%12,1): Kuralların dışına çıkarak güç kazanma hayalini taşıyan bireylerin psikolojik kaçış alanını temsil ediyor gibi görünüyor. Ekonomik ve sosyal mobilitenin zorlaştığı bir ortamdayız ve vatandaş ya da izleyici adaletin ötesinde hız, kontrol ve sonuç arıyor. Bu yüzden Yeraltı, kurallarla kazanamayanın kuralsız dünyaya duyduğu gizli ilgiyi temsil ediyor. Ekonomik sıkışıklık içerisinde kendisine otorite ve güç alanı inşa ediyor izleyici.
Ve diğerleri… Kabul edelim ki her birimiz kendi eksiklerimizi, kendi yaralarımızı, kendi suskunluklarımızı izliyoruz. Kim olduğumuzu netleştiremediğimiz iki dünya arasında sıkışmış hayatların hikâyelerine bakıyor, kendi içimizdeki gerilimi başkasının çatışmasında tanıyoruz. Karşılıklı konuşma zemini kayboldukça farklı hayatların çarpışmasını izliyoruz. Kendi ağırlığımız hafifledikçe daha büyük bir gücün hikâyesine tutunuyoruz. Siyasetin ara seçim, erken seçim, rüşvet, yolsuzluk, mutlak butlan tartışmaları arasında vatandaş kendi yeraltını kazıyor, kendi uzak şehrine kaçıyor. Bir miktar karadeniz hırçınlığı, birkaç gram aşiret sadakati ve bolca racon vatandaşın hayat pahalılığı direncini kırıyor. Tencerede aş kısık ateşte pişse de ekranda “Ömrüüüüm” repliği döndüğü sürece açlığımızı kurguyla doyurmaya devam ediyoruz. Madem siyaset bitkisel hayata girdi ve ana muhalefet kendi gölgesiyle selfie çekmekten bize vakit bulamıyor bize de koltuğa uzanıp kumandaya sarılmak düşüyor.
Bizde herkes kendi ayıbının hamalıdır…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.