
Bazı şehirler vardır, bir etkinliğe ev sahipliği yaptığında yalnızca mekan sunar. Salonlarını açar, otellerini doldurur, havalimanından merkeze uzanan yolu kolaylaştırır. Etkinlik bittiğinde afişler sökülür, masalar toplanır, konuşmalar dosyalara kaldırılır. Geriye birkaç fotoğraf, birkaç sosyal medya paylaşımı ve çoğu zaman unutulmaya mahkum bir program kitapçığı kalır.
İstanbul böyle bir şehir değil.
İstanbul’a gelen her fikir, bu şehirde sınanır. Burada hiçbir kavram tek başına kalamaz. Tasarım da öyle. Onu yalnızca sandalye, masa, bina, afiş, kıyafet ya da dijital arayüz olarak görmek isteyenler İstanbul’da kısa sürede yanılır. Çünkü İstanbul’da tasarım, önce zamanla karşılaşır. Sonra hafızayla. Sonra taşla, ahşapla, suyla, ışıkla, kalabalıkla, yorgunlukla, tesadüfle ve nihayet insanla.
Global Design Forum’un İstanbul edisyonunu önemli kılan da tam olarak bu karşılaşma. Londra’da Victoria & Albert Museum çevresinde yıllardır oluşan düşünsel birikimin İstanbul’a taşınması elbette başlı başına dikkat çekici. Fakat mesele sadece uluslararası bir forumun yeni bir şehirde düzenlenmesi değil. Asıl mesele, tasarım düşüncesinin İstanbul gibi katman katman açılan bir şehirde nasıl başka bir dile kavuştuğu.
Bugün dünyada tasarım üzerine konuşmak çoğu zaman iki uç arasında sıkışıyor. Bir tarafta tasarımı piyasanın cilalı yüzü olarak görenler var. Her şeyin daha satılabilir, daha çekici, daha pürüzsüz hale gelmesi onlar için yeterli. Diğer tarafta ise tasarımı neredeyse bütünüyle akademik ve kapalı bir tartışma alanına hapsedenler var. Oysa tasarım ne yalnızca vitrin ne yalnızca kavramdır. Tasarım, insanın dünyayla kurduğu ilişkinin görünür hale gelmiş biçimidir.
İstanbul bu açıdan eşsiz bir laboratuvar. Çünkü burada hiçbir şey bütünüyle tamamlanmış değildir. Şehir sürekli yapılır, bozulur, onarılır, unutulur, yeniden hatırlanır. Bir sokağın köşesinde Bizans’tan kalan bir taşla Cumhuriyet dönemi apartmanı yan yana durabilir. Bir hamam restore edilip hem kendi işlevini sürdürebilir hem de çağdaş sanatla konuşabilir. Bir avlu, bir gün ibadetle, başka bir gün müzikle, bir başka gün tasarım düşüncesiyle dolabilir. İstanbul’un büyüsü de zorluğu da buradadır: Şehir, kendisine temas eden her fikri ciddiye alır ama hiçbir fikre kolayca teslim olmaz.
Global Design Forum İstanbul’un “geçicilik” fikrini merkeze alması bu yüzden anlamlı. Biz çoğu zaman kalıcı olanı yüceltiriz. Taşı, kubbeyi, anıtı, yazıtı, arşivi. Oysa şehirlerin ruhunu bazen geçici olan daha iyi anlatır. Bir gölge, bir ses, bir yürüyüş, bir yerleştirme, birkaç günlüğüne kurulan bir masa, kısa süreli bir karşılaşma. Kalıcı olduğunu düşündüğümüz şeylerin de aslında sürekli dönüşen anlamlar taşıdığını bize geçici olan hatırlatır.
Aya İrini gibi bir yapının bu bağlamda seçilmesi tesadüf değil. Orada zaman yalnızca geçmişe ait değildir. Taşların arasında bugünün sesi dolaşır. Forumun konuşmaları, yerleştirmeleri, mekansal müdahaleleri bu tarihî yapıyı bir fon olarak kullanmıyor; onunla konuşmaya çalışıyor. Bu çok önemli bir fark. Çünkü İstanbul’da tarihî mekânları çoğu zaman ya dekor olarak kullanıyoruz ya da dokunulmaz bir sessizliğe mahkum ediyoruz. Halbuki doğru temas kurulduğunda tarihî mekan susmaz; cevap verir.
Melek Zeynep Bulut’un artistik direktörlüğünde şekillenen programın kıymeti de burada ortaya çıkıyor. Forum, tasarımı yalnızca konuşulan bir mesele olarak bırakmıyor; şehrin içine dağıtıyor. “İstanbullar” fikri bu anlamda güzel bir önerme: İstanbul tekil bir şehir değil, çoğul bir varoluş. Her semtin, her üreticinin, her malzemenin, her zanaatın kendi İstanbul’u var.
Bugünün dünyasında tasarım artık konfor üretmekle yetinemez. İklim krizi, göç, savaşlar, kimlik tartışmaları, teknolojinin insan hayatını kuşatma biçimi, şehirlerin hızla birbirine benzemesi… Bütün bunlar tasarımın önüne ahlaki bir soru koyuyor: Ne için tasarlıyoruz? Kimin için tasarlıyoruz? Neyi görünür, neyi görünmez kılıyoruz?
Global Design Forum İstanbul, bütün bu sorulara kesin cevaplar vermek zorunda değil. Zaten iyi forumlar cevap dağıtan yerler değil, doğru soruları çoğaltan yerlerdir. İstanbul edisyonunun kıymeti, tasarımı nesneden çıkarıp hafızaya, mekana, zamana ve insana doğru genişletmesinde. Bu şehirde tasarım konuşmak, biraz da varoluş konuşmaktır. Çünkü İstanbul’da her mekân bir soru sorar: Buradan ne geçti, burada ne kaldı, bundan sonra burada ne olacak?
Belki de bu forumun bize bıraktığı en güçlü his şu: İstanbul’un tasarıma ihtiyacı var ama tasarımın da İstanbul’a ihtiyacı var.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.