
Tamamen öyle miydi? Yani 28 Şubat zihinleri kolonyalize olmuş, yani sömürgeleştirilmiş yerli insanlar tarafından mı kotarılmıştı yoksa o darbe doğrudan kolonyal “dış güçler” tarafından mı icra edilmişti?
28 Şubat’ın Müslüman halkın evlatlarını, değerlerini, yaşam tarzını düşmanlaştırarak çalışan kumanda merkezi “Batı Çalışma Grubu” adıyla faaliyetlerini sürdürürken ne kadar kolonyal göründüğünün farkında mı değildi? Bununla gurur duymasını sağlayacak zihinsel bir değişim, dönüşüm Türkiye’de ne zaman, hangi ara yaşanmıştı?
28 Şubat’tan hemen sonra soluğu ABD’de alan sürecin kudretli paşalarından Çevik Bir, ağzı kulaklarına varırcasına sırıtarak “demokrasiye balans ayarı çektik” derken çok mu yerli çok mu millî bir yerden konuşuyordu?
Bugün 28 Şubat’ın 29. Yıldönümü. Tabi o güne takılıp kalmamak lazım.
O sürecin temsil ettiği güç ilişkileri ve Türkiye’yi sarmalayan sömürge zihni ne o bir gün içinde başlamıştı ne de orada kalmış olacaktı. 28 Şubat’ı harekete geçiren sömürgeci irade bu ülkeye o günden çok önce musallat olmuştu, bugün de o iradeye sahip güçler ülke üzerindeki heveslerinden vazgeçmiş değiller. Ancak münhasıran günlerden bir gün olarak veya tarihi bir süreç olarak 28 Şubat’ın failleri, hevesleri, mağdurları hakkında çok şey söylendi de bunun arkaplanındaki kolonyal zihne, kolonyal ilişkilere çok az değinildi.
Oysa bütün işledikleri haltlarla birlikte 28 Şubat’ın faillerinin bu topraklara ait olmayışı, bu ülkeye işgalci gibi bakışları ve davranışları işin çok daha asli bir yanıydı. Mevzu Türkiye içinde, Türkiye’nin farklı düşünen insanları arasında bir politik tartışma veya bir iktidar çatışması meselesi değildi elbet. Bu toprakları vatan kılan değerlere karşı birilerinin elde etmiş olduğu mevzilerden savaş açmasıydı konu.
Bu millete vatan müdafaasını motive eden bir sembol olarak başörtüsüne karşı savaş açan bir zihnin, kişiliğin veya askeri gücün bu topraklarla hiçbir bağı olamazdı. O sembolle savaşmaya cüret ettiği andan itibaren bu ülkeyi işgal etmeye yeltenmiş, bu ülkeye düşman bir gücü temsil etmiş olur.
Bugün dünyada kabul görmüş her ölçekte Müslüman kadının giysisine, başörtüsüne karşı her türlü eylem ve söylem İslamofobik olarak nitelenir. Kendini bilen hiçbir Müslüman başörtüsüne karşı bir eylem ve söylemde bulunmaz, bulunamaz. Bulunduğunda yeri doğrudan İslam düşmanlarının, Müslümanlardan nefret edenlerin, dolayısıyla bu ülkeye de düşman olanların safıdır.
Bu vatana düşman olmayan, bu ülkeye yabancı olmayan hiç kimse Kur’an’ın okunmasını, öğretilmesini, dinlenmesini kısıtlamayı aklının ucundan bile geçirmez. Bunu yapmayı göze alanlar sadece İslamofob ve İslam düşmanı değil, bu ülkenin düşmanlarıdır da. Çünkü Kur’an bu ülkeyi içinde yaşayanlar için vatan olarak anlamlandıran ruhu ve felsefeyi veren değerdir.
Ne yazık ki Türkiye’de milletin bu asli değerlerine kastedenler bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili haline gelmiş, cebren ve hile ile aziz vatanın kalelerini zapt etmiş, bütün tersanelerine girmiş ve memleketin her köşesini işgal etmeye kalkışmışlar. Tersanelerden birinde bu milletin değerlerine, kimliğine, inançlarına ve insanlarına karşı açtıkları savaşın kumanda merkezine de “Batı” demekten hiç çekinmemişler.
28 Şubat’ın kumanda merkezinin “Batı Çalışma Grubu” olması bu ülkeye karşı tam bir kolonyal işgal girişimiydi. Bu işgal tabii ki yeni başlamamıştı. Tanzimattan beri adım adım zihinleri işgal ederek başladı, zamanla memleketin her köşesine bütün maddi ve zihinsel varlıklarıyla nüfuz ettiler.
28 Şubat bir askeri darbe teşebbüsü olarak yargılandı ve mahkûm da edildi, ama o bir askeri darbe teşebbüsünden öte bir şeydi. Onun aynı zamanda zihinlerde kök saldığı yerlerden de sökülüp atılması gerekiyor. Bunun için onun kolonyalist-işgalci ve sömürgeci boyutu çok iyi görülmeli.
Bu ülkenin insanına ve değerlerine karşı pervasızca emperyalist “Batı” bayrağı sallamaya cüret edenler bu ülkenin insanının zihnini işgal etmişler bir kere. Malik bin Nebi’nin kolonyalizm için söylediği meşhur sözü burada hatırlamanın yeridir: Sömürünün gerçekleşebilmesi için sömürüye hazır bir zihin ve kişilik lazımdır. Sömürülmeye açık, kendini buna layık gören, düşmanını kendinden üstün gören bir kişilik.
Düşmana karşı zafer tarihleri yazıp avuturlar ama neticede düşmana benzetmekten başka da bir şey yapmamış olurlar. Zindanlarda bile zihni hür, vicdanı hür kalmış bilge kral Aliya İzzetbegoviç’in meşhur sözü aslında ülkenin içinden geçtiği durumu çok daha iyi anlatan bir uyarı gibiydi: Savaş düşmana benzeyince kaybedilir. Düşmana benzemişsek, benzemeye veya benzetilmeye çalışılmışsak bu savaşı hangi ara kazanmış sayılabilirdik? Düşmana benzemişsek savaşı kazanan kimdi aslında? Savaşı biz kazanmışsak düşmanımıza benzeme konusundaki bu gayretkeşliğin sebebi neydi?
28 Şubat bir günde başlayıp bitmemiş olan sömürgeleştirme düzeni lehine bir refleksti sadece. Devletin bir refleksi falan değildi, sömürgecilerimiz adına onların ülkede devşirmiş oldukları elemanları eliyle sergilenen bir refleks.
O sürecin faillerinin kendilerini en muktedir hissettikleri zamanlarda “28 Şubat bin yıl sürecek” demeleri bu topraklar üzerindeki misilleme hırslarının ve cahilliklerinin bir ifadesiydi. İslam bu toprakları en az 1000 yıl (aslında 1400 yıl) boyunca vatan kılan bütün anlam haritasını sağlamıştır. Onu buradan söküp atmak için belki 1000 yıla mı ihtiyaç duymuşlardı?
Tabii içinde azgın bir kibir olan bir zaman hesabı bu. İlelebet yaşayacaklarını, hükümferma olacaklarını vehmeden bir tuğyan. Bir nefeslerine malik olmadıkları ömürlerinin de çok ötesinde bir mücadeleye girişiyorlardı. Kiminle? Farkında bile değillerdi.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.