DTP ezber bozabilecek mi?

Yüksel Işık
00:00, 08/11/2007, PerşembeG: Güncelleme: 01:36, 08/11/2007, Perşembe
Yeni Şafak
DTP ezber bozabilecek mi?
DTP ezber bozabilecek mi?

Kongre'de, Diyarbakır'da toplanan “konferans”ta alınan kararların tekrar edilmesi, ister istemez, çözümü başka odaklara bırakmak anlamına gelir. Bu kongre DTP'nin ezber bozması için bir şans

DTP'nin, bugünkü Büyük Kongresi, Kürt sorununa ilişkin hassasiyetin doruk noktasına çıktığı tarihi önemi olan bir ortamda toplanıyor. Sükunet çağrısının bile bölücülük olarak algılandığı bugünlerde yapılacak olan Kongre'nin vereceği ses, Türkiye'nin demokratikleşme sürecinin önünü açmak açısından büyük önem taşıyor.

Kürt sorunu, Aytaç Yalman'ın “dilini konuşmak, şarkısını, türküsünü dinlemek, kültürünü yaşamak” biçiminde özetlediği sosyal bir sorun olmaktan çıkıp, uluslararası güçlerin güç deneme alanına dönüşeli epey oluyor. Bugün anlamlı kabul edilebilecek olan şey, ezberleri bozabilecek bir çıkışın gerçekleştirilmesinde geçiyor. DTP Kongresi'nin ezber bozacak bu çıkışı gösterebilmesi zor ancak imkansız görünmüyor. Bu nedenle seçilmiş vekiller dururken, bir belediye başkanını DTP'ye başkan olarak seçmeye hazırlanan Kongrenin alacağı kararların ülkenin normalleşmesine katkı sunup sunmayacağı merakla bekleniyor.

PKK'DAN ÖNCE VE SONRA

Rahmetli Erdal İnönü'nün, yıllar önce, “ben Kürtlerin kendi dillerini, şarkılarını, türkülerini söylemesine karşı değilim” biçimindeki ifadesiyle Yalman'ın bugünkü saptamaları birbirini bütünleyerek Kürt sorununun genel fotoğrafını da gösteriyor. Bu fotoğraf, dikkatlerin PKK'dan önce de çeşitli Kürt kalkışmaları olduğuna çekilmesini sağlıyor. Sorunun kökeni derinlerde; ancak, sorun, ilk kez, uluslararası güçlerin de bilinçli olarak müdahil haline getirildiği bir arenaya çekilmesi, Şeyh Said isyanı dışarıda tutulursa, PKK'nın aktörlüğüyle gerçekleşmiş görünüyor. PKK'dan önce “kart, kurt”tan Kürt üreten politik öngörümüz, “realiteyi tanıma” noktasına da uluslararası güçlerin müdahil olduğu bu dönemde gelmiş bulunuyor. “Dökülen her damla kanın misliyle ödetilmesi” biçiminde özetlenen askercil görüşünse tasfiye edilecek PKK'dan sonra da mevcut sorunun devam edeceğini görmesi gerekiyor. Dolayısıyla DTP Kongresi, soruna PKK'nın varlığının ötesinde, Kürt sorunu adıyla bakmak lazım geldiğini tutarlı bir çıkışla anlatma göreviyle karşı karşıya bulunuyor.

22 Temmuz seçimlerinde sandık başına giden Kürtlerin kendilerini temsil ettiğine inanmaları nedeniyle bağımsız adaylara, sorunu çözme konusunda umut ışığı yakalamaları nedeniyle de AK Parti'ye oy vermeleri, bölge halkının, resmi konseptin çözümünü çözümsüzlük olarak gördüğüne işaret ediyor.

Seçimin hemen ardından gündeme taşınan “sivil Anayasa” tartışmalarının bir ucunun da Kürt sorununa ilişkin demokratik bir açılım içerdiği dikkate alınırsa resmi konsept savunucularının bu tartışmalardan rahatsızlık duyduğu açıkça görülüyor. Gündeme getirenlerin de karşı çıkanların da sahici bir doğrudan katılım yöntemiyle ve ülkenin ihtiyaçlarına cevap verecek bir demokratik anayasa yapılması konusunda ne kadar samimi oldukları zamanla görülecek olmakla birlikte, yüzyıllara dayanan Kürt ve Türk kardeşliğinin çimentosu olabilecek çıkışlara ihtiyaç olduğu da anlaşılıyor. Biraz da bu nedenle DTP Kongresi'nin kardeşlik vurgusunu geliştireceği tezlerle ülke ve dünya kamuoyuna duyuracak bir çıkışı yapması önem kazanıyor.

Resmi ideoloji, iki temel problemi, iki önemli kavram üzerinden yürüttüğü tartışmalarla aşmak istiyor. Bunlardan inanç özgürlüğüyle ilişkili olan laikliğin Türkiye'deki uygulamasının tuhaflığı, tarafımızdan da sıkça dile getiriliyor. Yurttaşlarının önemli bir bölümünün inançlarına ilişkin yorumu yok sayan ve yalnızca İslam'ın egemen Sünni yorumuna hizmet eden devlet örgütlenmesiyle esasen özgürlükçü laiklikten uzak, devletin kontrolünün esas olduğu bir inanç özgürlüğünde ısrar ediliyor. Anayasa tartışmalarında da otoriter laiklik üzerinden gösterilen ısrar, beklenen sonucu üretemeyince, diğer problemin simgesel kavramı olarak kabul edilen “bölücülüğün” devreye sokulmak istendiği biliniyor. Şiddetin öne çıktığı bu sürecin daha demokratik ve kapsayıcı bir anayasa yapılmasının önünü bıçak gibi kesmesi, geleceğimizin şekillenmesinde, sürece, bizden daha fazla müdahil olanlar bulunduğunu gösteriyor.

Kürt sorununun, Türkiye'yi yakından ilgilendirdiği; ancak yalnızca Türkiye'nin sorunu olmaktan çıktığı saptaması kabul edilebilir; ancak, bu kabul, ezber bozucu çıkışlar yapmayı engellememelidir. Kongre öncesinde Diyarbakır'da toplanan “konferans”ta alınan kararlarda olduğu gibi bilinen tezlerin tekrar edilmesi, ister istemez, çözümü başka odaklara bırakmak anlamına geliyor. Bu da, DTP'nin, tıpkı kendi öncülleri gibi inisiyatif üstlenmekte imtina ettiği, konjonktüre göre refleks geliştirdiği anlamına gelir ki, “aynı sudak iki kez yıkanılmayacağını” herkesten çok DTP geleneğinin öğrenmiş olması gerekiyor! Resmi konseptin sorunun özüne vakıf olması, emekli komutanların itiraflarından da anlaşılacağı gibi, maliyeti yüksek bir sürece tekabül ediyor. Toplumsal tarihimizin acı pratiği de gösteriyor ki, Kürt sorununun ezber edilmiş ve tekrarlana tekrarlana ciddiyeti kaybolmuş tezlerle bir nitelik dönüşümü yaşaması mümkün görünmüyor. DTP'nin ezber bozucu alternatifler geliştirmesinin zorunluluğu da bu noktada açığa çıkıyor. Önlerinde iki yol duruyor; ya ülkenin tümünü yakından ilgilendiren Kürt sorunu konusunda herkesin ezberini bozacak bir tutum geliştirerek sorunun çözümünü kolaylaştıracaklar ya da çözemedikleri sorunun bir parçası olarak, kendi öncüllerinin kaderini paylaşarak, toplumun yükünü daha da ağırlaştıracaklar.

DTP SİYASETİ SEÇMELİ

Kürt sorunu hassasiyeti yüksek bir sorun. Bir yandan Gabar, Dağlıca gibi çok sayıda askerin katletildiği eylemler; öte yandan Şemdinli'de ve Şırnak'ta sivillere yönelik şiddet eylemleri ve nihayetinde 8 askerin kaçırılıp bırakılması, sorunun çetrefilleşmesini isteyenlerin güç gösterisi olarak karşımıza çıkıyor. Bu güç gösterisi, üle oynaya askere gönderilen çocukların göz yaşları içinde teslim alınan cenazelerinin ortalama yurttaşta yarattığı gerilimi tırmandırıyor. İşin içine reyting kaygısıyla hareket eden medyanın sorumsuz davranışları da girince, toplumda hızla Kürt sözcüğünü “bölücü” olarak adlandırabilecek bir bilinçaltının oluşturulmak istendiği anlaşılıyor. Üstüne üstlük gökten taş düşse DTP'yi “siga”ya çekmeyi marifet sayan Türk basınının “kıldan ince kılıçtan keskin” kalemleri de, empati kurmak yerine, DTP'yi PKK'nın hanesine yazarak yangına körükle gittikleri de biliniyor. Türk solunun Kürtlerle dayanışma gösteren kanadının temsilcisi konumundaki Akın Birdal kendisiyle yapılan mülakatta, “sürekli savunma durumunda bırakılıyoruz. 22 Temmuzla yeni dönem başlamış olsaydı, kendimizi Meclis kürsüsünden ifade etme biçimimiz bugünkü hezeyanın yaşanmamasını sağlayabilirdi” diyerek, dikkatlerimizi bu gerçeğe çekerken, bir başka gerçeğe, DTP'nin geliştirebileceği inisiyatife de vurgu yapıyor.

Bütün bunlar, Türkiye'nin demokratikleşmesinin önündeki engellerin kaldırılması sürecinde DTP'ye büyük görev düştüğün gösteriyor. Yeni dönemde başkanlık görevini üstleneceği ifade edilen(ancak bu yazı kaleme alındığında kendisiyle irtibat kurulamadığı basında dile getirilen) Anlı'nın, “Gerginliği tırmandırmak değil tam tersine bunu bir an önce aşmak ve kucaklaşmak arayışının doğru olduğunu düşünüyorum. Türkiye'de Kürtler, Türkler, farklı inançlılar ve çeşitli etnik kökenler bir arada yaşayabiliyor. Geçmişte yaşadılar, gelecekte de yaşayacaklarından hiçbir şüphem yok” şeklindeki görüşü de, hem DTP'nin hem de Kürt sorunu konusunda yeni bir açılıma ihtiyaç olduğunu gösteriyor.

8 Kasım Kongresi DTP'nin ve dolayısıyla demokratik bir Türkiye'nin geleceğinde, atlanması gereken, kritik bir eşik olarak duruyor. Uluslar arası güçlerin üzerinde senaryolar yazdığı bir problem haline gelmiş Kürt sorunu konusunda tarafların hanesine yazılmak kolay bir iştir; zor olan, Kürt sorununun kardeşlik temelinde çözümüne ilişkin farklı bir duruş sergileyecek siyasal bir irade gösterisidir. DTP'nin bu yönde göstereceği iradesi, yeni bir dünyanın kapısını aralayacaktır.

*Araştırmacı Yazar


Başlıklar :
Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026