Salondakileri güldürmek niyetiyle konuşurken “kaliteli mizah” yapacağı yerde, kutsal değerleri alaya almayı tercih etmek, kestirme yoldan gitmektir.
Kestirme fakat kötü, berbat bir yol.
Böylece herkesin dikkatini çekmeyi başardı.
Kutsala hakareti bir yöntem olarak seçen komedyen taslağı, kısa yoldan gündem oldu.
Keşke zekâsına ve birikimine dayanarak başarsaydı.
Seviyesi denizin altında.
*
“Hakaret etmedim. Kötü bir şey demiyorum, ‘favori kitabım’ diyorum.”
Savunmasında böyle konuşarak, oyun oynamaya devam ediyor.
Kökten yalancı.
Başkalarını aptal sanıyor herhâlde.
*
Gerçekten “favori kitabı” olsa, okur ve bir ihtimal anlar. Yarım yamalak hatta çeyrek çemelek anlasa da olur. En azından saygı duyar.
O zaman “favori kitabım” diyemez.
Çünkü hiçbir Müslüman o ifadeyi kullanmaz.
Hiçbir Müslüman, Kur’an-ı Kerim’e “kitaplar arasında bir kitap” muamelesi yapmaz, yapamaz.
O kitap, bütün mukayeselerin dışındadır.
Bilmeyen ve anlamayanlar için bu söylediklerimiz anlamsız gelebilir.
*
Salonda gülenlerin bir kısmı, sahnedeki kişiyle aynı düşünceye sahip olsa da hepsinin sahnede sarf edilen sözleri desteklediğini düşünmek doğru olmaz.
Bazıları farklıdır.
“Para verdik, gülmeye geldik; apırsa da köpürse de güleceğiz arkadaş” psikolojisiyle gülmüşlerdir muhtemelen.
Tek tek sorulsa, bir kısmı “Herkes güldü, ben de güldüm” diyebilir.
*
Bir de destek olmak için hevesle koşup gelenler var. Onların hâli içler acısı. Kötü bir mecrada yarışmayı seçmişler. Biri Kemal, biri Özgür. Al birini vur öbürüne.
*
Bir de iyi bir şey yapmadığını bildiği hâlde, şevkle hâriçten gazel okuyanları görüyoruz.
İyi mi? Evet, partinin adı öyle.
Son dönemde CHP’deki tartışmalardan rahatsız olan birkaç puanlık kesimin yeni adresi.
Yeni gelenlere hoş geldiniz hediyesi o tavır.
“Yanlış yere gelmediniz, bakın biz de komedyene sahip çıkıyoruz” mesajı.
*
Derler ki: Biz din düşmanı değiliz… Dine karşı da değiliz… Dindarlarla bir sorunumuz yok.
Meydanlara çıktığımızda, caddelerde yürüdüğümüzde, çarşı pazarı dolaştığımızda, bize büyük bir sevgiyle bakan başörtülüler var.
Gerekirse -ki bazen gerekmektedir- kara çarşaflıları da takkeli şalvarlıları da partimize alır, rozetlerini ellerimizle takarız. Aramızda namaz kılan, oruç tutanlara rastlamak mümkün.
Ramazan gelince sahura kalkanları, iftar sofrasına oturanları eleştirmeyiz.
Birçoğu-muzun dedesiyle ninesi hacıdır, hocadır.
Kayın-pederi umreye gitmişlere ses çıkarmayız.
Cuma günleri camilerin hutbelerinde söylenen sözlerden hoşlanmadığımız olmuştur, olmaktadır.
Bu yüzden Cuma namazını hızlıca kıldıktan sonra, hutbeyi dinlemeden çıkanlarımızı herkesin anlayışla karşılaması gerekir.
*
Hutbenin Cuma farzından önce okunduğunu bilmediğini ortaya koyan bu sözler, şaka veya yakıştırma değil, gerçek beyandır.
Yukarıdaki ifadelerin her biri, malûm kesim tarafından zaman zaman kullanılmaktadır.
Fakat gerçek hayatta yaşanan örnekler, niçinse ve nasılsa o sözlerin tam zıddını gösterir hep.
Hafızalarda binlerce örnek mevcut.
Kur’an-ı Kerim ile dalga geçmeye yeltenen bir zibidiye sahip çıkmak için birbiriyle yarışanları da gördük en son.
Destek olmak için yarışanlara, o sahnede sarf edilen sözleri bir daha okumalarını tavsiye ederiz. Anlayacaklardır sanırım. Yoksa bir daha okusunlar. Anlayana kadar.
CAATSA CAAT
ABD’nin düşman olarak tanımladığı ülkelere uyguladığı CAATSA yaptırımları kaldırılmayacaksa, Tramp’ın “Dostum Erdoğan” diye başlayan bütün övgü, sevgi, takdir cümleleri geçersizdir.
O sözlerin hepsini toplayıp geri alabilir.
CAATSA CAAT… CARTONSA CARTON…
Mukavvaya kadar yolu var.
Bizim için hava hoş. Bugüne kadar olduğu gibi, emin adımlarla yolumuzda yürümeye devam ederiz.
*
Yaptırımlar kaldırılırsa tabii ki daha iyi olur.
O zaman anlarız ki arada sözü edilen “dostluk” varmış.
Bugünkü hâliyle birbirimizle dost muyuz, değil miyiz, anlaşılmıyor.
Eğer ABD’ye göre dost isek, parasını ödediğimiz uçaklar niye verilmiyor?
Yapım ortakları arasında yer aldığımız F35 programından niye çıkarıldık?
Düşmansak, bilelim.
*
İçinde bulunduğumuz belirsizlik sebebiyle, uzun zamandır aynı türküyü çığırıyoruz.
“Ne sevdiğin belli ne sevmediğin/ Hainsin oy, zalimsin oy…”
Tramp iyi niyet göstergesi olarak F35’leri vermeye yanaşırsa iyi güzel ama uçakları kullanmak istediğimiz zaman ABD’den onay kodu almamız gerekecekse, çekiver kuyruğunu.
Bize karşı düşmanca tavır sergileyen ve alenen cephe alan ülkelerin uçaklarını “dost uçağı” olarak algılayacaksa, ne yapalım biz o F35’leri?
Lunaparkta mı sergileyeceğiz?


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.