Ankara zirvesi NATO’nun üzerindeki ölü toprağını silkeledi ama dirilttiğini söylemek zor. ‘Beyin ölümü’nden çıkıp çıkmadıklarını kısa zamanda anlarız ama sorun sadece bedenin yukarısında değil…
NATO sonuç bildirisinin 3’üncü maddesi, Avrupa-ABD arasındaki “mesafeyi” resmileştirdi; “Daha güçlü bir NATO içinde daha güçlü bir Avrupa ve modernize edilmiş bir ittifak”…
İçinde veya dışında fark etmez, artık “iki NATO” olduğu resmî kayda geçmiş ve-dahi ilan edilmiş bulunuyor. Hatta bir daha üstünden geçiliyor; “Avrupa’daki müttefikler ve Kanada, Amerika Birleşik Devletleri ile çalışarak İttifak’ın savunmasında daha fazla sorumluluk üstlenmektedir”…
“Dualite” kesin, üzerine, ‘ABD artık azalacak’ da karara bağlanıyor. Ne zaman, nasıl tamamlanır ayrı bahis. “.. ile çalışarak” ifadesi de, “kendi başımızın çaresine bakabilecek hale gelene kadar” demek…
NATO’nun Ankara buluşması dendiği kadar önemli olduğunu gösterdi ve 77 yaşındaki kuruluş estetik cerrahiyle de olsa, ‘vücut bütünlüğünü’ yitirmiş bulunuyor…
***
Bu yüzden Ankara toplantısının sonuçlarını değerlendirirken, “NATO’nun birliği ve dirliği”nden çok, Avrupa-ABD arasındaki yeni iş bölümünü tarif eden, “organizasyon şeması eskizi” diye düşünebiliriz…
Toplam altı maddelik bildirinin -ki son maddesi Türkiye’ye teşekkürdür, protokoler maddedir- ilki, NATO ruhunu temsil eden 5’inci maddeye “bağlılık” atfıdır. Matbudur. Bugüne kadar yapılmış bütün NATO zirvelerinde tekrarlanmıştır. Yani, birlik haline motivasyon dışında katkısı bulunmuyor…
***
Zirve bildirisinde sadece olanlara değil olmayanlara da bakmak gereği bizi Çin’e götürüyor; 2022 Madrid zirvesinde Çin ilk kez NATO Stratejik Konsepti’ne girmişti. Geniş yer buldu ve “stratejik meydan okuma” olarak tarif edildi. 2023 Vilnius’da da vardı. ‘Uluslararası kurallara dayalı düzene meydan okuyor” dendi. 2024 Washington bildirisinde Çin’in kulakları çok çınlatıldı; hırslarından ve zorlayıcı politikalarından bahsedildi. 2025 Lahey’de yok oldu ama birincisi, Ankara bildirisinden bile kısaydı metin. (İngilizce olarak Ankara 830 kelime, Lahey 615. 2018 Brüksel 8000 kelime. Metinler ne kadar kısaysa, müttefikler arasındaki anlaşmazlıklar o kadar çok demektir!) İkincisi, Ukrayna ve İran öne çıkıyordu. Nedenini sonra hep birlikte anladık ve yaşadık Ankara zirvesinde de Çin’in adı ağza alınmadı. Bunun bir nedenini Trump-Çin ilişkilerine bağlayabiliriz. Avrupa-Çin ilişkilerinde de bu “isim silmenin” emareleri olabilir. Fakat yeni dünya düzeninde Batı-Çin ilişkilerinin önemi veya ABD’nin Çin’in üzerine gitmemesi diye bir şey olmayacağını herkes görüyor. İki süper gücün karşı-karşıya geleceğine dair söylem ağırlığını söylüyor. Sadece nasıl olacağı konusunda farklı fikirler var…
***
4’üncü madde, Ukrayna ve “transatlantik ittifaka” katkısı cümlesi ile açılıyor. Eğer bu, Kiev’in NATO’ya alınması yolunda ısınma hareketleri ise Rusya’yı delirtmekten başka işe yaramaz ve tehlikeli bir oyun olur. Devam cümleleri, Avrupa ve Kanada’nın, Ukrayna’ya yönelik ekonomik sorumlulukları artık kendi üzerlerine aldığını gösteriyor. Zaten ABD açık söyledi; bizden-önceden söz verilmişler hariç-bir şey beklemeyin, bedava silah yok, istiyorsanız parasıyla alır, onlara verirsiniz’…
Bildiride NATO üyeleri dışında iki ülkenin adı zikrediliyor; biri 5’inci maddede İran. Belli ki bunu ABD sokuşturmuş metne. İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya ve İspanya, İran konusunda ABD ile hem-fikir değil. İkincisi ise Rusya. İkinci maddede, Avro-Atlantik İttifak’ın güvenliğine saldıran bir ülke olarak. Yani Rusya NATO bakışında yine yerini koruyor…
Gerisi NATO savunma ve güvenlik mimarisinin askeri donatısı, nelere yatırım yapılacağına dair.
***
Türkiye açısından yeni NATO’nun “siyasi pozisyonu”, beklenti ve temennilerine uyuyor mu?
Tam değil. Ankara, NATO’nun ideal formunun bu olmadığının farkında ve “birlik” vurgusunu klasik formalar üzerinden yapıyor. ABD-Avrupa’nın ayrışması fikrinden hoşlanmıyor, buna eleştiri ve ikazlarını ise daha çok Avrupa’ya yöneltiyor. Haklı da sayılabilir; Avrupa’nın “az ABD” veya ilerleyen zamanda “hiç ABD”siz kalmasının sonuçlarından endişelenilmesi normal. NATO-Türkiye ilişkilerinin geçmişi, daha çok ABD-Türkiye ilişkileridir. Avrupa, ABD’den gayrı bir NATO üzerine düşünmeye başladığında, kendi içinde de ayrışıyor. Tamamen özerk Avrupa savunması isteyen de var, sınırlı ilişki isteyen de var, eskisi gibi yürümesini isteyen de. Bu da istikrarsızlık ve belirsizlik üretiyor.
Yine Türkiye açısından, yeni dünyada ABD’nin NATO’daki varlığını koruması, azalmaması başka avantajlar üretebilir Ankara’ya. Washington’un, Ortadoğu’ya, Kafkasya’ya, Orta ve Batı Asya’ya, Karadeniz’e bakışında hep Türkiye var. NATO iyi olursa, bu Türkiye’nin bastığı alanı çok genişletecek ve kolaylaştıracak, riskleri kontrol altında tutacak…
***
“Silah” konusuna gelince; Türkiye’nin, Avrupa’nın savunma-güvenlik mimarisinde nasıl bir rol istediğine dair en açık duruşu, savunma sanayinden besleniyor. Hele, “Asker AB” söz konusu olduğunda bu arzusu daha belirgin. Ülke ülke anlaşmalar da yapmayı seviyor ama kuruluş fonlarının siyasi sonuç üretmeye yardımcı olacağını da düşünüyor. “Bu silahlar sonra nasıl, kime karşı kullanılacak” ve bunun Türkiye’ye olası etkileri üzerinde fazla cümle kurulmuyor…
Belki şu ipucu olabilir; NATO-Ankara zirvesi enfes bir organizasyondu. Bir tek, Avrupalı liderlere tabanca hediye etmek iyi fikir miydi, biraz daha düşünülebilirdik. Paniğe kapıldılar. Ne yapacaklarını, nereye koyacaklarını şaşırdılar. Konformizmden, refahtan iğdiş edilmiş ülkelerin eline silah verilir mi? Ya birbirlerini vururlar ya kendilerini…


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.