“Bir” varmış bir yokmuş

Mahmut Ay
Mahmut AyYeni Şafak Gazete Yazarı
04:00, 10/07/2026, Cuma • Yeni Şafak Haber Merkezi
“Bir” varmış bir yokmuş
Arşiv.

Bizim masallarımız “Bir varmış, bir yokmuş.” diye başlar. İlginçtir ki masalların başlangıç cümlesi olan bu ifade, bir vefat haberi aldığımızda da dilimizden dökülüverir. Yani sanal hikâyelerin başında söylenen bu cümle, insanların gerçek hikayelerinin bitişinde söylenir. Birinde “meraklı bir başlangıç” vardır, diğerinde “hüzünlü bir son”. Ancak ikisinin de buluştuğu bir mana vardır: Bazı şeyler gerçek gibi görünse de gerçek değildir; “varmış” gibi görünür ama aslında “yokmuş”tur. Zira masalın başında söylendiğinde bu cümle, “Birazdan anlatacaklarım, zamanın sonsuzluğu içinde kısacık bir kesitten ibarettir; hayal âleminde var ama gerçek âlemde yok gibidir. Dolayısıyla söyleyeceklerim var ile yok arasında bir şeydir.” anlamına gelir. Bir vefat haberi sonrasında söylendiğinde de “Bir anlık var oldu ama ansızın sonsuza dek bu âlemde yok oluverdi. Var mıydı yok muydu anlayamadık.” manasını taşır.

Varoluşun bütününü tek bir “büyük masal” olarak düşünsek, o masalın başında da ortasında da sonunda da “Bir varmış bir yokmuş.” cümlesinin şu anlamda hakikatin ifadesi olacağını söyleyebiliriz: “İhlas Suresi’nde yalın bir şekilde anlatılan ehadiyyeti ile varlıkta hakiki manada yalnızca “Ehad (Tek)” varmış. Diğerleri yalnızca bir sıfat tecellisi, geçici bir zuhur, kısa süreli bir görüntü ve gürültüden ibaretmiş.” Nitekim hakikati nebevî bir gözle müşahede eden Efendimiz’in (sav) şu mübarek sözü aslında “Bir varmış bir yokmuş”un nebevî hikmetle dile getirilmesidir: “Allah vardı, başka bir şey yoktu” (Buhârî). Arifler, bu nebevî hikmete “O, şu anda da aynen öyledir.” cümlesini ilave ederler.

Geçtiğimiz cuma günü, bir ameliyat geçirmiştim. Hani denir ya “Hiç hesapta yoktu.” Ne demekse! Sanki hayat bizim hesabımızla ve planımızla ilerliyor! Ölümle barışık olan, onu Rabbi’ne perdesiz bir şekilde kavuşmak olarak gören ve sonsuzluk âlemi ile arasındaki engel gibi hayal eden bir Mümin için ameliyat haberi zevkli bir haberdir bir bakıma. Zira yeniden hatırlıyor insan fani ve ölümlü olduğunu. Yeniden tefekkür etme ihtiyacı hissediyor varlığı, yokluğu, mâsivâsıyla mâverâsıyla âlemleri. Ve yeniden, taptaze bir şekilde teslim oluyor kendisini ve cümle mevcudatı yaratan Mevlâ’sına. İmanı da tazeleniyor, teslimiyeti de.

İman ile nurlanmış bir akıl, “O, ölümü ve hayatı yarattı.” (Mülk 67/2) meâlindeki âyette ölümün hayattan evvel zikredilmesini düşünerek tüm mevcudat gibi kendisi için asıl olanın hayat değil ölüm olduğunu, varlık değil yokluk olduğunu idrak ediyor. Bu âlemdeki izâfî varlığının, iki yokluk arasında kısa süreli bir varlıktan ibaret olduğunu hissetmenin acı verici gerçekliğiyle yüzleşiyor. Ancak fani âlemde ölümün, baki âleme doğmak anlamına geldiğini düşününce rahatlıyor.

“Rabbiniz, merhametli olmayı kendisine zorunlu kılıp ilke edindi.” (En’âm 6/54) meâlindeki âyeti tefekkür edip “Madem ki O, merhametli olmayı ilke edindi. Bana da merhametli olacaktır elbet.” diye geçiriyor içinden. Bir de Rahman ismini hatırlıyor. “Hak Teâlâ, besmelede “Allah” isminin yanına Rahman ismini eklediğine göre bize şu mesajı vermeyi murat etmiş sanki diyor: “Allah’ı hep Rahman ismiyle hatırlayın! Allah deyince aklınıza Rahmaniyet gelsin.” Böylece ümitleniyor ve ölümü “rahmet deryasına dalmak” olarak hayal ediyor.

“Ey insan! Nedir seni Kerîm/Çok cömert olan Rabb’in hakkında aldatan?” meâlindeki âyeti düşünüyor. “Eyvah! Ya aldandıysam?” diyor. Sonra da Bayezîd-i Bestâmî’nin bu âyetle alakalı şu yorumu hatırına geliyor: “Ya Rab! Beni, Senin keremin, Senin cömertliğin aldattı.” “Eğer ahirette aldandığım ortaya çıkarsa, Bâyezîd’in bu cevabını alıntılarım.” diye tebessüm ediyor.

Zihni, bu âyetlerin tefekkürü ile meşgulken ameliyat hazırlıklarını yapıyor; “Bir varmış bir yokmuş.” diye geçiyor içinden. Elbiselerini giyerken onları son kez giyiyor olma ihtimalini düşünüyor. “Mal, mülk, elbise… hepsi de yalanmış.” diyor. Ve bir an sevdiklerini düşünüyor; çok sevdiği refîkasını, evlatlarını, yakınlarını. Ölümle onlardan ayrılmak zor geliyor. “Ama” diyor, “Hikmetli Kitap salih olan eşlerimiz, çoluk çocuğumuz ve ana-babamızla cennette birlikte olacağımızı muştuluyor ya sonsuzluk âleminde kavuşacağız inşallah. Bu sevgi, bu muhabbet ve dostluk yarım kalmayacak, orada da devam edecek.” Kitaplarına bakıyor. Çocukluğundan beri cebine geçen harçlıklarla biriktirmeye başladığı ve şimdi bir eve sığmayacak kadar çoğalan o kitaplara. “Ah” diyor. “Ne hayallerim vardı. Hepinizi tek tek okuyacaktım. Ama çoğunuza daha sıra bile gelmedi.” Onlarla yeterince ilgilenemediğini düşünüyor. Yakın zamanda okumayı planladığı kitaplarına göz ucuyla bakıyor. “Ameliyattan çıkar çıkmaz hemen sizinle ilgileneceğim. Söz veriyorum, mahzun kalmayın!” diyor. Evinden çıkarken bir daha sağ dönememe ihtimalini düşünerek eviyle ve içindeki eşyayla sessizce ve derinden vedalaşıyor. İçinden geçen yine aynı mana: “Bir varmış bir yokmuş.”

Hastaneye giderken etrafına baktığında sanki her şey koro hâlinde aynı manayı terennüm ediyor: “Bir varmış bir yokmuş.” Her şey “Ehad!” diyor âdeta. Hastaneye geldiğinde teslimiyet biraz daha yükseliyor. Ameliyat elbiseleri kendisine getirildiğinde kendi kendine “Evet. İşte kefenin geldi. Giy bakalım.” diyor. Kefeni giyer gibi o elbiseleri giyiyor ve tabuta yatar gibi sedyeye yatıyor. Sevdikleriyle son kez göz göze gelip vedalaşıyor. Sedyede götürülürken tabutta taşındığını hayal ediyor, nefsini hesaba çekiyor, günahlarından ve gafletinden Rabbine sığınıyor.

Ve ameliyat odasına götürüldüğünde etrafındaki doktor ve hemşireleri ölüm melekleri gibi hayal ediyor. Amel defterine bakıyor ve utanıyor o defterden; oradaki gafletten, ihmallerden, yapılamayanlardan ve yapılmaması gerekenlerden. Bir endişe kaplıyor içini. Sonra şöyle düşünüp rahatlıyor: Ben bu deftere güvenemiyorum ama “Merhamet etmeyi kendisine ilke edinmiş olan Rahman’a güveniyorum.” Narkoz verilmeden önce son kez kalben ve kavlen imanını tazeliyor. Yine aynı mana geçiyor içinden: “Bir varmış bir yokmuş.” Ama bu sefer var olan “Bir”in varlığını ve hakikatte yok olan “bir”in yokluğunu daha net hissediyor. “Evvel de O, Âhir de. Zâhir de O, Bâtın da.” (Hadîd 57/3) meâlindeki âyet, onun için yaşanan bir gerçekliğe dönüşüyor. Ölüm anında okumayı çok istediği şu mealdeki âyeti doya doya okuyor: “Rabbim! Bana mülk ve iktidar nasip ettin; bana hadiseleri nasıl okuyacağımı öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünyada da ahirette de benim Mevlâm/dostum/dayanağım Sen’sin. Sana teslimiyet içinde bir kul olarak can emanetini al ve beni salih kulların arasına ilhak eyle!” (Yusuf 12/101). Narkozun verildiğini hissettiğinde “İnnâ lillah ve innâ ileyhi râciûn.” diyor. Sonrası zifiri karanlık… Ve narkozun etkisi geçince bu sefer ölümden sonraki dirilişi yaşıyor âdeta. İsmiyle hitap edip “Uyanın!” diyen hemşirelerin seslerini duyduğunda ameliyatın tamamlanmış olduğunu anlıyor, konuşulanları duyuyor ancak onların sorularına bilinçli cevaplar veremiyor. Bilinç altı devreye giriyor ve orada en güçlü duygu hangisi ise onlar dile gelip konuşuyor. Rabbini hatırlıyor hemen. O’nu zikrediyor, âyetler okuyor. Oradakilere Allah’ı, hayatın geçiciliğini ve namazı hatırlatıyor. İçinden geçen duygu ise şu: “Ya Rab, beni dünyada narkozdan sonraki dirilişlerde hep böyle adını anarak dirilttin. N’olur ölüm sonrası dirilişim de böyle olsun!”

Evet dostlar, iman böyle lezzetli ve zevkli bir nimet. İman nimetinden mahrum olanlar bu tür durumlarda ne yapıyorlar bilemiyorum. “Varoluşuna sahih bir neden bulamayan insan, bilsin yahut bilmesin korku, endişe ve vehim içindedir.” diyor rahmetli Ayşe Şasa (Bir Ruh Macerası, s. 159). En büyük acılar bile iman sayesinde manevî hazlara dönüşebiliyor. Böyle bir imanı bizlere lütfeden Yüce Mevla’ya ne kadar şükretsek azdır!

Yorumlar
Avatar

Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.

Sayfa Sonu
Türkiye’nin Birikimi. Uluslararası Medya Grubu.

Türkiye’nin gündemini belirleyen haber kaynağına hoş geldiniz! Tarafsız, dinamik ve derinlemesine habercilik anlayışıyla Yeni Şafak, okuyucularına güncel gelişmelerin ötesinde bir deneyim sunuyor. Siyaset ve ekonomiden kültür-sanat ve spor dünyasına kadar geniş bir yelpazede sunduğu haberlerle, hem Türkiye’de hem de dünyada neler olup bittiğini anında öğrenin. Dijital platformlarıyla her an, her yerden en doğru bilgiye ulaşın; Yeni Şafak’la gündemi yakalayın!

Sosyal medyada bizi takip edin
Mobil Uygulamaları indirin

Gündemi cebinizde taşıyın! Yeni Şafak’ın mobil uygulamalarıyla, en güncel haberlere anında ulaşın. Siyasetten ekonomiye, spordan kültür-sanat dünyasına kadar geniş bir içerik yelpazesi parmaklarınızın ucunda! Hem iOS, hem Android hem de Huawei cihazlarınızda kolayca indirerek, günün her anında en doğru bilgiye hızlıca erişin. Hemen indirin, dünyadaki gelişmeleri kaçırmayın!

Kategoriler
Albayrak Medya

Maltepe Mah. Fetih Cad. No:6 34010 Zeytinburnu/İstanbul, Türkiyeiletisim@yenisafak.com+90 212 467 6515

YASAL UYARI

BIST isim ve logosu 'Koruma Marka Belgesi' altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.

Tüm hakları saklıdır © Net Medya 2026