Akraba yoksulluğu

04:0031/05/2026, Pazar
G: 31/05/2026, Pazar
Yaşar Süngü

Konforumuzu bozacak soruları zihnimizden geçirmekten bile korkuyoruz ama kendimize sormaktan korktuğumuz, rahatsız edici, yargılayıcı, küçümseyici, itibarı zedeleyici, davranışlarımızı ve alışkanlıklarımızı sorgulayıcı soruları başkalarına sormaktan keyif alıyoruz. Neden? Çünkü yargılamanın dayanılmaz bir keyfi var. Tam tersi yargılanmak ise yaralayıcı. Yaraladığı için her türlü eleştiriye kapalıyız. ** Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayı seviyoruz. Bilgisiz fikir sahibi olmanın cazibesinden

Konforumuzu bozacak soruları zihnimizden geçirmekten bile korkuyoruz ama kendimize sormaktan korktuğumuz, rahatsız edici, yargılayıcı, küçümseyici, itibarı zedeleyici, davranışlarımızı ve alışkanlıklarımızı sorgulayıcı soruları başkalarına sormaktan keyif alıyoruz.

Neden?

Çünkü yargılamanın dayanılmaz bir keyfi var.

Tam tersi yargılanmak ise yaralayıcı.

Yaraladığı için her türlü eleştiriye kapalıyız.


**


Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayı seviyoruz.

Bilgisiz fikir sahibi olmanın cazibesinden kendimizi korumak çok zor.

Doğru bildiklerimizi ne kadar biliyoruz?

İnandığımız değerler hakkında ne kadar bilgi sahibiyiz?

Birçok alanda körü körüne inanmayı seviyoruz.

Çünkü bizi yormuyor, masrafsız ve emeksiz

İşimize gelenleri öne çıkarırken bizi yoracak kuralları es geçebiliyoruz.


**


Mesela Müslümanız diyoruz ama kurallarını ciddiye almıyoruz ya da o kuralları seçerek bize uygun olanlarını alıyoruz.

Peygamber bizim rehberimiz diyoruz ama onun önerilerini bile kendi bireysel anlayışlarımızla ve vazgeçemeyeceğimizi düşündüğümüz alışkanlıklarımızla eğip bükebiliyoruz.

Riyâzü's-Sâlihîn
, İslam âlimi İmam Nevevî tarafından 13. yüzyılda derlenen ve "salihlerin (iyi kulların, doğru insanların) bahçesi" anlamına gelen, Müslümanların günlük yaşamlarına rehberlik etmesi amacıyla hazırlanmış dünyaca ünlü ve güvenilir bir
hadis kitabıdır.

Orada şöyle bir hadis yer alıyor;

Ebû İshâk Sa’d b. Vakkâs (ra) anlatıyor:

Veda Haccı senesinde Resûlullah, ağır hastalığım sebebiyle beni ziyarete

geldi. Ben:

–Yâ Resûlallah, hastalığımın ne kadar ilerlediğini görüyorsun. Ben zengin

biriyim ve bir kızımdan başka da mirasçım yok. Malımın üçte ikisini sadaka olarak dağıtayım mı, dedim.

–Hayır, öyle yapma, buyurdu.

–Yarısını vasiyet edeyim, dedim.

Peygamber yine:

–Hayır, dedi.

–Yâ Resûlallah, malımın üçte birini vasiyet edeyim mi, dedim.

–Evet, üçte biri yeterlidir, hatta üçte biri bile çoktur; zira
mirasçılarını zengin
olarak bırakman, onları halka el açacak bir hâlde fakir bırakmandan daha
hayırlıdır
. Allah rızasını gözeterek eşinin ağzına koyduğun lokmaya varıncaya

kadar, onlar için yaptığın her türlü harcamadan dolayı sevap kazanırsın,

buyurdu.

Şimdi Müslümanım diyenler bu hadisi öğrenselerdi, ya da öğrendikten sonra ciddiye alsalardı ne olurdu?

İslam dünyasında o kadar çok şey değişirdi ki.

Mesela hali vakti yerinde olan herkes akrabasının yoksulluğundan kendisinin sorumlu olduğunu öğrenirdi. Onun fakir olarak yaşamasına izin vermezdi.

Yardım yapacağı zaman öncelikli olarak akrabalarından başlaması gerektiğini bilirdi.

Kendi mal ve servetinde akrabalarının payının olduğunu bilerek savurganlık yapmazdı.


**


Kitapta şöyle bir hadis daha var;

Ebû Bekre Nufey’ b. Hâris es-Sekafî (ra) anlatıyor:

Peygamber:

–İki Müslüman birbirine kılıç (silah) çekerse, öldüren de ölen de

cehennemdedir, buyurdu.

Bunun üzerine ben:

–Yâ Resûlüllah, öldürenin durumu belli de ölen niye cehennemlik oluyor, dedim.

Peygamber:

–O da arkadaşını öldürmek istiyordu da ondan, buyurdu.

Mesela İslam Dünyası bu hadisi ciddiye alsaydı ne olurdu?

Müslümanlar birbiriyle savaşmazdı.

İngilizlerin, Fransızların, Almanların Amerika ve Rusların oyunlarına gelmezdi.

Ülkelerini sömürmeye gelenlere izin vermezdi.

İslam Coğrafyasındaki altın gibi petrol, doğalgaz gibi hammaddeler batıya peşkeş çekilmezdi.

Müslümanlar kardeş olurlar, kenetlenirlerdi.

Bir tükürüklük canı olan İsrail, Gazze’yi yıkamazdı.

Kudüs özgürleşirdi.

Doğu Türkistan, Çin baskısından kurtulurdu.

Müslümanların yaşadığı ülkelerde yoksulluk kalmazdı ya da asgariye inerdi.

Oysa bugün bakıyoruz dünyanın en fakir ülkeleri İslam ülkeleri.

En zengin coğrafyası ve madeni olan ülkeleri yine İslam ülkeleri.

Birbirleriyle savaşan kardeşin kardeşi öldürdüğü ülkeler de İslam ülkeleri.

Bu ne demek?

“Biz inandıklarımızı değer verdiklerimizi ciddiye almıyoruz.” Demek.

**


Biz “
Rehber
” dediğimiz insanın söylediklerini ciddiye almıyorsak yarın o bizi ciddiye alır mı?
Ya da “
O’nu
” bize gönderen bizi ciddiye alır mı?

Ya da ne kadar alır?

Yani sorular çok.

#davranış
#alışkanlık
#yargılama