Zam-para

04:006/06/2026, Cumartesi
G: 6/06/2026, Cumartesi
Özgür Bayram Soylu

Yılbaşında 2026 yılı geneli için öngörülen %16’lık enflasyon hedefi, henüz ilk beş ay tamamlandığında gerçekleşen %16,61’lik kümülatif artışla birlikte tamamen aşılmış ve ocak ayında yapılan ücret zamları enflasyon karşısında fiilen erimiş durumda. Mayıs enflasyonuna göre gıda fiyatlarındaki mevsimsel gerileme manşet enflasyonu bir nebze frenlese de halkın en temel yaşam maliyetlerini oluşturan konut (%45,59) ve ulaştırma (%34,29) gruplarındaki yüksek yıllık artışlar, vatandaş üzerindeki baskının

Yılbaşında 2026 yılı geneli için öngörülen %16’lık enflasyon hedefi, henüz ilk beş ay tamamlandığında gerçekleşen %16,61’lik kümülatif artışla birlikte tamamen aşılmış ve ocak ayında yapılan ücret zamları enflasyon karşısında fiilen erimiş durumda. Mayıs enflasyonuna göre gıda fiyatlarındaki mevsimsel gerileme manşet enflasyonu bir nebze frenlese de halkın en temel yaşam maliyetlerini oluşturan konut (%45,59) ve ulaştırma (%34,29) gruplarındaki yüksek yıllık artışlar, vatandaş üzerindeki baskının ana kaynağı olmaya devam ediyor. Bu yapısal katılık karşısında, sabit gelirle hayata tutunmaya çalışan emekliler, geleceğini inşa etme mücadelesi veren gençler ve hane içi ekonomiyi yöneten ev hanımları gibi kırılgan grupların satın alma güçleri kategorik olarak ciddi bir aşınmaya uğruyor. Bu kesimlerin refah payı ve dinamik sosyal destek mekanizmalarıyla ivedilikle iyileştirilmesi, toplumsal dengenin korunması açısından hayati bir önem taşıyor.


PARA NEREDE

TÜİK’in yayımladığı 2025 yılı Hanehalkı Bütçe Araştırması sonuçları, Türkiye’deki toplumsal sözleşmenin nasıl yeniden yazıldığına ve paranın esasında nereye gittiğine dair bir kesit sunuyor. Aylık ortalama tüketim harcamasının 45.344 TL’den 64.104 TL’ye, yani %41,4 oranında artmış olması ilk bakışta refah artışı izlenimi oluştursa da işin aslı başka. Konut ve kira kaleminin tek başına %59,1 artarak toplam harcamanın %29,3’üne ulaşması, büyümenin kapasiteden ziyade vatandaşın içine girdiği kıskacı büyüttüğünün en kaba göstergesi. Konut enflasyonu, ortalama vatandaşın satın alma gücünün üzerinde işlemiş ve harcama sepetinin geri kalanını fiilen sıkıştırmışa benziyor. %20,5 ile ikinci sırayı alan ulaştırma harcamaları da görünmez bir vergiyi temsil ediyor. Büyük ölçüde akaryakıt, araç bakım-onarım ve toplu taşıma giderlerinden oluşan bu kalem, özellikle büyükşehirlerde ücretli çalışanlar için neredeyse değiştirilemez bir sabit maliyete dönüşmüş durumda. İş gücü piyasasına katılımın bedelini doğrudan artıran bu yapı, marjinal ücret artışlarının reel kazanca dönüşme oranını aşındırarak, alınan zammın kısmen ulaşım kanalından sistematik olarak yeniden yutulmasına yol açıyor.


YANILTICI BİR RAHATLAMA

Gıdanın bütçe içindeki göreli payının erimesi, konutun gıdayı baskılamaya başladığı bir yapıya işaret ediyor. Üstelik bu baskı yalnızca harcama oranlarında değil, sofranın kalitesinde de kendini gösteriyor. İsraf edilen gıdanın %87,3’ünün taze meyve-sebze, ekmek ve süt ürünlerinden oluşması, en ucuz ve en temel gıdaları bile verimli tüketemediğimizi gösteriyor. Bu israfı bireysel sorumsuzlukla açıklamak yanlış olur. Ucuzlayan ürünü stoklamak, markete her gün gidemeyince toplu almak, yeterli soğutma imkânı olmamak, bunların hepsi gelir baskısının ve altyapı yetersizliğinin sonucu. Kıt bütçeyle alınan ürün tüketilemiyor, çöpe gidiyor ve aynı hane ikinci kez cebinden ödüyor. İsraf burada göz göre göre yoksulluğun bir faturasına dönüşüyor.


NESİLLER ARASI YOKSULLUK

Gelire göre sıralı yüzde yirmilik gruplar arasındaki harcama kalıpları karşılaştırması, Türkiye’deki toplumsal makasın derinliğini en sert biçimde gösteren veri. En düşük gelir grubunda (ilk %20) aylık ortalama harcama 24.848 TL iken, en yüksek grupta (son %20) bu rakam 123.155 TL’di. Bu dört katlık fark, tüketim kapasitesindeki yapısal ayrışmanın da göstergesi bir bakıma.

Alt gelir grubunda gıda ve konutun toplam bütçenin %67,9’unu yutması, tasarruf yapma, mülk edinme, eğitime yatırım yapma ve finansal tampon oluşturma kapasitesini tümüyle ortadan kaldırıyor. Sınıflar arası geçişkenliğin motoru olan bu dört kanalın fiilen kapanmış olması, yoksulluğun nesiller boyu yeniden üretileceğini işaret ediyor.

Orta sınıf için de tablo giderek daha kaygı verici bir hal alıyor. Harcamalar kültür, tasarruf ve yatırımdan çekilip barınma ve beslenmeye yığılıyor; bu, orta sınıfın tüketim profilinin alt gelir grubuna yaklaştığı anlamına geliyor. Orta sınıfı tanımlayan şey yalnızca gelir düzeyi değil, geleceğe yatırım yapabilme ve tercih özgürlüğüdür. Kültür ve sanata bütçe ayıramayan, tek sosyal aktivitesi hafta sonu market etiketlerini karşılaştırmak olan bir orta sınıf, adını korusa da ruhunu tasfiye etmiş demektir.


İLLÜZYONUN SONU

Nihayetinde, Mayıs 2026 enflasyon rakamları ile hanehalkı bütçe araştırmalarının kesiştiği nokta, Türkiye’nin önündeki en büyük riskin bir fiyat istikrarsızlığı meselesinin çok ötesinde, yapısal bir toplumsal çözülme olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Yıl başındaki hedeflerin daha ilk yarıyıl dolmadan kâğıt üzerinde kalması, ücretlere yapılan zamların daha vatandaşın cebine girmeden konut ve ulaştırma koridorlarında kamulaştırılması, kronikleşen bu “zam-para” düzeninin yapısal bir sonucu.

Bugün dar gelirlinin bütçesinin üçte ikisini yutan, orta sınıfın tercih özgürlüğünü elinden alarak onu alt gelir grubunun reflekslerine zorlayan ve emekliyi bir güvence öznesi olmaktan çıkarıp yoksulluk sınırına hapseden bu tablo, zamana yayılan bir sınıfsal donmayı tescilliyor. Barınmayı bir lüks, ulaştırmayı zorunlu bir pranga, temel gıdayı ise ziyanı yoksullukla faturalandırılan bir kriz alanı haline getiren bu döngü, kendiliğinden çözülmeyecek kadar derin artık.

Bizde yarın için bugünden vazgeçmelisin.

#Enflasyon
#Ekonomi
#Toplum
#Özgür Bayram Soylu