
Journo’da yayımlanan Olkan Özyurt imzalı “Kültür sanat gazeteciliği yoğun bakımda” başlıklı yazı kültür-sanat dünyasında tartışmalara neden oldu. Herkesin kendisine göre çözüm önerileri mevcut ama bence çoğu kişi büyük resmi görmekten kaçınıyor. Açıklayayım:
Türkiye’de kültür-sanat gazeteciliği ciddi bir daralma yaşıyor. Gazetelerin kültür sayfaları küçüldü, kültür muhabirleri azaldı, eleştirel mesafe yerini çoğu zaman basın bülteni diline bıraktı. Bu tespitte itiraz edilecek pek bir şey yok. Ama özellikle merkez medya ve dijital mecralar için çok önemli bir kaynak olan Anadolu Ajansı’nın kültür-sanat servisinin varlığı ve etkinliğine yazıda hiç değinilmemiş olması önemli bir eksiklik. Bu burada dursun.
Ama mesele sadece bugünün meselesi değil. Yazının kurduğu 1990’lar nostaljisine biraz mesafeyle bakmak gerekir. Evet, o yıllarda gazetelerin kültür-sanat sayfaları daha güçlüydü. Daha fazla muhabir vardı, daha fazla tartışma vardı, daha fazla alan vardı. Ama aynı zamanda o alanların kendi ideolojik kapıları, kendi merkezleri, kendi kör noktaları da vardı. Bazı sanatçılar, bazı yazarlar, bazı çevreler sürekli görünür olurken; bazıları kültür hayatının kenarında tutuluyordu. Dolayısıyla kültür-sanat gazeteciliğinin tarihini yalnızca “bir zamanlar iyiydik, şimdi kötüyüz” diye anlatmak, meseleyi eksiltir. İster muhafazakar, isterler dindar, ister sağcı deyin, bir kesim uzun yıllar boyunca görmezden gelindi, gelinmeye devam ediyor. Bu kişilerin eserlerinin kalitesinden ve niteliğinden önce dünya görüşleri önemliydi.
Bugün kültür-sanat gazeteciliğinin temel sorunu kültür-sanatın temel sorunudur. Asıl mesele, kültür-sanatın kamusal hayattaki yerinin zayıflamasıdır. Kültür ve sanat artık toplumun kendini konuştuğu, tartıştığı, dönüştürdüğü bir zemin olmaktan çıkıp çoğu zaman etkinlik takvimine, davetiyeye, gala fotoğrafına, sponsor görünürlüğüne ve sosyal medya paylaşımına indirgeniyor.
Bir sergi açılıyor; haber değeri çoğu zaman serginin ne söylediğinde değil, kimlerin açılışa katıldığında aranıyor. Bir kitap yayımlanıyor; kitabın kurduğu dünya değil, yazarın polemik potansiyeli öne çıkarılıyor. Bir film gösterime giriyor; sinema dili değil, gişe ihtimali konuşuluyor. Böyle bir ortamda kültür gazetecisinden eleştirel bir özne olması beklenirken, o çoğu zaman PR metninin yeniden düzenleyicisine dönüşüyor.
Burada yalnızca gazetecileri ve gazete patronajını suçlamak da haksızlık olur. Gazeteler kültür servislerini küçültürken, sanat kurumları da eleştiriye karşı tahammülünü kaybetti. Sanatçılar, galeriler, müzeler, yayınevleri ve festivaller çoğu zaman gazeteciden soru değil görünürlük bekliyor. Eleştiri, alanı geliştiren bir imkan olarak değil, ilişkiyi bozan bir kabalık olarak algılanıyor. Oysa kültür-sanat hayatı iltifatla değil, sahici tartışmayla canlı kalır.
Hakim sınıfın hatalarının görünmez kılınması sadece kültür-sanat alanında değil, bir çok başka alanda da geçerli. Geçtiğimiz günlerde Rahmi Koç’un anlattığı nahoş fıkra üzerine dönen tartışmalar ve eleştiriler bizim için bu konuda önemli bir gösterge olabilir. Ya da birkaç gün sonra başlayacak olan dünya kupasında Amerika’daki stadların kalitesizliği, hizmetlerin eksikliği başka bir ülkede olsaydı Batı medyası acaba bunu nasıl değerlendirirdi?
Esas konumuza dönelim. Bugün yapılması gereken şey, kültür-sanat gazeteciliğini eski gazete düzenine geri çağırmak değil; yeni şartlar içinde yeniden düşünmektir. Evet, basılı gazetenin eski gücü yok. Ama bu, kültür-sanat gazeteciliğinin de bitmesi gerektiği anlamına gelmez. Aksine, dijital mecralar doğru kullanılırsa daha derinlikli dosyalara, uzun soluklu söyleşilere, bağımsız eleştiri alanlarına imkan sağlayabilir. Fakat bunun için kültür-sanat gazeteciliğini tıklanacak içerik değil, kamusal bir sorumluluk olarak görmek gerekir.
Kültür-sanat gazeteciliği yoğun bakımda olabilir. Fakat mesele sadece onu makineye bağlı tutmak değildir. Ona yeniden nefes aldıracak fikri, dili, ahlakı ve cesareti kurmak gerekir. Bu da ne sadece iktidar eleştirisiyle ne sadece sermaye eleştirisiyle mümkündür. Kültür-sanat alanının bütün aktörleriyle birlikte kendine bakması gerekir: gazeteciler, sanatçılar, kurumlar, okurlar, sponsorlar, editörler ve eleştirmenler.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.