Favori mekanlarımdan Meşher’de geçtiğimiz haftalarda Makbule Merve Uca’nın küratörlüğünde Seyahat Sanatı başlıklı bir sergi açıldı. Sergi, seyahati basit bir yer değiştirme eylemi değil; bilginin, iktidarın, inancın, savaşın ve ticaretin iç içe geçtiği büyük bir kültürel hareket olarak ele alıyor. Bugün hız ve konfor demek olan seyahat, geçmişte tehlike, merak, strateji ve hayal demekti.
Serginin en önemli başarısı, seyahati romantik bir kaçışa indirgememesinde yatıyor. Hacıların yollarını, elçilerin diplomatik güzergahlarını, orduların seferlerini ve tacirlerin nesnelerini aynı büyük anlatının parçaları kılıyor. Ziyaretçi yalnızca giden insanları değil, onlarla birlikte dolaşıma giren bakışları, korkuları ve arzuları da takip ediyor.
Meşher’in son yıllardaki sergileri birbirinden kopuk değil, aynı uzun cümlenin farklı kelimeleri gibi ilerliyor. Türkiye’de az sayıda kurum sergileri arasında böyle düşünsel bir bağ kurabiliyor. Birbirini tekrar etmeyen ama birbirine cevap veren bu sergiler, kurumun sadece dönemsel etkinlikler yapan bir mekandan ziyade, kendi entelektüel hattını kuran bir kültür kurumu olduğunu gösteriyor. Seyahat Sanatı bu hattın özenli duraklarından biri.
Serginin prodüksiyon kalitesi ayrıca takdiri hak ediyor. Geniş ve çeşitli materyaller kuru bir arşiv yığınına dönüşme tehlikesini aşarak, bir güzergahın durakları olarak konumlandırılmış. Umut Durmuş Cultural Works imzasını taşıyan tasarım, Meşher’in mimarisiyle de uyumlanıyor. İstiklal Caddesi’nin kalabalığından kopan ziyaretçi, geçmişin yollarına doğru ilerlerken, konunun anlatılmasıyla yetinilmeyip bizzat o seyahatin ritmi hissettiriliyor.
Küratöryel yaklaşımda en çok dikkat çeken şey, konunun yalnızca Avrupalıların Osmanlı’ya bakışı olarak okunmaması. Osmanlıların Avrupa ile kurduğu diplomasi, hac güzergâhları ve sefer pratikleri de aynı çerçevede işleniyor. Sergi, seyahatin yalnızca insanlara ait olmadığını; kitapların, haritaların, diplomatik armağanların ve üslupların da seyahat ettiğini hatırlatıyor. Bazen bir elçinin maiyetinde, bazen bir kervanın yükünde dünya yeniden kuruluyor.
Bu sergi bize medeniyetlerin yalnızca yerleşerek değil, hareket ederek de oluştuğunu söylüyor. Hem Sadberk Hanım Müzesi hem de Ömer Koç Koleksiyonu’nun zenginliğini görünür kılan ve ikisi arasında güçlü bir diyalog kuran bu çalışma, kesinlikle üzerinde düşünülmesi gereken bir sergi.
Keşke aynı şeyi kataloğun ulaşılabilirliği için de söyleyebilseydik; çünkü bu kadar büyük emekle hazırlanmış bir yayının 11.000 TL’lik fiyatı gerçekten çok yüksek.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.