Daha çok yazmalıyım, daha çok yaşamalıyım
04:00, 15/10/2025, Çarşamba
Yeni Şafak

Şeyma Samur
Şeyma Samur’un ilk kitabı Açık Deniz Ketebe Yayınları etiketiyle okurla buluştu. Samur ilk eserinin yayınlanma heyecanını anlatırken, “Daha çok yazmalıyım, daha çok yaşamalıyım diye düşündüm” diyor.
İlk eseriniz yayınlandığında neler hissettiniz?
Kaygı ve mutluluk bir aradaydı. Yazıya, yaşama, ilgi duyduğum alanlara olan iştiyakımın arttığını hissettim. Kendi kendine yeten ahenkli bir dünyanın içindeydim. Üstelik bu dünyayı ben kurmuştum. Döngüsü okurunda sürecek olsa da bir süredir emek verdiğim o büyük çember kapanmıştı. Daha çok yazmalıyım, daha çok yaşamalıyım diye düşündüm. Birbirlerini besleyen eylemler ne de olsa. Hayatın içindeyken yazıya daha çok kafa yoranlardanım. Bir ödev bilinciyle masa başına geçtiğimde kitlenir kalırım çoğunlukla.
Kitabınızı elinize alınca ilk olarak ne yaptınız?
Bir süre kapağıyla bakıştım. Sonrasında ilk sayfayı, eşime yazdığım ithaf cümlesini okudum.
Kitabınızı ilk kime imzaladınız?
Yakın arkadaşım Demet’e. Kitaba benden önce ulaşmıştı. Muhabbet ettiğimiz sırada çantasından çıkarıp bana uzatıverdi. Normalde kitap imzalama işine özel bir anlam yüklemem fakat dostluğumuz için kıymetli bir andı.
Hikâye etmekle ünsiyetim okumak ve dinlemekle başladı
Yazmaya nasıl başladınız?
Yazarlığımın demirlediği nokta kitap sevgisi oldu. Sıkılgan ve meraklı bir çocuktum. Başka dünyaları haber veren seslere, işlere, kişilere hep kulak kesilirdim. Bunun en kestirme yolu da kelimelerden geçiyordu. Babam her ay kitapçı bir arkadaşından aldığı kitapları eve getirir, bana hediye ederdi. Refik Halit Karay’dan Ömer Seyfettin’e Jules Verne’den Jack London’a onlarca isimle tanıştım bu sayede. Annemin yemek yemem için anlattığı masalları, babamdan öğrendiğim peygamber kıssalarını da hesaba katarsak hikâye etmekle olan ünsiyetim böyle başladı diyebilirim: okumak ve dinlemekle. Sonrasında okuduklarımı, gördüklerimi, dinlediklerimi kaydetmeye başladım. Yazının bana samimi bir oyun alanı sunduğunu, paralel gerçekliklere kapı araladığını fark ettim. Yazmak bir şeyleri kendime ait kılmakla eşdeğer oldu benim için. Ortaokuldayken uzun süre günlük tuttum. Üniversite yıllarımda çeşitli fanzinlerde şiir ve deneme yazılarım basıldı. Dergilere öykü göndermeye ise yaklaşık üç yıl önce başladım. Yazma işini ciddiyetle ele almam, bir yazı disiplini dahilinde çalışmam da aynı döneme rastlar.
Gece mi yazarsınız, gündüz mü?
Bu konuda seçici değilim. Öyle bir lüksüm de yok zaten. Fırsat buldukça yazarım. Mesleğim gereği gündüzleri yoğun bir tempoyla çalışıyorum, yazdıklarım kısa notlarla, anahtar kelimelerle sınırlı kalıyor. Fakat beni heyecanlandıran bir öykü fikri varsa molalardan, hasta aralarından arttırdığım zamanlarda bir şekilde köşeme çekilip yazarım. Geceleri kişisel meşguliyetlere tabi olduğum için daha özgür hissederim. Notlarıma, taslak metinlere çeki düzen vermek için geceyi beklerim.
Defter mi, bilgisayar mı?
Aklıma bir fikir geldiğinde telefonuma ya da yanımdaysa bilgisayara not alıyorum. Bu daha pratik geliyor bana. Nadiren defter kullanırım. Her yıl başında güzel ajandalar, renkli kalemler alarak defter insanı olmaya heves etsem de gün sonunda kendimi yine bilgisayar başında bulurum. Metin üzerinde çokça değişiklik yaptığım için klavye kullanmak daha konforlu geliyor.
Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.