ABD Başkanı Donald Trump, basın mensuplarına
“NATO zirvesi Türkiye’de olmasaydı gelmezdim. Dostum Erdoğan çağırdı, ben de geldim”
dediğinde aklıma, geçenlerde okuduğum bir hatırattaki “uçak meselesi
” geldi. Türkiye’nin mevcut dünya düzenindeki seyrini tek başına anlatabilecek en çarpıcı hikâyelerden biri olabilir.Takvimleri geri saralım.
Yıl 1964
... Türkiye tarihinin en zor, en sancılı dönemlerinden biri yaşanıyordu. Washington’da kritik bir görüşme yapılacaktı. Masanın bir tarafında Soğuk Savaş ikliminin lideri Amerika
vardı. Diğer tarafında ise Kıbrıs’taki Türklere yönelik katliamları durdurmak için askerî müdahaleyi gündemine alan Türkiye.
Üç yıl önce askerî darbe yaşanmış ülkede taşlar yerine oturmamıştı. Dış politikada da ağır sınavlar verilirken, Akdeniz’de Yunanistan’a karşı askerî üstünlük kuramayacağını bilen Ankara,
Kıbrıs’ta akan kanı durdurmanın
yollarını arıyordu. TBMM, hükûmete savaş yetkisi vermiş, meydanlarda “Ordu Kıbrıs’a
!” sloganları yükselmeye başlamıştı. Merhum Mehmet Ali
Birand’ın
32. Gün programında dediği gibi; dönemin Başbakanı İsmet İnönü
bir “çıkış yolu
” arıyordu.Planlamaya göre Türk askeri
6 Haziran 1964 günü Kıbrıs’a çıkacaktı.
Ancak komutanlar, ordunun böyle bir harekât için yeterli güce sahip olmadığını İnönü’ye rapor etmişti.Tam bu sırada “
Johnson Mektubu
” Ankara’ya ulaştı. Aradan altmış yılı aşkın
süre geçmesine rağmen hâlâ tartışılan bu mektupta ABD Başkanı Lyndon B
. Johnson
, Kıbrıs’a yapılacak bir müdahalenin Sovyetler Birliği’ni harekete geçirmesi hâlinde NATO’nun Türkiye’yi otomatik olarak savunmayabileceğini söylüyordu.
Dahası, Amerika’nın verdiği silahların Kıbrıs’ta kullanılmasına da izin verilmeyeceği açıkça belirtiliyordu. Batı, İsmet Paşa’ya “geri dönmenin yolunu” göstermişti.
İşte bu ağır krizin bugün pek hatırlanmayan başka bir fotoğrafı daha vardı.
Başbakan
İsmet İnönü
, kendisini böylesine sert bir dille uyaran Amerikan Başkanı’nın çağrısına uyarak bir ay sonra müzakere masasına oturmak için Washington’a gitti. Ancak bu seyahat Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin imkânlarıyla değil
, Amerikan Başkanı’nın gönderdiği özel uçakla
yapıldı.Diplomasi masasındaki güç dengesi, o uçak Ankara’ya doğru havalandığında Amerika lehine kurulmuştu.
Duayen gazeteci
Yavuz Donat
, anılarında bu ve benzeri üç uçak hadisesini şöyle aktarır: “21 Haziran 1964’te Başbakan İsmet İnönü, ABD Başkanı Johnson’ın gönderdiği özel başkanlık uçağı ile Amerika’ya gitmişti. 2 Şubat 1966 tarihi, Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel hastaydı. Tedavi için ABD’ye gidecekti. Yine ABD Başkanı Johnson özel uçak gönderdi. 12 Mart 1971... Muhtıra verildi, Süleyman Demirel hükûmeti istifa etti. Sonra ‘partiler üstü hükûmet’ kuruldu... Nihat Erim’in başkanlığında ‘beyin takımı’ hükûmeti... Ve Başbakan Nihat Erim ABD’ye gitti. ABD Başkanı Richard Nixon’ın gönderdiği özel uçakla.”
(Off The Record, s. 25, Turkuvaz Kitap)
Devletimizi
yönetenlerin
ardı ardına gönderilen uçaklarla Amerika’ya gitmesi, Türkiye’nin o yıllardaki ekonomik gücünü, askerî bağımlılığını ve diplomatik imkânlarını
gözler önüne seriyor. Yıllar boyunca enerjisini darbelerle tüketen, seçilmiş başbakanını idam eden bir ülkenin savunma sanayiinde sıçrama yapmasının hayalini kurmak bile gerçekçi olamaz değil mi?Bugün ise
NATO
, düzeni yıkılan dünyanın en önemli gündemlerinden. “Nereden nereye
” dedirten gelişmeler yaşanıyor. Avrupa, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük güvenlik krizlerinden birini
yaşıyor. Savunma harcamaları artıyor, yeni ittifaklar kuruluyor, dengeler değişiyor.Hafta içi Ankara’da gerçekleşen
tarihî zirvede
, Türkiye’nin bu tartışmaların tam merkezinde durduğunu hep birlikte gördük.NATO bizi şemsiyesinin altından çıkarmasın diye
Amerikan Başkanı’nın tahsis ettiği uçakla müzakereye giden Türkiye’den; bugün SİHA’ları, millî gemileri, füze sistemleri, hava savunma projeleri ve millî savaş uçağıyla NATO ittifakına “Türkiye olmadan Avrupa’nın güvenliği inşa edilemez”
mesajı veren stratejik bir güce dönüştük. Altmış yıllık serüvenden çıkarılacak özet şudur:
Bir zamanlar Türkiye’yi Sovyet tehdidine karşı koruma garantisi vermemekle tehdit eden
Batı bloku, bugün Avrupa’nın güvenliği için Rusya’ya karşı Türkiye’nin stratejik gücüne ve askerî kapasitesine ihtiyaç duyuyor.
İşte bu yüzden
Johnson’ın mektubu kadar gönderdiği o uçağı da
hatırlamamız gerekiyor. Zirve için Ankara’ya gelen liderler de Mehter Marşı
eşliğinde yürüdükleri o anları muhtemelen uzun süre unutamayacaklar.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.