ABD Başkanı Trump, NATO zirvesi sırasında şu açıklamayı iki kez yaptı… “Eğer ben olmasaydım, Türkiye (İran’da) savaşa girerdi ve diğer tarafta (İran’ın yanında) yer alırdı, her ne kadar diğer tarafı (İran’ı) da sevdiğini düşünmesem de.” Trump’ın abartılarına alışığız. Ama bir düzeltme gelmemesi meseleyi irdelemeyi gerekli kılıyor. Trump’ın mesajı boşuna değil ama hikâyeyi eksik anlatıyor. Kulislerde konuşulanları aktaracağım. Önce zirvede not defterime düştüğüm kayıtları paylaşayım.
BİR HAKKI TESLİM EDELİM
Bir. Dünyanın birçok noktasında uluslararası zirve izledim. Böylesine büyük organizasyonlarda (En az 50 ülkeden üst düzey temsilciler, 60’dan fazla ülkeden 2500 gazeteci vs) kakofoni olabilir, aksaklık yaşanabilir. Ama… Ankara Zirvesi kusursuzdu. Tek bir aksaklık yaşanmadı. Bu büyük organizasyonun “kılçıksız” tamamlanmasında; Cumhurbaşkanı Özel Kalem Müdürü, Büyükelçi Hasan Doğan’ın yıllara sari tecrübesi ve -medya ayağında- İletişim Başkanı Burhanettin Duran’ın yakın ilgisi büyük bir krediyi hak ediyor.
S-400’E FORMÜL ARAYIŞI
İki. Yaptırımlar ve F-35 meselesi Türk-Amerikan ilişkilerine yüktü. Trump da daha önce defaatle bu sorunu gidermek istediğini açıkladı. Ankara’da yeni ve net bir şey söylemesi gerekiyordu. Yaptırımları kaldırma kararı bu yeni şeydir.
Üç. Cumhurbaşkanı Erdoğan da yaptırımların fiiliyatta büyük ölçüde kalktığını vurguladı. Bunu ABD ile savunma alanında konuşulan işbirliklerinden de anlıyoruz. Kaan için gönderilecek motorlar örnektir. Erdoğan özellikle Türk gemi inşa sanayiini vurguladı. Arkaplanda fırkateyn ve denizaltı yapımı ve ABD’ye satışı konusunda duyanların ağzını açık bırakan adetler konuşuluyor.
Dört. CAATSA yaptırımlarının kalkması gündeme geldiğinde konu bir şekilde S-400’lere geliyor. Bazı gazeteler “Körfez’e gönderileceğini” yazdı. Bu, NATO kulislerinde çok konuşulmuştu. Üçüncü ülkeye gönderilecek mi gönderilmeyecek mi? Gönderilirse bu hangi ülke olacak, tartışılıyordu. Analizim: S-400’ler satılırsa; İran krizinde Tahran’ın düşmanlığını en çok kazanan, bu yüzden hava ve kara savunma sistemlerine ciddi bir şekilde ihtiyaç duyan; Türkiye, Rusya ve ABD ile ilişkilerini sürdürdüğü için kimsenin “hayır” demeyeceği ülke hangisiyse ona satılır. Karşılığında; Türkiye’nin yerli imkanlarla inşa ettiği hava savunma sisteminin açıkta kalan irtifa ve kabiliyetlerinin (mesela SAMP-T ile) desteklenmesi gerekir (Not: Siper hava savunma sistemi kamuoyuna açıklananın çok ötesinde yetenekler kazandı. Birkaç yıl içinde Türkiye’nin hava savunma ihtiyacı yüzde yüz yerli imkanlarla karşılanacak noktaya gelecek.)
İSRAİL’İN ALANI DARALDI
Beş. Bu tablo İsrail’i rahatsız ediyor. Ama tek mesele Türkiye değil. Tel Aviv’in birkaç haftadır doğrudan hedef aldığı Suriye Cumhurbaşkanı Şara’nın Ankara’ya davet edilmesi; Erdoğan, Trump ve Kongre üyeleriyle görüşmesi, daha sonra Trump’ın Suriye’yi “teröre destek veren ülkeler listesinden” çıkarma kararı alması büyük iştir (Bu, Suriye’nin dünya ekonomisine entegrasyonu için elzemdi.) Trump, Netanyahu’yu böyle böyle “dövüyor.”
Altı. Trump bir benzerini Ukrayna için de yaptı. Zelenski’ye “Size Patriot’ları üretmek için lisans vereceğiz” dedi. Bu, Rusya’yı üzer. ABD; Putin ve Zelenski’nin (özellikle artık Putin’in) gerekirse zor kullanarak masaya oturtulması gerektiğini düşünüyor. Zirveden Ukrayna için çıkan 70 milyar dolarlık destek paketini de bu kapsamda okumalı.
Yedi. Bu yoğun gündem arasında Türkiye-İngiltere savunma ve güvenlik ortaklığı anlaşması hak ettiği ilgiyi görmedi. Oysa çok stratejiktir. İzini süreceğim.
BU ZİRVE NATO’YU “İPTEN ALDI”
Sekiz. Soru: “Bu sizin son NATO zirveniz miydi?” Trump: “Hayır. Bugünkü toplantı birçok şeyi çözdü.” ABD’nin NATO’daki konumu bu zirveyle netleşti.
Dokuz. Herkes “Türkiye’nin önemini” vurguluyor. Gerekçe olarak; güçlü ordu, güçlü savunma sanayii, Türkiye’nin haritadaki yeri sıralanıyor. Doğru ama eksik. Türkiye’yi değerli kılan bir diğer şey “jeopolitik külfet paylaşımıdır.” NATO üyeleri arasında; sert güç kullanma (Katar, Libya, Suriye, Somali, Karabağ vs.), yumuşak gücünü devreye alarak devlet inşası süreci yönetme, toplamda “akıllı güç unsurlarını” uygulama kapasitesine sahip tek aktör Türkiye’dir. NATO üyeleri savunma bütçesi tartışmaları yaparken Türkiye jeopolitik haritayı şekillendirmektedir. Türkiye’nin gücü budur. Güç, “dostluğu” teşvik eder. Trump’ın dostluğu da bundan kaynaklanır.
ABD’NİN AĞZINDA BAKLA ISLANMIYOR
Defterimde daha çok not var. Ama yerimiz dar. O konuya dönelim. Türkiye, İran krizinde savaşa girecek miydi?
Bir. Trump bu sözlerle aslında Netanyahu’ya mesaj veriyor. “Bak, seni ben koruyorum” diyor.
İki. Hikayede eksik kısım şu: ABD, savaştan önce Ankara’ya şu mesajı veriyordu: “İran’da bir kriz patlak verirse tarafsız kal. Bizi engelleme.” ABD’nin talebinden bağımsız olarak… Türkiye zaten bu savaşın parçası olamazdı. Bu, Türkiye’nin savaşı değildi. Aksine… Gerilim ve kaos ulusal güvenliğini tehdit edecekti. Bu yüzden en başından bu yana ateşin sönmesi için çabaladı. Peki, savaş sırasında ulusal güvenliğiyle çelişen daha büyük bir tehdit doğarsa?
Üç. İşte Trump’ın “Savaşa girecekti” dediği kısım bu: Ankara, İran’daki ayrılıkçı Kürt grupların İran’a karşı kara gücü olarak kullanılması planını gördü: Suriye’deki örgüt mensuplarını Irak’a getirme, orada ayrılıkçı diğer gruplarla buluşturma, Süleymaniye üzerinden İran’a sokma, İran’daki bazı bölgeleri ele geçirerek halkı rejime karşı ayaklandırma planından bahsediyorum. Bu, Ankara’nın üzerinde titrediği bir çok şeyi temelden sarsabilirdi. Terörsüz Türkiye süreci üzerinden inşa edilen bölgesel denklemi ters yüz edebilirdi. Savaşın bölgeye yayılmasına yol açabilirdi. MİT Başkanı Kalın’ın o süreçte Irak’taki aktörler üzerinde büyük baskı kurduğunu biliyorduk. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD Başkanı Trump’la konuşurak “Ankara’nın böyle bir senaryoya kayıtsız kalmayacağı, Irak’ta yaşanacak bir hareketliliğe karşı sahada gerekli tedbirleri alacağı” mesajını verdiğini de Amerikalılardan öğreniyoruz.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.