Duyguların, dolayısıyla ahlaki değişimin boyutlarını görmek açısından edebî metinler önemlidir.
Üç E, yani epistemoloji, etik ve estetik bahsini konuşmak için Dorian Gray’in portresinin iyi bir izlek olduğunu düşünüyorum. Eleştirmenler bu romanın modern bir Faust uyarlaması olduğunu söylüyor. Esasında Batı medeniyetinin yaslandığı Faust efsaneleri, bilgiyi ele geçirmek için her yolu meşru görür ve bu yollar muhakkak ruhunu şeytana satmak ile noktalanır. Ta ki Goethe’nin Faust’una kadar.
İslam medeniyeti insanın kendisini bilmesinin gerçek bilgi olduğu üzerinden ilerler. Batı, ruhunu şeytana sattığını düşünerek trajediye yuvarlanırken, Doğu özellikle de İslam medeniyeti kişi ve kavimlerin sonunun kibir, nefs ve haddini aşmak yüzünden geldiğini anlatır.
Edebî eserleri özetlemekten hiç hoşlanmadığım, bir öykü ve romanı özetlemenin bir şiiri özetlemekten çok da farklı olmadığını düşündüğüm halde Oscar Wilde’ın hayatından izler taşıyan ve tek romanı olan metni kabaca özetleyeceğim müsaadenizle. Kabaca diyorum, çünkü edebî metni diğer metinlerden ayıran en temel özellik kendi duygularımızla yüzleşmemizi sağlayan sahnelerdir. Bu sahnelerin özete dahil olması pek mümkün değildir. Dolayısıyla okullarda çocuklara, gençlere romanların özetini ödev olarak vermek onları edebiyattan soğutmak için biçilmiş kaftandır.
1890 yılında yayımlanmış bu romanı günümüzün güzellik, estetik, haz, vicdan ve insanın kendi benliğini görsel bir metin olarak sunuşuyla bağlantılı olarak tartışmak niyetinde olduğum için metni özetliyorum:
Romanın başkahramanı, olağanüstü yakışıklı ve genç bir adam olan Dorian Gray‘dir. Ressam Basil Hallward, Dorian’ın güzelliğinden büyülenir ve onun bir portresini yapmak ister ve Dorian ressama modellik eder. Basil, Dorian’ın dış güzelliğinin aynı zamanda ruhunun saflığını da yansıttığına inanır.
Basil’in evinde Dorian, aristokrat ve zekâsıyla etkileyici Lord Henry Wotton ile tanışır. Lord Henry, hayatın amacının haz peşinde koşmak olduğunu, ahlaki kuralların insanı gereksiz yere sınırladığını savunur. Genç Dorian, bu düşüncelerden derinden etkilenir.
Ressam Basil, Dorian’ın Lord ile arkadaşlık etmesini engellemeye çalışsa da muktedir olamaz. Nihayet portre biter ve sahibine teslim edilir.
Dorian, mutsuz fakat iyi bir aileden gelmektedir. Lord Henry onu kanatlarının altına alır ve gençliğini sonuna kadar yaşaması için onu tiyatrolara, operalara götürür, Londra sosyetesine takdim eder. Hızlı gece hayatı böyle başlar.
Dorian, genç tiyatro oyuncu Sibyl Vane’e âşık olur. Ama kısa bir süre sonra Lord Henry’nin etkisiyle onu basit bularak acımasızca terk eder.
Sibyl’i terk ettikten sonra eve geldiğinde Dorian, portresinde bir değişiklik görür. Aynaya bakar, yüzü değişmemiştir. Portreye ilk baktığında kendisinin değil, bu portrenin yaşlanmasını dilemiş ve işte şimdi bu dileğin gerçek olduğunu görmüştür. Bu değişiklik ile sevgilisini terk etmesi arasında bağlantı kurarak derhal özür dileyen bir mektup yazar.
Sonraki günlerde işlediği her günahtan sonra eve geldiğinde portresi ile kendi yüzünü mukayese edecek, portrenin yaşlanıp, bozulmasına karşılık kendisinin daima yirmi yaşında kalışından zevk duyacaktır.
Ertesi gün kendisini görmeye gelen Lord Henry, Sibyl’in intihar ettiğini adeta zevk duyarak anlatır. Dorian’a kızdan skandalsız bir şekilde kurtulmasının memnuniyet verici olduğunu söyler.
Ressam Basil, sevgilisinin ölümü üzerine Dorian’a taziyede bulunmak için geldiğinde portreyi sergilemek istediğini söyler. Dorian bir paravanın arkasına sakladığı resmi Basil’e göstermez. Sonrasında resminin başkaları tarafından görülme ihtimalini ortadan kaldırmak üzere kullanılmayan bir odada gizli tutar.
Hızlı gece hayatına, sınırsız içki tüketimine rağmen fiziki gücünden hiçbir şey kaybetmeyişi, daima genç ve güzel kalışı bütün Londra halkının merakını celbeder, hakkında korkunç dedikodular dolaşır.
Ressam Basil, Paris’e gitmeye karar verir, vedalaşmak için gittiği Dorian’a, hakkında çıkan dedikoduları anlatarak bunların yalan olduğunu söylemesini ister. Ressamın eleştiri ve nasihatleri Dorian’ı çileden çıkarır ve sakladığı portreyi gösterir. Basil, portrenin korkunç hâlini görünce dehşete düşer. Aralarında çıkan tartışmada öfkeye kapılan Dorian, Basil’i öldürür.
Basil’i öldüren Dorian, onu ortadan kaldırmak için vakti zamanında bir sırrını sakladığı kimyager arkadaşı Campbell’den yardım ister. Çaresiz kalan kimyager nitrik asit ile ressamın vücudunu tamamen ortadan kaldırır. Campbell vicdan azabı içinde bu işlemleri yaparken Dorian, yemek ziyafetinde Lord Henry ile nükte ve vecizlerle “hoş” bir sohbetin içindedir.
Campbell yaptığı işlemden sonra vicdan azabından intihar eder, ama Dorian’ın hayatında hiçbir değişiklik olmaz. Acı çeken sadece duvardaki resmidir. Her acı ve günahtan sonra resim biraz daha çirkinleşmekte ve bozulmaktadır.
Hayatına karışan herkesi bir şekilde öldürmüş ya da ölümüne vesile olmuş olan Dorian, mazinin yükünden kurtulmak, yeni bir hayata başlamak ister. Lord Henry onun bu düşüncesini kahkahalarla karşılar.
Dorian yapabileceği kötülükleri yapmadığında portrenin değişeceğini umut eder. Bir köylü kızını kolaylıkla kandırabilecekken kandırmaktan vazgeçtiği için portrenin bir parça düzeleceğini düşünür. Umduğunu bulamaz.
Dorian iyi niyetlerinin, kendince asil bulduğu hareketlerin portrede hiçbir olumlu değişiklik yapmadığını, eskisinden daha da iğrenç, dudaklarında riyakar ve yılışık bir gülümseme belirdiğini ve elinden kan damladığını görünce dehşete düşer.
Dorian, portreyi yok ederek geçmişinden kurtulabileceğini düşünür. Eline aldığı bıçakla tabloyu parçalar. Parçaladığı kendisidir esasında.
Hizmetçiler içeri girdiklerinde yerde tanınmayacak kadar yaşlanmış, çirkinleşmiş ölü bir adam bulurlar. Yerde yatan adamın elindeki yüzüklerden dolayı onun Dorian olduğunu anlarlar. Duvarda asılı portre ise yeniden ilk günkü gibi genç ve kusursuz görünmektedir.
Bu romanı, sosyal medya, dijital kimlik ve “kusursuz görünme” takıntısını göz önünde bulundurarak okuyacak olursak... Dorian’ın değişmeyen yüzü ile çürüyen portresi, bugünün “mükemmel görünen ama içten yıpranan insan”ını hatırlatır.
Dorian’ın yüzü yirmi yaşın tazeliğinde ve güzelliğinde donmuş olarak yıllar boyunca değişmez; fakat yaptığı her kötülük, işlediği her günah ve vicdanındaki her karanlık, portrede görünmeye başlar. Portredeki yüz giderek çirkinleşir, yaşlanır ve korkutucu bir hâl alır.
Günümüzün estetik müdahalelerle kendisini belli bir yaşta ve güzellikte dondurmak isteyen insanları da enerjisini ekranda görünecek portreye harcarken içinin boşaldığını, ruhunun kuraklaştığını fark etmiyor.


Sitemizde paylaştığınız yorumlar, diğer kullanıcılar için değerli bir kaynaktır. Lütfen farklı görüşlere ve diğer kullanıcılara saygılı olun. Kaba, saldırgan, aşağılayıcı veya ayrımcı ifadeler kullanmaktan kaçının.